Geçmişten günümüze çalışanı tanımak

Günümüzde çalışan beklentisini şekillendiren faktörler nelerdir? Şirketler çalışan deneyimini iyileştirmek için hangi adımları atmalı?
Geçmişten günümüze çalışanı tanımak

8 Mart - Konuşmamız Gerek Derneği
Konuşmamız Gerek Derneği ile birlikte

Dayanışmayla ve konuşarak: Konuşmamız Gerek Derneği Konuşmamız Gerek Derneği 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyor. Türkiye’de regl yoksulluğu ve tabusuyla mücadele eden tek dernek olan Konuşmamız Gerek Derneği’ nin misyonu 2011 Van Depremi sonrası bölgeye giden destek kolilerinde regl bakım ürünlerinin unutulmasıyla oluşmaya başladı. Dernek 2016 yılında faaliyete geçen saha çalışmalarıyla öncelikli olarak regl bakım ürünlerine ve kapsamlı regl eğitimine erişimi kısıtlı olan mevsimlik tarım işçileri, köy okullarına giden çocuklar, mülteciler ve göçmenlerle çalışmaya başladı. Sürekli olarak gerçekleştirilen saha çalışmalarına ek olarak Elazığ ve İzmir Depremleri ve 2021 yazı gerçekleşen orman yangınlarından sonra afet bölgesine regl bakım ürünlerinin ulaşmasını sağladı. 6 Şubat’ta gerçekleşen depremler sonrasında da ilk günden beri yerel partnerler, sahadaki gönüllüler, regl bakım ürünleri satan firmalar, kurumsal ve bireysel bağışçılarla beraber afet bölgesine regl bakım ve kişisel hijyen ürünlerini ulaştırmaya devam ediyor. 10 Mart itibarıyla hazırladığı bakım kitleriyle sahaya gidecek olan dernek, hem regl bakım ürünlerinin sürdürülebilir olarak ulaştırılmasını sağlıyor hem de afet sahasının regl bakımı için daha uygun hâle getirilebilmesi için gerekli öneri ve yönlendirmeleri yapıyor. Konuşmamız Gerek Derneği’nin bir mesajı var: “2016 yılından beri menstrüel ürünlere ve kapsayıcı regl bakımına erişimin bir insan hakkı olduğuna ilişkin konuşan bizler için bağışlarınız ve her türlü desteğiniz oldukça kıymetli. Mücadelemize inandığınız ve 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü’nde yok sayılan bir ihtiyaçta yanımızda olduğunuz için teşekkür ederiz.”

Daha fazlasını öğren

Pareto

Pareto

İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.

Çalışan deneyimi, yalnızca şirketlerin dinamiklerine göre değil, aynı zamanda dönemin ruhuna ve kuşakların beklentilerine göre de şekillenen çok yönlü bir olgu. Dolayısıyla “Geçmişte çalışanları mutlu eden birtakım uygulamalar bugün neden işlemiyor?” sorusunun cevabını yalnızca şirketlerin iç dinamiklerine bakarak anlamak mümkün olmuyor.

Çalışanların işleri ve şirketleri ile kurdukları ilişkiye baktığımızda üç farklı kitle ve süreç karşımıza çıkıyor.

Bu süreçlerin ilki, yoğun bir güvenlik ihtiyacı olan X kuşağı tarafından şekillendirildi. Bu kuşak, güvenlik ihtiyacını; riskleri minimize edebilecekleri, hayat standartlarını ve statülerini koruyabilecekleri bir çatı altına girerek karşılama yoluna gitti. Bu durum, karşımıza kurum bağlılığı yüksek, yaptığı işi ve çalıştığı şirketi kimliğinin bir parçası olarak gören, uzun yıllar aynı şirkette çalışarak yükselmeyi tercih eden, şirket aracı ve makam odası gibi yan hakları önemli gören bir kitle çıkardı.

Y kuşağının iş hayatına dahil olduğu döneme baktığımızda ise teknolojinin de gelişmesiyle hem yurt içindeki hem de yurt dışındaki fırsatları takip eden, diğer bir değişle elindeki imkânların ve alternatiflerin farkında olan bir kitle karşımıza çıkıyor. Bu farkındalık, söz konusu çalışanların kendisini yalnızca yaptığı işle tanımlamayı reddetmesini, iş-özel yaşam dengesini gözetmesini ve iş dışı aktivitelere odaklanmasını sağlıyor. Dolayısıyla bu çalışanlar, daha pragmatist bir yaklaşımla hareket ederken kararlarında şirketlerin ücret politikasının belirleyici olduğu ve hızlı iş değişiklikleri yapabildikleri görülüyor.

Z kuşağının sahneye çıkmasıyla ise bahsedilen bütün dinamiklerin değiştiği bir evreye girildi. Hem şirketler hem de daha eski çalışanlar, Z kuşağının memnuniyetsizliğinden şikayet eder hale geldi. Sorgulayan ve boyun eğmeyen yapısıyla öne çıkan bu kitle, bireysellikleriyle bilinse de toplumsal meselelere karşı hassasiyetleri ve farklılıklara karşı duyarlılıklarıyla da dikkat çekmeye başladı. Bu kuşağın aklına yatmayan ve ikna olmadığı hiçbir şeyi kabul etmemesi şirketler için en zorlayıcı etkenlerden birisi oldu. Böylece Z kuşağının iş hayatına girmesiyle şekillenen iş ortamlarında bağlılığın nasıl sağlanacağı ise en büyük merak konularından birisi haline geldi.

Günümüzde çalışanın beklentisi

Bugünün çalışan deneyimini anlamak için içinden geçtiğimiz dönemi anlamak da en az çalışan profillerini tanımak kadar önem taşıyor. Son yıllarda tüm dünyada karşılaşılan başta pandemi olmak üzere savaşlar, ekonomik krizler ve deprem gibi büyük felaketler hayatımızın her alanın dönüştürdüğü gibi iş hayatına bakışını da kökten etkiledi. Çalışanlar için ne güçlü ve güven veren bir kurum çatısı ne de yüksek maaşlar bir tercih kriteri olmamaya başladı. Herkesin oldukça güvensiz hissettiği bu dönemde güçlü kurumlar bu güvenlik hissini veremez hale geldi. Ayrıca ekonomideki problemler de çalışanların geçmişte sahip oldukları alım gücünü kaybetmelerine ve her durumda kazançlarının hayat standartlarını korumaya yetmemesine yol açtı. Bu nedenle çalışanlarda tüm bu ihtiyaçlardan daha derin ve kapsayıcı bir ihtiyaç ortaya çıktı: Anlam bulma ihtiyacı

Yeni dönemde çalışanlar, bireysel problemlerden ziyade daha kolektif sorunlarla mücadele halinde hissediyor. Bu nedenle, çalıştıkları şirketin kârlılık, büyüme, güçlenme gibi unsurlardan ziyade insan odaklı olduğunu görmeye ihtiyaç duyuyorlar. Bu insan odaklılığı hem şirket içerisindeki bireysel deneyimlerinde hem de şirketin toplumsal ve ekolojik problemlere yaklaşımında ve aktif olarak aldığı sorumluluklarda görmeyi bekliyor. Dolayısıyla çalışana iş hayatlarının her anında değerli olduğunu hissettiren, anlamlı ve topluma faydalı bir yapının bir parçası olmanın gururunu yaşatan şirketler çalışanların ilk tercihi oluyor ve bağlılık yaratıyor.

Çalışan deneyimini iyileştirecek adımlar

Çalışanların yaptığı işte ve çalıştığı şirkette anlam bulmasını sağlayacak adımların başında çalışanın iş yapış tarzının doğru şekillendirilmesi geliyor. Çalışanların bir yönetici kararını uygulamak yerine, otonom hareket edebildikleri, iş planlarını kendileri belirledikleri, iş süreçlerini tamamladıkları, teknik ve sosyal becerilerini geliştirmeye zaman ayırabildikleri agile yapılar önem taşıyor. Bu yapılar hem çalışanların birbirini daha iyi anlamalarını sağlarken hem de aralarındaki aktif etkileşimin ve işbirliğinin artmasını sağlıyor.

Bir yandan otonomi ve takım çalışması önemli hale gelirken öte yandan çalışana dokunan etkin bir yönetim anlayışına sahip olmak da çalışanlar için kritik hale geliyor. Bu yönetim anlayışının en temelde çalışanlara şirketin amacını, yaptıkları işin neye hizmet ettiğini, ne gibi faydalar ortaya koyduğunu göstermesi yaptıkları işle bağlarını güçlendiriyor. Çalışanların yönetsel açıdan ihtiyaç duyduğu bir diğer konu ise geri bildirim kültürünün gelişmesi. Bir iş sonunda güçlü yönlerinin ve gelişim alanlarının ortaya konması çalışanın bireysel olarak görüldüğü ve potansiyelini açığa çıkarması için kendisine alan açılan bir yerde çalıştığını hissettiriyor. Bununla ilişkili olarak özellikle performans sistemlerinde açık ve şeffaf bir süreç yürütülmesi de çalışınan güvenini kazanmak adına önemli hale geliyor.

Çalışan deneyimine etki eden diğer bir konu ise çalışanla uyum içinde olan pozitif bir çalışma ortamının yaratılması. Geçmiş dönemlerde çalışma ortamı, yalnızca fiziksel olarak içinde bulunulan alan olarak görülen sınırlı bir kavram olarak görülse de günümüzde çalışma ortamının çok daha geniş ve kapsayıcı bir kavram olarak öne çıktığı görülüyor. Özellikle pandeminin ardından çalışanlara uzaktan ve esnek çalışma imkanları sunacak sistem ve altyapıya sahip olmak ve bu konudaki kararı çalışana bırakmak çalışma ortamının en önemli dinamiklerinden birini oluşturuyor. Bunun yanında hem yöneticiler hem de ekip içersinde takdir ve teşekkürün yaygın olduğu, başarıların ödüllendirildiği bir ortam da çalışanın değerli hissetmesini sağlıyor. Yine son dönemde çalışma ortamı deyince akla gelen ve önemli görülen dinamiklerden biri de farklılıklara açık ve kapsayıcı bir ortam oluşturulması. Tüm bu unsurların birleşimi çalışanların kendilerini ait hissettikleri konforlu bir yerde çalıştıklarını hissetmelerini sağlıyor.

Yine pandeminin etkisiyle birlikte çalışanların şirketleriyle ilişkilerinde belirleyici olan etkenlerden biri de şirketin hem fiziksel hem de ruhsal sağlıkları için sunduğu imkanlar. Geçmiş dönemlerde çalışanların öncelikli olmayan bu konu son zamanlarda çalışanlara dengeli bir hayat yaşadıklarını hissettirmesi açısından gerekli görülüyor. Dolayısıyla çalışanlar, fitness imkanları olan, sosyal aktivitelere önem veren, psikolog desteği sunan, yalnızca çalışan için değil ailesi için de bu gibi destekler sunan şirketler çalışan dünyasında daha güçlü etkiler bırakıyor.

Tüm bu faktörlerin yanında çalışanların kariyer yolculuklarına dair beklentisinin de son dönemde değişiklik gösterdiği görülüyor. Geçmiş dönemlerde yoğun bir şekilde görülen yukarıya doğru ilerleme beklentisi yerini yatayda ilerleme ve değişiklik yapma ihtiyacına bırakıyor. Çalışanlar içinde buldukları dönemdeki ihtiyaçlarına, beklentilerine ve kendilerini geliştirmek istedikleri alanlara göre değişiklik yapma esnekliğini hissetmek istiyor.

Son olarak, en başta bahsettiğimiz çalışanlar yalnızca ekonomik hedeflere ve büyümeye odaklı bir şirkette değil, bireysel deneyimlerine etki eden bu faktörlerin yanı sıra toplumsal konulara da odaklanan, dünyayı iyileştirmek, daha yaşanabilir hale getirmek için kendi alanında katkı sunmaya çalışan bir şirkette çalışmayı tercih ediyor. Bu yaklaşımı görmek çalışanlara şirketlerinin empati gücü yüksek, şeffaf, odağı insan olan ve insana yatırımı diğer tüm yatırımların üstünde tutan bir şirkette çalıştığını hissettiriyor. Bu da bir yandan çalışanların şirkete bağlılığını artırırken öte yandan etki gücü yüksek, sorumluluk alan ve değer yaratan çalışanlar yaratıyor.


Neslihan Saydam, 2016’da Boğaziçi Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi’nden mezun olduktan sonra yüksek lisansını Sabancı Üniversitesi’nde Uyuşmazlık Analizi ve Çözümü üzerine yaptı. Bu tarihten itibaren çeşitli danışmanlık firmasında pazar araştırması ve çalışan deneyimi üzerine araştırmalar gerçekleştirdi. Hala bu alanda danışmanlık faaliyetlerini sürdürüyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Pareto

Pareto

İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.

NEREDE YAYIMLANDI?

ParetoPareto

BÜLTEN SAYISI

👩🏻‍💻 Büyük istifa, sessiz terfi

Büyük istifanın sonu geldi mi? Çalışan beklentilerini neler şekillendiriyor? Şirketler çalışan deneyimini iyileştirmek için ne gibi adımlar atabilir?

08 Mar 2023

Unsplash

YAZARLAR

Neslihan Saydam

Yazar - Pareto

Pareto

İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.

İLGİLİ OKUMALAR

ParetoPareto

HİKAYE

Algoritmadan tabağa: Tedarik zinciri yemek trendlerinin hızına yetişebiliyor mu?

Matcha, protein barlar, iki malzemeli Japon cheesecake’i, Gigi Hadid makarnası, çiğ köfte suşi… Yiyecek trendleri, artık sosyal medyanın etkisiyle çok daha hızlı yayılıyor. Tedarik zincirleri ise bu hıza ayak uydurmakta zorlanıyor. Talep, dijital hızda büyürken çiftlikler ve fabrikalardaki tarım ve gıda üretimi, fiziksel sınırlar içinde kalıyor.

Doğa Yurduneri

·

16 Eyl 2026

Algoritmadan tabağa: Tedarik zinciri yemek trendlerinin hızına yetişebiliyor mu?
ParetoPareto

HİKAYE

Milyarlarca lirayı yöneten portföy yönetim şirketlerinde ne oluyor?

Pusula Finans Holding’in Tera Grubu’nca devralınacak olmasıyla ilgili haberlerin kamuoyuna yansıması sonrası Pusula Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız’ın tutuklanması, bu satışla ilgili gelişmeleri gündemin ilk sıralarına taşıdı. Yarız’ın banka hesaplarıyla mal varlıklarına tedbir konulurken, Tera Grubu ile planlanan satış görüşmeleri sürüyor. Soruşmanın kapsamı genişlerken, Pusula Portföy’ün büyüme hızı dikkat çekiyor.

Pelin Cengiz

·

16 Eyl 2026

Milyarlarca lirayı yöneten portföy yönetim şirketlerinde ne oluyor?
ParetoPareto

HİKAYE

Savunma bütçeleri büyürken: Ekonomik durgunluğun çaresi silahlanma olabilir mi?

Avrupa’dan Japonya’ya birçok ülke, artan güvenlik kaygılarıyla birlikte savunma bütçelerini büyütüyor; bu harcamaların teknoloji, istihdam ve sanayi üzerinden ekonomiye de ivme kazandırması bekleniyor. Peki silahlanma, durgun ekonomiler için gerçekten bir büyüme motoruna dönüşebilir mi?

Birol Oğuz

·

09 Eyl 2026

Savunma bütçeleri büyürken: Ekonomik durgunluğun çaresi silahlanma olabilir mi?
ParetoPareto

HİKAYE

Pandeminin faturası: Genç işsizliğinin sorumlusu AI değil de uzaktan çalışma olabilir mi?

Giriş seviye pozisyonlarda işe alımlar, dünya genelinde hızla yavaşlıyor. Genç işsizliğindeki bu artış, özellikle beyaz yakalı işlerde büyük oranda yapay zekaya atfediliyor. Fakat yakın tarihli araştırmalar, yeni mezunların yaşadığı istihdam sıkıntısının asıl sorumlusunun uzaktan çalışma olabileceğine işaret ediyor.

Doğa Yurduneri

·

08 Eyl 2026

Pandeminin faturası: Genç işsizliğinin sorumlusu AI değil de uzaktan çalışma olabilir mi?
ParetoPareto

HİKAYE

'Ya yatırım ya yaptırım' dönemi: Otomotivde Çin markalarının payı %6’ya geriledi

Çin merkezli markaların peş peşe Türkiye pazarına girişi ve önemli bir satış başarısı elde etmesi, Türkiye’deki yöneticileri biraz rahatsız etmişti. Bunun üzerine Türk lobisinin de yönlendirmeleriyle vergiler, ithalat düzenlemeleri ve servis şartları üzerinden bu markaların önüne ciddi bir duvar örüldü. Ağustos ayına ilişkin pazar verileri ise bu “Çin işkencesi”nin sonuç verdiğini ortaya koydu.

Ahmet Çelik

·

08 Eyl 2026

'Ya yatırım ya yaptırım' dönemi: Otomotivde Çin markalarının payı %6’ya geriledi