❤️‍🩹 Elimizden tutan ve yaralarımızı saran konserler: The National

Bu yılın en iyi performanslarına imza atan indie’nin “Sad Dads”lerinin şarkıları melankolik olmasının yanı sıra şifalandırıcı aynı zamanda.
❤️‍🩹 Elimizden tutan ve yaralarımızı saran konserler: The National

28 Eylül - Meşher - İstanbul
Meşher ile birlikte

Farklı gözlerden farklı tasvirlerle: Göz Alabildiğine İstanbul: Beş Asırdan Manzaralar Nedir? Sergi . İstanbul’un siluetine bir uçtan bir uca bakarken 15. yüzyıldan 20. yüzyılın ilk çeyreğine uzanan zaman çizgisinde dönemin diplomatik ilişkilerine, şehrin geçirdiği dönüşümlere, çokkültürlü yapısına ve sosyal yaşamına ait izleri Ömer Koç Koleksiyonu'ndan yapılan bir seçkiyle keşfetmeye davetlisin. Nerede ve ne zaman? 26 Mayıs 2024’e kadar Meşher ’ de. Neden gitmeli? Küratörlüğünü Şeyda Çetin ve Ebru Esra Satıcı'nın üstlendiği sergide en eski yapıt 1493 yılına ait . Bir kısmı ilk defa İstanbul’da sergilenen; geniş açılı şehir manzaralarını gösteren tablolardan gravürlere, nadir kitaplardan albümlere, panoramik fotoğraflardan objelere dek 100’ün üzerinde nadide eser seni bekliyor. Not almalı: İstanbul’un göz alıcılığına bir iltifat sunmak yerine anlatının çeşitliliğini, tasvirlerin farklılığını ortaya koyan Göz Alabildiğine İstanbul sergisinde; gemi kaptanından seyyahlara, askerlerden elçilere, yazar, ressam ve fotoğrafçılardan mimar ve şehir plancılarına kadar Batılı gözlerin farklı teknik ve araçları öne çıkıyor. Sergi hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilir, İstanbul’a heyecan verici değişik açılardan bakmak için yolunu Taksim’e, Meşher ’e düşürebilirsin.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Eylül ayının son günü. Birazdan Berlin’deki Max-Schmeling-Halle’de The National’ı izleyeceğim. Grubun bu yıl çıktığı turnedeki neredeyse her konseri pek çok gazete ve dergiler tarafından sayısız kere övgü aldı. Okuduğum değerlendirme yazılarından sonra beklentim oldukça yüksek. The National’ı en son 12 yıl önce Budapeşte’deki Sziget Festival’da, güneşin en tepede olduğu çok kötü bir saatte izledim. O yüzden de sanki eski bir arkadaşla bu kez olabilecek en iyi yerde buluşuyormuşum gibi sevinç ve heyecan var içimde. Mauerpark’ın sonuna doğru yürürken orta yaşlı Sad Dads’lerden oluşan bir kalabalıkla karşılaştım. (Grup kendileri için esprili bir şekilde Sad Dads tabirini kullanıyor. The New Yorker bir makalesinde The National’ın Sad Dads’lerini havalı spor ayakkabı giyen ve Warby Parker marka gözlük takan kırk yaşlarındaki adamlar olarak tanımlar.) Evet, konser alanına yaklaştım demek.

Grup, sürpriz bir şekilde 12 şarkıdan oluşan bu yılki ikinci albümleri Laugh Track’i konserden iki hafta önce yayımladı. Albüm, geçen nisan ayında dinleyiciye sundukları First Two Pages Of Frankenstein’ın ikinci bölümü. En önemlisi de buradaki sözlerin tamamlayıcılığında. İlk albüm solist Matt Berninger’in yaşadığı yazar tıkanıklığını ve pandemide aşılması zor depresyonuyla mücadelesinin adeta günlüğüydü. Grup, Berninger’in varoluşsal krizleri sonrası bu yılki ilk albümün yeniden bir araya gelmelerini sağlayan tutkal niteliği olduğunu birçok kez dile getirdi. Laugh Track, ilk çalışmaya göre daha nihilist ama yine de tam anlamıyla mutlu bir albüm değil. Fakat grup, hayattaki her şeyi çözdüklerini kişisel gelişim cümleleriyle anlattıkları şarkı sözleri yazsa ne kadar kendileri olabilir ki? Öte yandan Berninger de bu son albümde acılarına daha sağlıklı bir köşeden baktı. Zaten sanatçı, verdiği bir röportajında şunları söyledi: “Uzun zaman sonra yaşadıklarımı yazmaya başladım. Umarım bir süre depresyon hakkında yazmam çünkü oradaki her yaprağı çevirdiğimde yine o köşeden baktığımı hissediyorum. Bu iki albüm de bana çok bağlı geliyor. O yüzden aynı kapağa sahip olmalarını istedim. Şimdi de turnedeyiz. Beynimin, kalbimin ve ruhumun enerjisi ısındı; tüm grup ısındı. Bu da bu albümü çok etkiledi.”

