Fotoğraflar ve hikayeler: 212 Photography İstanbul

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Kültür-sanat sezonunun açılmasıyla şehir, farklı festivaller ve etkinliklerle yeniden canlanıyor. Bu etkinliklerden biri de 27 Eylül-12 Ekim tarihleri arasında sekizinci kez düzenlenecek 212 Photography Istanbul.
Bir festivalin içinde bulunduğu şehirle diyalog kurması; mahalleleri ve mekanları şehrin her köşesinde erişilebilir ve açık hâle getirmesi, bize şehrin anlattığı hikayeleri keşfetmemiz için bir motivasyon ve nefes alanı sağlıyor. Sanatçılarla katılımcılar arasında diyalog kurabilen etkinlikler, oturumlar ve film-belgesel gösterimleri de buna katkıda bulunuyor.
212 Photography İstanbul kapsamında, 212 Studio’nun kurucusu Handan Yılmaz ve festival direktörü Banu Tunçağ ile bu yılki program ve festivalin öne çıkanları üzerine sohbet ettik.

Banu Tunçağ ve Handan Yılmaz
212 Photography İstanbul, yıllardır uluslararası sanatçıları İstanbul’la buluşturan güçlü bir kültür-sanat festivali. Festivali başlatma fikri nasıl ortaya çıktı, hikayeniz nasıl başladı?
Handan Yılmaz: Aslında her şey 2016 yılında uluslararası bir kültür-sanat yayını olan 212 Magazine’i çıkarmamızla başladı. Dergide çok sayıda fotoğraf serisine yer verdik, bu süreçte hem sanatçıları hem de fotoğraf projelerini araştırmaya başladık. O sırada Türkiye’de bu alanda uluslararası ölçekte bir etkinlik olmadığını fark ettik ve bu boşluğu doldurmak istedik.
Tıpkı dergi gibi, festivalin de başından itibaren uluslararası bir kimlik taşımasına özellikle önem verdik. İstanbul’un dinamizmi ile kültürel çeşitliliğiyle birleşince, 212 Photography İstanbul kısa sürede yalnızca bir festival değil şehri çağdaş sanat ve fotoğraf üzerinden yeniden yorumlayan, uluslararası bir buluşma noktası hâline geldi.

Festivalin yanı sıra yürüttüğünüz kreatif ajans 212 Studio, Türkiye’de kültür-sanat alanında pek çok projeyi üstleniyor. 212 Studio ile festival arasındaki bağ nasıl kuruldu; iki yapı birbirini hangi açılardan besliyor ve güçlendiriyor?
Handan Yılmaz: 212 Studio’nun hikayesi aslında 2005’e uzanıyor. O dönem fotoğraf odaklı bir prodüksiyon şirketi olarak kurulduk ve yıllar içinde Türkiye’deki neredeyse bütün büyük markalarla ve reklam ajanslarıyla çalışma fırsatımız oldu. Bu süreç bize çok güçlü bir üretim deneyimi kazandırdı.
2016’da 212 Magazine’i çıkarmamızla birlikte Studio’nun vizyonu da farklı bir boyut kazandı diyebilirim. Derginin uluslararası bakış açısı ve fotoğrafla kurduğu bağ, Studio’nun kültür-sanat alanındaki üretimlerini de besledi.
Ardından 2018’de 212 Photography İstanbul’un ilk edisyonunu hayata geçirdik. O noktadan sonra Studio, dergi ve festival, aslında aynı çatı altında birbirini büyüten ve güçlendiren bir yapıya dönüştü. Bugün baktığımızda 212 Studio’yu sadece bir prodüksiyon şirketi olarak değil, dergiyi, festivali ve farklı yaratıcı projeleri biraraya getiren geniş bir platform olarak tanımlıyoruz.

Festival kapsamında şehrin farklı noktalarındaki görülmemiş kültürel miras yapıları da programa dahil ediliyor. Bu mekanlar nasıl seçiliyor?
Banu Tunçağ: Festival kapsamında şehrin farklı noktalarındaki kültürel miras yapılarını programımıza dahil etmek, her zaman önceliklerimizden biri olmuştur. Bu mekanları seçerken hem tarihî ve mimari değerlerini hem de festivalin anlatmak istediği hikayeyle uyumlarını göz önünde bulunduruyoruz. Her mekan, ziyaretçilere farklı bir deneyim sunacak şekilde titizlikle değerlendiriliyor; izleyicinin hem şehrin kültürel dokusunu keşfetmesini hem de sergilenen işlerle derin bir bağ kurmasını amaçlıyoruz. Ayrıca bu süreçte mekan sahipleri ve yerel kurumlarla işbirliği yapmak, her mekanın festivalin ruhuna uygun bir şekilde deneyimlenmesini sağlıyor.
Bu yaklaşım, uluslararası sanatçılar için de İstanbul’u keşfetmeyi heyecan verici hâle getiriyor; birçok isim, şehirdeki mekanların tarihini ve enerjisini deneyimleyerek eserlerini bu özel bağlamda sunmayı önemsiyor.
Bu yılın programında yine uluslararası sanatçılar yer alıyor. İzleyicileri neler bekliyor, programda öne çıkan etkinlikler ve bu yıla özgü bir tema var mı?
Banu Tunçağ: Programımızın uluslararası sanatçılarla zenginleşmesi, her zaman bizler için özel bir heyecan kaynağı. Özellikle fotoğraf dünyasının imza isimlerinin biraraya geldiği bir senedeyiz. İzleyiciler, şehir genelinde farklı mekanlarda düzenlenecek sergiler, söyleşiler ve deneyimsel etkinliklerle karşılaşacak.
Programımızın öne çıkan yönlerinden biri, bazı eserlerin dünya prömiyerlerinin festivalimizde yapılması. Bu da hem izleyiciler hem de festival için ayrı bir öneme sahip. Festivalin tek bir teması yok; her serginin kendi içinde anlattığı hikayeleri birleştirdiğimiz tematik sergilerin yanı sıra solo sergiler de programda yer alacak. Her mekan ve sergi, şehrin kendine has enerjisini deneyimlemeye olanak sağlayacak ve bu da izleyiciye sergi deneyimini tamamen farklı bir boyutta yaşama fırsatı sunacak.

212 Photography İstanbul’un Türkiye’de fotoğraf sanatının gelişimine yaptığı katkıyı nasıl değerlendiriyorsunuz? Önümüzdeki yıllar için bu alanda festivalin vizyonu ve hedefleri neler?
Handan Yılmaz: 212 Photography İstanbul’u hayata geçirirken amacımız sadece fotoğraf sergileri yapmak değildi; gerçekten Türkiye’de fotoğraf sanatına kalıcı bir katkı sunmak istedik. Bugüne kadar hem genç sanatçılara görünürlük sağladık hem de uluslararası isimleri İstanbul’a getirerek burada çok canlı bir kültür-sanat diyaloğu kurduk. Yeni yeteneklerin keşfedilmesi, üretimlerinin desteklenmesi ve farklı disiplinlerle buluşturulması bizim için en heyecan verici taraflardan biri oldu.
Bu yüzden festivalin ilk yılından beri düzenlediğimiz uluslararası fotoğraf yarışması çok değerli. Ödüllü bu yarışma sayesinde gençler kendilerini gösterebiliyor; ilk işlerini daha geniş kitlelerle buluşturabiliyor. Şimdiye kadar yarışmadan çıkan pek çok isim yoluna çok daha güçlü şekilde devam etti; bu da bize ayrı bir mutluluk veriyor.
Önümüzdeki yıllarda vizyonumuz İstanbul’u fotoğraf sanatında uluslararası bir merkez hâline getirmek. Yalnızca Türkiye’den değil, dünyanın dört bir yanından insanların da her yıl bu festival için İstanbul’a geldiğini görmek en büyük hayallerimizden biri.
212 Photography Istanbul, 27 Eylül- 12 Ekim tarihleri arasında ziyaretçilerini bekliyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.



