Fuji Dağı’ndan kadavralara: Mikroplastiklerin 20 yılı

Adını ilk kez 20 yıl önce duymuş olsak da mikroplastikler plastiğin kullanılmaya başlamasından bu yana yaşamımızda. Küçük plastik parçacıklarının canlılar ve ekosistemler üzerindeki etkileri hâlâ tam olarak anlaşılamamış olsa da bilim insanlarının hemfikir olduğu bir görüş var: Doğada plastik bulunması normal değil.
Fuji Dağı’ndan kadavralara: Mikroplastiklerin 20 yılı

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Adını ilk kez 20 yıl önce duymuş olsak da mikroplastikler plastiğin kullanılmaya başlamasından bu yana yaşamımızda. Küçük plastik parçacıklarının canlılar ve ekosistemler üzerindeki etkileri hâlâ tam olarak anlaşılamamış olsa da bilim insanlarının hemfikir olduğu temel bir görüş var: Doğada plastik bulunması normal değil.

“Mikroplastik” terimi bilimsel yayınlarda ilk kez Plymouth Üniversitesi Deniz Bilimleri Enstitüsü’nde deniz biyoloğu olarak görev yapan Prof. Richard Thompson’ın 2004 yılında Science dergisinde yayımlanan "Denizde kaybolanlar: Tüm Bu Plastikler Nereye Gidiyor?" başlıklı makalesinde geçmişti.

Richard Thompson

Gençliğinden beri deniz ve sahillerdeki plastik atıklar hakkında gözlem ve araştırmalar yapan Thompson, 1993'te Man Adası'nda katıldığı bir sahil temizliği sırasında sahilde kuma benzeyen binlerce renkli parçacık fark etmiş; arkadaşları plastik gıda ambalajı, misina, naylon torba ve pet şişe gibi atıkları toplarken onun aklı bu minik plastik atıklara takılmıştı. Plastik parçaları çok küçük olduklarından, sahil temizliğinde toplanan atık bulgularını kaydettikleri belgedeki hiçbir kategoriye uymuyordu. 

Thompson o günü, “Sahilde en sık karşılaştığım atıkların minik plastik parçaları olduğu çok açıktı” diye hatırlıyor.



Nedir? Genişliği 5 milimetreden (yani bir kurşun kalemin arkasındaki silgiden) daha küçük olan plastik parçalarına mikroplastik deniyor. Mikroplastikler daha büyük plastik atıkların güneş, çarpma etkisi gibi doğal faktörler nedeniyle parçalanmasıyla oluşabildiği gibi bazı ürünlerde doğrudan 5 milimetreden daha küçük parçalar hâlinde üretilmiş plastikler kullanılıyor. Bu atıklar en çok deniz dibi çamurunda, sahillerde ve toprakta görülüyor.

Plastik üretimindeki hızlı artış, plastiğin uzun ömürlü ve çoğu durumda tek kullanımlık olması doğada biriken mikroplastik sorununu endişe verici hâle getiren faktörler arasında. Son yıllarda yapılan araştırmalarda okyanusun en derin noktalarında, Fuji ve Everest’in zirvelerinde, neredeyse tüm deniz canlılarının sindirim ve boşaltım sistemlerinde, insan dışkısında, beyninde, anne sütünde ve hatta fetusta mikroplastik kalıntılarına rastlandı.

Yapılan yeni bir araştırma insan beynindeki mikroplastik miktarının 2016 yılına göre artış gösterdiğini tespit etti. Son olarak yaptığı mikroplastik araştırmalarıyla dünya çapında tanınan Prof. Sedat Gündoğdu ve çalışma arkadaşları insan kadavralarında dahi mikroplastik kalıntılarına rastladı.

Birkaç yıl öncesine kadar peeling özellikli yüz temizleme jellerinin içerisine özellikle eklenen mikro boncuklar, çamaşır ve bulaşık deterjanlarındaki daha iyi temizlediği iddia edilen minik mavi-yeşil parçacıklar oldukça popülerdi. Avrupa Komisyonu ve FDA’in getirdiği kademeli kısıtlamalar ve mikroplastiklerin zararları konusundaki kamu algısı ve tepkiler nedeniyle satın aldığımız ürünlerin içerisindeki gözle görülür mikroplastiklere artık eskisi kadar rastlamıyoruz ama zaten suya, toprağa ve vücudumuza karışan plastikler gördüklerimizle sınırlı değil. 

  • Nanoplastik: Mikroplastiklerden yüzlerce hatta bazı durumlarda binlerce kat daha küçük plastik parçaları için kullanılan bir terim. Nanoplastiklerin genişliği 1-1.000 nanometre (insan saç teli kabaca 80.000-100.000 nanometre genişliğinde) arasında değişiyor. Polyester içeren spor giysileri, su geçirmez boyalar, ısı yalıtımlı kaplama malzemeleri, mikrofiber temizlik bezleri ve tekstil ürünleri başlıca nanoplastik kaynakları arasında gösteriliyor. Nanoplastikler de havada, toprakta, deniz suyunda, insan kanında, akciğer ve karaciğer hücrelerinde görünüyor.

National Geographic'e göre, her yıl kıyı ülkelerinden okyanuslara tahminen 8 milyon metrik ton plastik atılıyor. Yapılan araştırmalar balık, yumuşakça, penguen, deniz kaplumbağası ve deniz kuşları gibi yoğun mikroplastiğe maruz kalan deniz canlılarında üreme ve gelişim bozuklukları, kütle kaybı, boğaz ve bağırsak yaralanmaları, beslenme biçiminin değişmesi gibi etkiler görüldüğünü ortaya koyuyor. 

Her yıl tahminen 100.000 deniz memelisi, deniz kaplumbağası ve bir milyon deniz kuşu plastik yuttuğu ya da plastiğe dolandığı için ölüyor. Araştırmalar bazı plastik parçacıklarının rüzgar ve akıntıların etkisi, bulut taşıması gibi doğa olaylarıyla dünya turu bile attığını gösteriyor.

Genel kanının (daha doğrusu birçoğunu plastik lobisinin parlattığı sosyal sorumluluk kampanyalarının) aksine plastik kirliliği krizinin temel çözümü geri dönüşüm değil. OECD raporları tüm geri dönüşüm çabalarına rağmen plastik atıkların yaklaşık %9'unun geri dönüştürüldüğüne, %79'luk kısım çöp sahalarına ya da doğal alanlara atılırken, geriye kalan plastik miktarının (%12) yakıldığına işaret ediyor.

UNEP'in verileri ise, 1950-2017 yılları arasında yaklaşık 9,2 milyar ton plastik üretildiğini (bu miktarın yarısının son 13 yılda üretildiğini) ve bu plastiklerin 7 milyar tonunun çöp sahalarına atıldığını gösteriyor. Yeni plastik üretme trendi yavaşlama belirtisi göstermediğinden, plastik üretiminin 2050 yılına kadar iki katına çıkması bekleniyor. Bu miktarda plastiği depolayabilecek ya da geri dönüştürebilecek kapasitede tesislere kimse sahip değil.

Türkiye'de durum

Son 5 yıldır Avrupa’dan plastik ithal eden ülkeler arasında ilk sırada olduğunu düşünecek olursak Türkiye için durum çok daha vahim. İngiltere ve başta Almanya, Belçika, Hollanda, İtalya olmak üzere AB ülkeleri geçen yıl Türkiye’ye 456.507 ton plastik atık gönderdi. Türkiye’de plastik atık ithalatı 2004'ten bu yana 196 kat arttı. 

Bu atıkların çok büyük kısmının boş arazilerde depolandığı, yakıldığı ya da toprak altına gömüldüğü düşünülüyor. Bu da plastik kirliliğinin önüne geçmek için tek çarenin, sorunu kaynağında çözmek yani plastik üretimini azaltmak olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.

