Enflasyon beklentileri arasında uçurum var

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Merkez Bankası uzun zamandan bu yana kendi bünyesinde tuttuğu bir araştırmanın sonuçlarını son iki aydır kamuoyu ile de paylaşıyor.
Bu verinin adı ‘Sektörel Enflasyon Beklentileri’. Aslında bu bir veri seti.
Basitçe söylemek gerekirse 3 kesimin enflasyon beklentisini ölçüyor:
Piyasa Profesyonelleri
Reel Kesim
Hane halkı (Vatandaş)
Sektörel Enflasyon Beklentileri, Piyasa Katılımcıları Anketi (PKA) ile derlenen finansal ve reel sektörden katılımcıların, İktisadi Yönelim Anketi (İYA) ile derlenen imalat sanayinde faaliyet gösteren firmaların ve Tüketici Eğilim Anketi (TEA) ile derlenen tüketicilerin 12 ay sonrası tüketici enflasyonu beklentilerinin izlenmesini amaçlıyor.
Merkez Bankasının piyasa katılımcıları anketini zaten biliyoruz. Bir ara bizler buraya bakmayı bırakmıştık. Önemini yitirmişti.
Neden önemsizleştiğini hatırlamayanlar varsa hemen hatırlatayım.
Önceki Merkez Bankası Başkanlarından Şahap Kavcıoğlu zamanında piyasa katılımcıları anketinin katılımcı sayısı azaltılmış, Merkez Bankası beklentisi dışında görüş bildirenler anket dışında tutulmuştu. Böyle yapılarak Merkez Bankası uyguladığı akıl dışı politikaların sağlaması, kendince oluşturduğu uzmanlara da doğrulatılmaya çalışılmıştı.
‘İllüzyon Ekonomisi’nin işlemesi için bu gerekli görülmüştü.
Yeni ekonomi yönetimi göreve gelince rasyonelleşme politikası çerçevesinde ‘Piyasa Katılımcıları Anketi’ne daha önce dışarı çıkarılan büyük kurum temsilcilerini alıp, sayıyı da iki katına çıkarmıştı. Katılımcı sayısı dediğimizde öyle büyük bir sayı düşünmeyin. 68 ila 71 kişi arasında değişen sayıdan oluşan bir grup bu piyasa katılımcıları.
Örneğin Ağustos ayı anketine 69 kişi katılmış. Bunların 29 tanesi bankaları temsilen, 22 tanesi banka dışı finansal sistemi temsilen ankette yer alırlarken, reel sektörü temsilen de 18 kişi yer almış. Hangi kurum temsilcisinin ankete hangi veriyi verdiğini göremiyoruz. Bu yönden bir şeffaflık yok.
Reel kesimin enflasyon beklentileri İktisadi Yönelim Anketinden derlenerek alınıyor. Burada katılımcı sayısı epey fazla. Örneğin Ağustos ayı anketi, imalat sanayinde faaliyet gösteren 1763 iş yerinin yanıtlarını kapsıyor.
Hane halkının enflasyon beklentileri ise TCMB ve Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) iş birliğiyle yürütülen Tüketici Eğilim Anketi sonuçlarına göre oluşturuluyor.
Enflasyon beklentisi Merkez Bankalarının para politikası kararlarını etkilemesi, uygulanan para politikasının sonuçlarının görülmesi ve alınacak para politikası kararlarını şekillendirmesi açısından son derece önemli.
Enflasyonla mücadelenin de olmazsa olmazı. Toplumun geniş kesimlerinde ‘Enflasyonun Düşeceği’ne ilişkin kanaat eğer oluşmamışsa, para politikası önlemleri tek başına bir işe yaramıyor. Fiyatlama davranışları istenildiği gibi şekillenmezse, enflasyonla mücadele edilemiyor ve fiyatlar her şeye rağmen artmaya devam ediyor.
Merkez Bankası son iki aydır ‘Sektörel Enflasyon Beklentileri’ni kamuoyu ile paylaşarak aslında oldukça cesur bir adım attı.
Ancak alınan onca tedbire rağmen hane halkının enflasyon beklentisi hala kırılamıyor. Üstelik grafiğe baktığımızda uzun dönem aynı doğrultuda giden piyasa profesyonelleri ve reel kesimin enflasyon beklentisi de ciddi anlamda ayrışmış durumda.

Bu ayrışma için herkes farklı farklı nedenler sıralayabilir.
Ben bu ayrışmanın en önemli nedenlerinden birinin TÜİK ve onun enflasyon rakamları olduğunu düşünüyorum.
TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamlarına ne yazık ki kimse inanmıyor. TUİK yargı kararına rağmen ısrarla madde fiyatlarını açıklamıyor. Sürekli olarak yöntemden bahsediyor. Oysa hiç kimse enflasyon hesaplama yönteminin doğruluğunu tartışmıyor. Hangi veriyi verirseniz, uyguladığınız yöntem o veriye uygun sonucu veriyor. Tartışılan şey ise madde fiyatlarının bizatihi kendisi. TÜİK’in enflasyonu en iyimser vatandaşın enflasyonu bile yakalayamıyor.
Mesela şirketlerden birçoğu daha inandırıcı geldiği için İstanbul Ticaret Odası’nın ücretliler geçinme endeksi ve toptan eşya fiyat endeksi rakamları ile çalışıyor.
TÜİK rakamları ile çalışmak Merkez Bankası açısından da başlı başına bir sorun. Politika faizini doğru noktaya oturtmak için kullanılan TUİK rakamları yanlışsa eğer o zaman politika faizinin doğru belirlendiğini söylemek de pek mümkün olmaya bilir. Merkez Bankası yönetimi modellemeyi seviyor. Eğer modelde kullanılan rakamlar doğru rakamlar değilse o modelin de bir anlamı kalmıyor.
Rakamlara güven olmayınca fiyat koyma gücü olanlar, ürettikleri mal ve hizmetlere kendi yaşadıkları enflasyonu yansıtıyorlar. Böylece aşırı karlar da doğuyor ve olay basit bir arz talep enflasyonundan kar enflasyonuna evriliyor.
Merkez Bankası ‘Sektörel Enflasyon Beklentileri’ne baktığımız zaman, vatandaşın gerçekleşen enflasyonu neredeyse nokta atış bildiğini görüyoruz. Bu gerçekten incelenmeye değer bir sonuç.
Peki Piyasa Profesyonelleri ile makas neden bu kadar açıldı?
Şimdi ikinci ayrışma nedenine gelelim.
Piyasa Profesyonelleri eminin vatandaş konumunda olduklarında, veri tablosunda girdikleri enflasyonu kendi hayatlarında hissetmiyorlar. Yani piyasa profesyonellerine, piyasa profesyoneli anketi yapılmasa, sokakta enflasyon anketi uygulanma eminim pek çoğu hepimizin vatandaş olarak hissettiği enflasyonu veri olarak o ankete girerler.
O zaman sorun başka yerlerde.
Birincisi piyasa profesyonelleri masadayken enflasyonu sadece bir rakam olarak görüyor olabilir. Vatandaş ise iliklerine kadar hissediyor yaşadığı enflasyonu.
İkincisi; kurum adına veri girişi yapılırken, hükümetin ve ekonomi yönetiminin genel enflasyon beklentisinden ayrışmak istenmiyor olabilirler. Yani bir nevi ‘Şimşekleri Üzerlerine Çekmek’ istemiyor olabilirler. Bu ‘Şimşek’ hem kurumsal bir ‘Şimşek’ olabilir hem de ‘Hükümetin Şimşek gibi Bakışı’ da olabilir. O nedenle vicdan ile akıl arasına sıkıştıklarında ‘akıl ağır basmış’ olabilir.
Üçüncüsü; her ne kadar yeni ekonomi yönetimi ile sayı 30 -35 kişiden ortalama 70 kişiye çıkarılsa da hala görüş bildirenlerin büyük bir kısmı ağırlıkla eski yönetimin sevdiği ve hükümetin geçmişte sevdiği verileri vermiş kişilerden oluşuyor olabilir. Yani sayıyı artırmak niteliği çok da fazla değiştirmemiş olabilir.
O zaman eğer Merkez Bankası gerçekten bu ayrışmadan rahatsızsa yapılması gereken şey belli. Uzun zamandır çalışılan veri sağlayıcılar ile vedalaşmak, yerlerine yenilerini almak ve acilen sayıyı artırıp geniş katılım sağlamak.
Bu yapılmadıkça bu ayrışmayı hep göreceğiz ve maalesef para politikasından istenen fayda bir türlü sağlanamayacak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatı bir hafta daha artış gösterirken, TCMB hâlihazırda yüksek seviyelere ulaşan TL mevduat payını koruyabilmek için birtakım sert adımlar atıyor.
30 Ağu 2024

YAZARLAR

Prof. Dr. Burak Arzova
Akademisyen. 1994 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden mezun olmasının ardından araştırma görevlisi olarak göreve başladı. 1996 yılında yüksek lisans, 2000 yılında doktorasını tamamlayan Arzova, 2004 yılında doçent, 2009 yılında da profesör oldu. Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi, Muhasebe-Finansman Ana Bilim Dalı’nda öğretim görevlisi.

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Piyasalardaki iştah ve enerji, yoğun sermaye harcaması, bol sermaye ve rekabetçi büyüme arzusuyla öne çıkan Reagan dönemi 1980'ler, 1998-99 ve 2004-06 yıllarını andırıyor.

Ortaya çıkan tablo, daha az konuşan ancak şeffaflıktan ödün vermeyen, iletişimini daha sade metinlerle kuran, piyasaya daha az yönlendirme yapan fakat hedefleri konusunda daha kararlı ve kurumsal açıdan daha disiplinli bir merkez bankası modeline işaret ediyor.

Türkiye'nin en büyük dış ticaret fazlası veren sanayi kollarından tekstil ve hazır giyim sektörü, 2025 yılını 26,2 milyar dolarlık ihracatla kapattı. Doğrudan 845 bin, dolaylı etkileriyle birlikte yaklaşık 2 milyon kişiye istihdam sağlayan sektör, 2022'de ulaştığı zirveden bu yana tarihinin en sert daralmalarından birini yaşıyor. Konuyla ilgili sunum yapan TGSD yönetimi, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na sunulan üç aşamalı strateji haritasının ayrıntılarını paylaştı.

Bu hafta hem yurt içi hem de yurt dışı piyasalarda veri akışı güçlü. Yurt içinde Fitch değerlendirmesi ve cari denge, yurt dışında ise ABD TÜFE ön planda olacak.
13 Tem 2026

Küresel ekonomide bir taraftan savaşın yarattığı belirsizliği ve bunun başta petrol ve altın fiyatları olmak üzere finansal piyasalardaki yansımalarını izlerken, diğer taraftan özellikle yapay zeka alanında yaşanan olağanüstü teknolojik gelişmelerin önümüzdeki dönemde ekonomik hayata nasıl yansıyacağını anlamaya çalışan bir piyasa dinamiğiyle karşı karşıyayız.