Matt Berninger | Fotoğraf: Désirée Pezzetta

Bedenle şarkı söylemek

Kariyerlerinin en üretken döneminde olan The National’ın turnesinin Berlin ayağı üç saate yakın kusursuz sıralanmış 28 şarkıdan oluştu. Büyük yıldız Nick Cave gibi Matt Berninger de takım elbisesi ile sahnede belirdiğinde büyük bir alkış koptu ve Once Upon a Poolside şarkısının piyano sesini işittik. Bu dokunaklı indie rock baladından hemen sonra her iki yeni albümünün de en iyisi olan Eucalyptus başladı. Kalp kırıklarını anlatan bu şarkıda Berninger, kalabalıkların arasında gözüne kestirdiği birini işaret ederek sözleri söyledi ve  seyirciyle arasındaki o belirsiz perde de ortadan kalktı. Dinleyicisine acısını haykırırken elleriyle de anı anlattı.

You should take it, ‘cause I’m not gonna take it
You should take it, I’m only going to break it

Matt Berninger, sahnede enstrüman çalmayan solistlerden. Bunun ister istemez canlı performanslarında hareket özgürlüğüne epey katkısı var. Sahnenin tüm alanını kullanmakla kalmıyor aynı zamanda da neredeyse tüm şarkılarda pandomim sanatçısı edasıyla şarkı sözlerini oldukça keskin hareketlerle tasvir edebildi. Ara sıra kafasına vurdu. Dizlerinin üzerine çöktü ya da saçlarını çekiştirdi.

Gerçekçi yaklaşmak gerekirse ilk birkaç şarkıda Berninger, sesiyle birkaç notaya basamadı ve enstrümanlar tam olarak duyulmadı. Ama her şey Squalor Victoria’nın girişindeki Bryan Devendorf’un muazzam davul ritmiyle yerli yerine oturdu. Ve hemen ardından gelen Don’t Swallow the Cap ile de tamamlandı. Tüm salon 2013’ten gelen şarkının enerjisiyle hareketlenmeye başladı. Berninger’in bas bariton sesi kimi zaman savruk kimi zaman bir hikâye anlatıcısı gibi bu şarkıda. Grup, Demons’ı çalmadan önce de bu şarkıyı konserin açılışını yapan Bartees Strange ekibine ve Berlin’in en ünlü hipster otelinin sahibi Tom Michelberger’e adadığını söyledi.

Popüler indie rock klasiği Bloodbuzz Ohio sırasında tüm salon aynı anda artık şarkılara eşlik etmeye başladı. The System Only Dreams in Total Darkness’ta Berninger’in adeta vokallerle yarattığı delirme anına şahit olduk. Sanatçı, şarkının dalgalı ruh halini o kadar iyi bir şekilde ifade etti ki ayak parmaklarımın ucuna kalktım ve şu cümleleri söylerken sahne ışıklarını tokatlamasını daha da net görmek istedim: 

I cannot explain it
Oh, any other, any other way

Bryce Dessner | Fotoğraf: Désirée Pezzetta

Duygu karmaşasının içinde kalmak 

Aaron ile Bryce Dessner’nın gitardaki ahengine de değinmeden olmaz. Malumunuz The National’ın katlanarak büyüyen hayran kitlesinin aslında arkasındaki isimler de ikizlerin dahi müzisyenler olması ve yarattıkları müzik. Şu an Amerika müzik endüstrisinin en önemli iki ismiler. Özellikle Aaron Dessner, Taylor Swift’in son 3 albümünün prodüktörlüğünü üstlendi. Böylelikle de grup, bambaşka bir müzik dinleyicisinin radarına girdi. Konserde bu inanılmaz yetenekli ikizlerin gitar ile ilişkisi her bir şarkıda daha da keskin, daha da kusursuz. Mesela I Need My Girl şarkısında Bryce Dessner, bir gitarı çalarken, diğerini de sapından yere sabitleyip yıkıcı bir sesin ortaya çıkmasını sağladı. Bu sırada da seyirciden bir çığlık sesi duyuldu. 

Adım adım konserin duygusal anlarına yürürken Cherry Tree çalmaya başladı. Bu şarkı oldukça karamsar bir atmosfere sahip. Ayrıca derin, sade, melankolik de. Berninger, şarkıyı söylerken mikrofonu ara ara kafasına vurdu. Şarkının ikinci yarısında seyirciye doğru yanaştı. Parça, saksafonların da müziğe dahil olmasıyla çok daha vahşi bir hâl aldı. İkizler, gitarlarını havaya kaldırarak karşılıklı olarak çalmaya başladı. Davul çok daha sert. O sırada seyirci sahnenin hangi köşesine bakacağına şaşırırken onlarca duygunun karmaşası içine girdik. Berninger ise aynı nakaratı tekrarladı:

Can we?
Loose lips sink ships
Loose lips sink ships
Loose lips sink ships

Matt Berninger | Fotoğraf: Désirée Pezzetta

İlhamı Nick Cave

Matt Berninger, Day I Die ve Terrible Love şarkılarında seyircinin arasına girdi. Mikrofon kablosunun ulaşabildiği yere kadar giderek konser alanını gezip şarkılarını söyledi. Nick Cave konserlerindeki gibi seyircinin ona dokunmasına, sarılmasına izin verdi. Uzaktan değil tam da yanlarında âdeta seyirciye teslim oldu. Zaten Berninger’in karamsar dönemlerinde de ilham aldığı kişilerden biri Nick Cave. Bir röportajında ondan örnek vererek şöyle dedi: “Nick Cave her zaman yaratım sürecindeki bu küçük alevin nasıl olduğundan bahseder. İster bir duygu, ister bir film, ister bir şarkı ya da başka bir şey olsun sizi herhangi bir konuda heyecanlandıran o küçük alevi bulmaya çalışıyorsunuz. Alevi bulamadığım çok uzun zaman oldu. Sonunda First Two Pages Of Frankenstein’da şarkıları bir araya getirmeye başladım. Şimdi her şeye benzin döküyorum ve tüm evi aydınlatmaya çalışıyorum.”

Matt Berninger | Fotoğraf: Désirée Pezzetta

Vanderlyle Crybaby Geeks ayini

Konserdeki 28 şarkıyı tek tek anlatmak güç. Biletlerinin tamamen satıldığı, 12 bin kişinin aynı şarkılarda birlik olduğu bir konserde müziğin nasıl yaraları sardığını gördük. Yürek burkan hüznüyle About Today şarkısında Berninger’in kusursuz vokalinde ağlarken, Mr. November ve Terrible Love’da sahnede gelgitli bir deniz gibi çalan grubun yükselen-alçalan enerjisine kendimizi bıraktık. Konserin kapanışında Vanderlyle Crybaby Geeks’te bir gelenek olarak grup elektronik gitarları kenara koydu ve tüm salon trompet, tef ve akustik gitarların eşliğinde çıplak sesle sadece bu şarkıyı söyledi. Grup, bu kez seyirci ve tamamen aydınlatılmış konser salonunda şarkısını söyleyen binlerce dinleyiciye suratlarında koca bir gülümseme eşliğinde enstrümanlarıyla katıldı. Kutsal bir an… Bu an The National’ın şu an indie sahnesinin dev ismi olmasının sadece yaptıkları müzikle değil tam da göğüs kafesinin üzerine oturan, hissettirdiği duygularla da alakalı olduğunun kanıtı. 

Ben de Matt Berninger gibi pandemi döneminde bazen atlatamayacağımı düşündüğüm büyük bir depresyon döneminden geçtim ve o süreçte fonda çalan şarkılarından bazıları The National’a aitti. Konser sırasında hafızamda anılarım belirirken müzikle iyileşen ve bunu açık yüreklilikle anlatan Berninger ile göz göze gelmek canlı performansların sadece sevdiğin grubu izlemekten ibaret değil, antidepresan etkisine sahip bir şifa aracı olduğunu bir kez daha hatırladım. Hüzün ve umut arasında gidip gelen şarkılarının bir kez daha sırtımı sıvazladığına şahit oldum. The National’ın bunu her zaman başarabildiği de aşikâr…

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

❤️‍🩹 Yaralarımızı saran konserler: The National

The National'ın yeni albümünün hemen ardından Berlin'de verdiği konserden duygusal ve müzikal izlenimler, Blonde Redhead zahmetsizce dışa vurduğu ilham dolu son albümü Sit Down for Dinner.

09 Eki 2023

Meşher ile birlikte
Fotoğraf:  Désirée Pezzetta

YAZARLAR

Eda Solmaz

Müzik yazarı

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?

Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.

Emre Eminoğlu

·

17 Tem 2026

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?
DuendeDuende

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Kendini hayatın akışına bırakmak isteyenler için kitaplar

"Bir şey olmak zorunda mıyız? Hayır, ama amaçsızca nehirde akarken karşımıza çıkacak her şeye hazırlıklı olacak kadar da olgun muyuz?" Bibliyoterapi'de hayat amacı peşine düşmeden yalnızca var olarak hayatta kalan karakterlere odaklanan üç kitaplık bir reçete var bu hafta.

Aslı Perker

·

17 Tem 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Kendini hayatın akışına bırakmak isteyenler için kitaplar
DuendeDuende

HİKAYE

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Şeyma Ye

·

13 Tem 2026

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?
DuendeDuende

HİKAYE

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Eda Solmaz

·

13 Tem 2026

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'
DuendeDuende

HİKAYE

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.

13 Tem 2026

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi