Ev nedir sorusuna cevap arayışları: Barış Çavuşoğlu ve 'evim yuva' sergisi üzerine

Son sergisi "evim yuva" ile Barış Çavuşoğlu, çocukluk yıllarından ilham alarak “yuva” kavramını yorumluyor. İstanbul Manifaturacılar Çarşısı (İMÇ) içindeki BENTA sanat galerisinde açılan sergi, yalnızca Çavuşoğlu'nun çocukluk evini taklit etmekle kalmayıp sanatçının o yıllardaki deneyim ve hislerine de ışık tutuyor.
Ev nedir sorusuna cevap arayışları: Barış Çavuşoğlu ve 'evim yuva' sergisi üzerine

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Zamanı geldiğinde evden dünyaya atılıp ihtimallerin peşinden koşar, bilinmeyeni araştırır, yeni insanlar tanır, potansiyelimizi keşfeder ve bir şeyler yaratmaya çalışırız. Günün sonunda ise döneceğimiz yer yine evdir. Dinlenmek, düşünmek ve güvende olmak için. “Yuva” dediğimiz yerden belli beklentilerimiz vardır. Yuva, dünyevi kaygıları geride bıraktığımız, maskemizi indirdiğimiz, konfor, şefkat ve güvenlik aradığımız yerdir. 

Son sergisi evim yuva ile Barış Çavuşoğlu, çocukluk yıllarından ilham alarak “yuva” kavramını yorumluyor. İstanbul Manifaturacılar Çarşısı (İMÇ) içinde Barış Çavuşoğlu’na ait BENTA sanat galerisinde açılan sergi, yalnızca sanatçının çocukluk evini taklit etmekle kalmayıp o yıllardaki deneyim ve hislerine de ışık tutuyor. Birbirleriyle hem anlamsal hem de dört kilometreyi bulan kablolar ile fiziksel olarak bağlanan heykeller, tıpkı bir evin işleyişi gibi bir uyum içinde çalışıyor. 

Birçok sergide olduğu gibi evim yuva'da da sanatçının hayatının ve deneyimlerinin etkisi hissediliyor. 1994’te iki mühendis ebeveynli bir eve doğan Çavuşoğlu, çocukluğunun hatırı sayılır bir kısmını ailesinin üretim tesisinde geçirmiş. Makinelerle iç içe büyüyen sanatçının eserlerinde mekanik, döngüsel ve yaratıcı bir stil benimsemesi şaşırtıcı değil. Heykellerde kullanılan fiberglas, paslanmaz çelik ve alüminyum birçok kişiye yabancı gelse de onun bu malzemelerle büyüdüğünü unutmamak gerek.

Sergi alanı, heykellerin büyüklüğü göz önüne alındığında oldukça küçük. Bunun sebep olduğu kompakt yerleşim ise eserlerin anlattığı hikayeyi güçlendiriyor. Üç heykel arasındaki diyalog ve birliktelik, uyumlu bir ekosistemi andırıyor. Kısıtlı alanın bunaltıcı gelmesi beklenirken tam aksine, eserlerde kullanılan materyal ve stile zıt olarak bir ana rahminin verdiği güven hissediliyor. 

Bir bakıma, üretim süreci de Çavuşoğlu'nun sergide anlattığı hikayenin parçası. Eserlerin yapımı için yaklaşık 6 ay ve 150 kişinin desteği gerekmiş. Bu aşama için Barış, ailesine ait altyapı malzemelerinin üretildiği tesisin kaynaklarından faydalanmış.

