
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
"Neden hiç büyük kadın sanatçı çıkmadı?" Bu sorunun sahibi Linda Nochlin. Doğru soruları sorarak ya da yanlış sorulardan vazgeçerek sanat dünyasına farklı bir açıdan bakmak için yola çıkan Linda Nochlin'in bu sorusu 1971 yılında ABD'de yayımlanan bir makalesinde yer alıyor.
2017 yılında hayatını kaybeden ve son dönemin en önemli feminist düşünürlerinden biri olarak kabul edilen Linda Nochlin bu ünlü makalesinin yanı sıra başka yazılarını da içeren Kadınlar, Sanat ve İktidar adını taşıyan kitabı Yapı Kredi Yayınları tarafından Türkçeye kazandırıldı. Süreyyya Evren tarafından çevrilen kitap ilk olarak 1988 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde yayımlandı.
Amerika Birleşik Devletleri'nde kadın hakları konusunda önemli çalışmalara imza atan sanat tarihçisi ve aktivist Linda Nochlin çok sayıda serginin de küratörlüğünü üstlenmiş biri. Bunlar içinde en çok ses getirenlerden biri Los Angeles'ta açılan ve dört yüz yıllık bir zaman dilimini kapsayan Kadın Sanatçılar: 1550-1950 sergisiydi.
Sanat tarihine yeni bir bakış: Nochlin hem ses getiren Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Çıkmadı isimli makalesi ve sonraki yazılarında hem de Los Angeles'taki gibi sergilerinde eril söylemi tartışmaya açıp itirazını ve argümanlarını sunuyor. Tarih boyunca kadınların sanatsal üretimlerine yönelik hem bireysel hem de kamusal anlamda uygulanan baskı ve engellemelere değinen Nochlin, bu durumun yarattığı sonuçlara da değiniyor. Nochlin’in kaleme aldığı bu makale daha önce de Türkçeye çevrilmiş olmakla birlikte diğer çalışmaları için aynı şeyi söylemek pek de mümkün değil. Dolayısıyla bu kitap hem sanat tarihi hem sosyoloji hem de feminist kuram konularında araştırma yapmak isteyenler için önemli bir kaynak oldu.
Kitapta, çalışmaya adını veren Kadınlar, Sanat ve İktidar isimli makalenin yanı sıra 19. Yüzyıl Sanatında Erotisizm ve Kadın İmgelemi, Bir Kez Daha Düşmüş Kadın, Bazı Gerçekçi Kadın Sanatçılar ve Florine Stettheimer: Rokoko Bozguncusu gibi makaleler yer alıyor. Feminist sanat tarihinin doğuşuna ve gelişimine tanıklık eden bu yazılar aynı zamanda bu sürecinde tam da içinde yer alıp bu bakış açısını besleyen ve yönlendiren metinler olma özelliği de taşıyor. Öyle ki Linda Nochlin’in 1971’de yazının girişinde yer verdiğimiz o soruyu sorup makaleyi kaleme aldığında aslında bir feminist sanat tarihi yaklaşımından da bahsetmek zor. Dolayısıyla kitapta yer alan metinleri öncü olarak kabul etmek tarihsel açıdan da yanlış olmaz.
Feminist sanat tarihinin “arıza çıkarmak, sorgulamak, ataerkil yuvalanmaların tepesini attırmak” için var olduğunu savunan Linda Nochlin, bunun ana akım sanat tarihin yeni bir varyantı ya da bir ilavesi olarak görülmemesi gerektiğini savunuyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Haftanın kültür sanat gündemi: “Paramız yok'un nesinden anlamıyorsunuz?” diyen bir plak şirketi, açık artırmada milyon dolarlar kazanan bir müzayede evi, Sherlock Holmes setlerinin gizli kahramanlanları ve dahası.
23 Eki 2020

YAZARLAR

İhsan Dindar
Kitap yazarı @ Duende

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
“Brat summer”ın dans pistindeki isyanının üzerinden iki yıl geçti. 2026 yazında Z kuşağının pop yıldızları bu kez ayrılıkları, ölümü, kaygıyı ve dünyanın sonunu anlatıyor. Olivia Rodrigo’dan Phoebe Bridgers’a, Gracie Abrams’tan Charli xcx’e uzanan “sad girl summer”, yalnızca pop müziğin yeni trendi değil, savaşlar, iklim krizi ve gelecek kaygısıyla büyüyen bir kuşağın da ruh hâli.

Sema Kaygusuz’un "Saf Canavar"ı uzak bir geleceğin distopyasını değil, bugünün büyütülmüş ve ürkütücü ölçüde tanıdık bir suretini anlatıyor. İnsan olmanın sınırlarından hafızaya, rüyalardan yapay zekaya, insanmerkezciliğin kibrinden edebiyatın iyileştirici gücüne uzanan sohbetimizde Kaygusuz’la, kendi ifadesiyle “şimdinin kabusu, geleceğin enkazı” üzerine konuştuk.

Aşırı zenginlikten aşırı yoksulluğa, açgözlülükten fanatizme, mükemmeliyetçilikten bitmek bilmeyen arzularımıza... Psikanalist ve yazar Adam Phillips, "Aşırılık Üzerine Beş Kısa Sohbet"te çağımızı kuşatan aşırılıkların izini sürüyor. Belki de mesele çok fazla istememiz değil: “Kendimiz için çok fazlayız; açlıklarımızda ve arzularımızda, kederlerimizde ve bağlılıklarımızda, sevgilerimizde ve nefretlerimizde fazlayız.”

Şiddet, yok sayılma, erken yaşta evlilikler, engellenen kariyerler ve erken ölümler... Arabeskin kadınları, onları sürekli geride bırakmaya çalışan bir sistem içinde kendi kulvarlarını açtı, popüler kültürün damarlarına sızdı. Cansever’den Bergen’e, Dilber Ay’dan Esengül’e uzanan bu hikayeler, arabeskin acısını yalnızca şarkılarıyla değil, hayatlarıyla da sırtlanan; ölümleriyle dahi bu dünyanın onlara reva gördüğü vedanın tatsızlığını görünür kılan kadınları anlatıyor.

Yapay zekanın bizim yerimizi almasından korkuyoruz ama belki de asıl sorun insanın çoktan bir makineye dönüşmesindedir. Verimlilik, hız ve üretim insanın değerinin ölçüsüyse bu yarışı elbette makine kazanacak. Peki insanın değeri ne kadar ürettiğinde değil de sevmekte, düşünmekte, yaratmakta, ilişki kurmakta ve bütün bunları yaparken dönüşebilmekteyse? Yapay zekanın dünyayı ele geçirmesinden korkanlar için üç kitaplık bir reçete.