Küresel plastik krizine çözüm bulmak ya da en azından etkili kısıtlamalar getirmek için bilim insanlarının gözü bu yıl Kasım'da Nairobi'de düzenlenen Küresel Plastik Anlaşması’ndaydı (INC-5) ancak zirve hüsranla sonuçlandı. Belirli plastik türlerinin üretimine ve ithalatına sınırlama getirilmesi, plastik üretiminin 2040 yılına kadar %70 azaltılması gibi kararlar alınması beklenen zirveden kayda değer hiçbir sonuç çıkmadı. Dahası, konu üzerine çalışan akademisyenlerin karar verici kurullara alınmasına bile izin verilmedi.

Mikroplastik terimini ilk ortaya atan ve “mikroplastiğin vaftiz babası” olarak anılan Richard Thompson, Küresel Plastik Zirvesi’nin öncesinde Ottawa’da düzenlenen müzakerelerin ardından hislerini şöyle dile getirmişti:

“Bu yığılmayı durdurmak için ne yapılabilir? Mikroplastikleri ortadan kaldırmak neredeyse imkansız; daha büyük parçaları temizlesek bile, bu sorunun altından kalkmamız mümkün değil. Biyolojik olarak parçalanabilen plastikler gibi yeni malzemeler belirli durumlarda fayda sağlayabilir ancak plastik kirliliğini çözmez.

Müzakerelerden karışık duygularla ayrıldım. Bilim dünyasının plastik kirliliği konusunda (benim araştırmalarım da dahil olmak üzere) küresel bir antlaşmanın gerekliliğini ortaya koyacak kadar somut kanıtlar sunmuş olmasından memnunum ancak 180 ülkenin ileriye dönük bir fikir birliğine varmakta bu kadar zorlanması oldukça üzücü. Müzakereler, bağımsız bilim insanlarının resmî uzman çalışma gruplarına dahil edilmesini bile şart koşmaktan aciz kaldı.

Bu hasarın kanıtlanmasını sağlayan birçok bilim insanının çözüm bulmak için yola çıkan uluslararası bir organizasyondan dışlanması son derece sinir bozucu. Ottawa'daki tartışmalardan çıkan sonucun aksine, plastik polimerlerin küresel üretimini azaltarak ve ürettiğimiz plastik ürünlerin gerekli, güvenli ve sürdürülebilir olmasını sağlamaya odaklanılması gerekiyor.”

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst

BÜLTEN SAYISI

🕵🏻‍♀️ Mikroplastik yolculuğu, Trump yeniden

İlk kez 20 yıl önce hayatımıza giren mikroplastik kavramının derinliklerine daldık, Trump'ın Paris Anlaşması'ndan çekilme kararına gelen yorumları inceledik.

25 Oca 2025

YAZARLAR

Deniz Aytekin

Aposto'da kültür sanat ve çevre editörü

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Olgunluktan itaate: Liseyi ne zaman kaybettik?

Farklı politikaları aynı şekilde uygulayarak liseyi kendi başına değer taşıyan bir yaşam alanı olmaktan çıkarıp üniversitenin bekleme salonuna dönüştürdük. Şimdi çocuklara hangi liseye gireceklerini soruyoruz; dört yıl sonra da hangi üniversiteyi kazanacaklarını soracağız. Déjà vu! Peki üniversite, bu bekleyişin sonunda başlayan bir başka bekleme odası olmasın?

Metin V. Bayrak

·

19 Tem 2026

Olgunluktan itaate: Liseyi ne zaman kaybettik?
AngstAngst

HİKAYE

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?

1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Pelin Cengiz

·

12 Tem 2026

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?
AngstAngst

HİKAYE

İlk şakayı kim yapar?

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Sinem Dönmez

·

10 Tem 2026

İlk şakayı kim yapar?
AngstAngst

HİKAYE

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Metin V. Bayrak

·

05 Tem 2026

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?
AngstAngst

HİKAYE

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Cem Arıdağ

·

03 Tem 2026

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?