Serginin girişinde, ana heykel bizi karşılıyor. Bu eserde Çavuşoğlu, aile yaşantısından ilham almış. Yapının merkezinde, yorulmaksızın çalışan bir robot bulunuyor. Bu robotun iki işlevi var: Serginin bütünündeki ışıkların bağlı olduğu düğmelere basmak ve saç taramak. Basılan her düğme ile rastgele ışıkların yanıp sönme sekansı başlıyor. Saç tarama işlevi ise çok daha samimi. Kendi tepesinde de saç bulunan robot kol, havada asılı duran bir tutam saçı tarıyor. Bu eylem, izleyicide şefkatli ve anaç bir his uyandırıyor. Robotun bu iki işlevi, bir ailedeki düzen ve şefkat dengesini çağrıştırıyor. Kolun tam karşısında ise fiberglas üzerine basılmış, Barış Çavuşoğlu ve ailesine ait renksiz bir portre yer alıyor; görüntüyü algılamak güç. Portre, birbirine bağlı iki yapboz parçası şeklinde. Her an ayrılabilecekmiş hissi veren bu parçaların birarada kalmayı sürdürmesi, birlikte geçirilen anların kıymetini hatırlatıyor.

Eser, cam çitlerle çevrili. Ancak çitlerde kullanılan kırılgan materyal, çitin fonksiyonuna meydan okuyor. Çitlerin görüntüsü neredeyse karikatürize edilmiş. Barış Çavuşoğlu, bu tasarımda animasyon çalışmalarından ilham aldığını söylüyor. Gerçeklikten uzak bu biçim, çitin sunduğu güvenlik hissinin yapaylığını vurguluyor. İçeride yer alan kıymetli yapının güvenliği de aslında oldukça kırılgan. Çavuşoğlu, ailesinin bir gün onunla olmayacağını, materyal her şeyin geçici olduğunu, güzel olan her şeyin bir gün son bulacağını kabul ediyor.

İkinci eser oldukça karmaşık ve gösterişli. Belki de olması gerektiğinden fazla... Fazlasıyla çaba ve ustalık gerektiren bu eserin başka bir işlevi yok. Çavuşoğlu'nun bu heykeli sadece yapabileceğini göstermek için yapmış olması çok yanlış bir iddia olmaz. Bu heykel ile geçmişine ve ailesine minnetini gösteriyor, bir nevi borcunu ödediğini hissediyor. Yaratma fırsatlarıyla ailesi sayesinde tanışan sanatçı, bu büyüleyici eseri ve onu yapabilmiş olmanın sevincini ailesine bir teşekkür olarak armağan ediyor; tıpkı küçük bir çocuğun yaptığı resmi gururla ailesine gösterip “Bakın, ne yaptım!” demesi gibi. 

Üçüncü eser ise diğer ikisi kadar karmaşık ya da büyük değil. Çavuşoğlu bu heykeli, dünyanın ondan olmasını beklediği versiyon olarak tanımlıyor. Yine de diğer eserlerle bir bağ içinde; bütünün bir parçası. Robot kolun bastığı düğmeler, bu heykeldeki ışıkları yakıyor. Bu figür, sanatçının farklı bir yaşam senaryosunda olabileceği kişiyi temsil ediyor: Başkalarının etkisiyle şekillenen ve kendine fazlasını katmayan biri.

Bu sergi, sanatçının deneyimlerinin onu bir insan ve bir sanatçı olarak nasıl şekillendirdiğini gözler önüne sererken merkezine aile kavramını alıyor. Oldukça kişisel bir anlatım barındırsa da izleyiciye kendinden parçalar bulma imkanı tanıyor. Bu samimi tasvir, yaratım sürecine de ışık tutarak serginin bütününü ve anlatılan hikayeyi daha da derinleştiriyor.

Barış Çavuşoğlu’nun sergisi “evim yuva”, 1 Temmuz’a kadar BENTA’da ziyaretçilerini bekliyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Leyla Ezgi

Aposto'da metin yazarı

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi

Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Aslı Perker

·

23 Eki 2026

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Mehmet Sindel

·

23 Eki 2026

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Emre Eminoğlu

·

23 Eki 2026

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Özge Şimşek

·

22 Eki 2026

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.

Yasemin Kaya

·

22 Eki 2026

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar