Gelecek Partisi Ekonomi Politikaları Başkanı Rota ile röportaj


Alternatif Bank’tan bir ilk: Erişilebilir Bankacılık Terimleri Sözlüğü Herkes için hak temelli ve erişilebilir bir bankacılık deneyimi oluşturmak amacıyla “Engelsiz Bankacılık” çalışmalarına odaklanan Alternatif Bank , Erişilebilir Bankacılık Terimleri Sözlüğü ’yle engelleri ortadan kaldırmak için bir adım daha atıyor ve soruyor: “Dilimizdeki birçok terimin karşılığı işaret dilinde üretilmediğini veya tercüme edilmediğini biliyor muydunuz?” Başta işitme engelliler ve düşük finansal okuryazarlığa sahip kişiler olmak üzere bankacılık terimlerini anlamak konusunda pek çok kişi zorluk yaşayabiliyor. Alternatif Bank bu soruna çözüm üretmek için Toplumsal Haklar ve Araştırma Derneği (TOHAD) ve İşitme Engelliler ve Aileleri Derneği (İED) iş birliğiyle Türkiye’de ve bankacılık sektöründe bir ilk olan Erişilebilir Bankacılık Terimleri Sözlüğü projesine imza attı. Günlük hayatta en sık kullanılan bankacılık terimlerini sesli betimleme, işaret dili ve sadeleştirilmiş metin desteğiyle anlattığı kısa videolardan oluşan bir içerik serisi sunan Alternatif Bank 30’a yakın temel bankacılık terime yer veriyor. Sözlüğü yakın zamanda 100’ün üzerinde bankacılık terimini kapsayan bir video kütüphaneye dönüştürmeyi amaçlayan Alternatif Bank’ın Erişilebilir Bankacılık Terimleri Sözlüğü ’ne buradan ulaşabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İzmir'de düzenlenen İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi'nde gerçekleştirdiği sunumun ardından Gelecek Partisi Ekonomi Politikaları Başkanı Kerim Rota ile bir röportaj gerçekleştirdik.
Soru: Öncelikle davetimi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim. İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi hakkındaki görüşlerinizi kısaca alabilir miyim?
Cevap: “Öncelikle İzmir İktisat Kongresi’nin bence çok büyük önemi var. Çünkü kongrenin yüzüncü yılı ve zamanlama olarak Türkiye’nin kader seçimleri olarak adlandıracağımız seçimlerin hemen öncesine denk gelmiş oldu. Bana iki şey kattı bu kongre. İlki tabii ki sunumlardan ve konuşmalardan çok faydalandım. Hem siyasi bazı mesajlar alma imkanımız oldu hem de akademisyenlerden birtakım önemli mesajlar aldık. İkincisi ise Türkiye’nin insan kaynağının ve beceri setinin ne kadar yüksek olduğunu bir kez daha gördüm. Türkiye doğru planlar yapabildiği zaman bunu becerebilecek, başarıya taşıyabilecek, Türkiye’yi çok iyi noktalara getirebilecek ne kadar çok akademisyenimizin ve düşünürümüzün olduğunu bu kongre sayesinde görmüş oldum.”
Soru: 2021 yılından bu yana uygulanmakta olan Türkiye Ekonomi Modelini nasıl değerlendirirsiniz?
Cevap: “Öncelikle buna bir model demeyi kabul etmiyorum ben. Bir model diye pazarlansa da bence bu bir girişimdi. Sayın Cumhurbaşkanı’nın ideolojik bir düşünce ile faiz enflasyon ilişkisini yanlış kurgulaması ve bu yanlış kurgulamaya karşı çıkmayacak insanları da devletin içinde bürokrat olarak yerleştirip, onlarla beraber uyguladıkları bir girişimdi. Bu girişim bence Aralık 2021’de duvara tosladı. Yani Aralık 2021 itibariyle Türkiye Ekonomi Modeli diye bize pazarlanan girişim aslında kur korumalı mevduatın ilanı ile çöpe atıldı. Çünkü o gün itibarıyla Türkiye’nin bir ödemeler dengesi krizine ve ciddi bir bankacılık krizine gideceğinin farkına vardılar. O gün itibarıyla koskoca Türkiye Cumhuriyeti’ne döviz mevduatına devlet garantisi verdirdiler. Yanlış anlaşılmasın, devlet garantisi bankalardan para çekmek için değil, döviz farkını devletin hazinesinden mevduat sahiplerine ödemek için verdiler. Ben 30 yıla yakın bankacılık yaptım, 30 yıllık meslek hayatımda böyle bir şey söyleseler inanmazdım.
O girişim 2021 Aralık’ta sona erdi. Bugüne kadar olan bir buçuk senelik süreçte de enflasyon patladı, döviz mevduat sahiplerine kamu kaynaklarından muazzam aktarımlar yapıldı. Bu modelin devam etmeyeceğini onlar da anladı. Önümüzdeki Mayıs ayında iktidar değişirse bu model tabii ki devam etmeyecek. Fakat AK Parti iktidara gelirse de bu modeli uygulama şanslarını görmüyorum. AK Parti eğer bu modeli devam ettirmek isterse olacak olan şudur; Türkiye’yi tamamen dışa kapatacak, sermaye hesabını kapatacak, bankalardan döviz çekimini bile sınırlayacak ağır sermaye kontrolleri hayata geçer. Bunu net bir şekilde söylemek istiyorum.”
Soru: Bankacılık sistemine dair bir sorum olacak. Şu sıralarda bankalara düzenleyici kurumlar tarafından getirilen örtülü faiz sınırı, menkul kıymet tesisi zorunluluğu ve TL mevduat sınırı gibi uygulamaların bankacılık sektörünü nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz?
Cevap: “Bu tür düzenlemeler aslında gelişmiş ülkelerde zaman zaman yapılabilir. Çok fazla risk aldığını düşünürsünüz bankaların, o risklerin azaltılması için çeşitli önlemler alırsınız ve bankacılık sistemi de buna uyar. Çünkü organize ve düzenli bir sektördür. Bu düzenlemeler genellikle bankacılık sisteminin ve mevduat sahibinin sağlığı için yapılır. Fakat bizdeki bu düzenlemelerin birçoğu ya bankaların kredi risklerini artırmaları için, ya faizleri enflasyonun çok altında tutmaları için yapılıyor. Yani enflasyon %55’ken gidin %15’le kredi verin diyorlar, enflasyon %55’ken belirli mevduatlara şu faizden fazlasını veremezsiniz deniyor.
Böyle olunca aslında Türkiye’deki bütün piyasalar devletin finans sistemine müdahalesi nedeniyle ‘adı var kendi yok’ piyasalar haline geliyor. Yani Türkiye’nin artık çalışan piyasaları yok. Döviz piyasası sağlıklı çalışmıyor devlet müdahalesi var, kredi piyasası sağlıklı çalışmıyor devlet müdahalesi var, mevduat piyasası sağlıklı çalışmıyor devlet müdahalesi var, bono piyasası sağlıklı çalışmıyor devlet müdahalesi var. Biraz çalışan tek piyasamız İstanbul Borsası, onda da büyük düşüşler olduğu zaman devlet Varlık Fonu ile oraya da müdahale ediyor. Piyasalarını kaybetmiş bir ülke göstergelerini kaybetmiştir. Nasıl araba kullanırken göstergesiz gittiğinizde kendinizi güvensiz hissederseniz, piyasalarını kaybetmiş bir ülke de güvensiz bir ülke haline gelmiştir. O yüzden bu tür düzenlemelerin hem bankacılık sektörünün sağlığı üzerinde negatif etkileri var hem de daha önemlisi Türkiye’ye gelecek yabancı sermayeyi uzak tutma ve göstergeleri kaybetme açısından çok büyük sakıncaları var.
Ama şunu söyleyebilirim ki bu uygulamalar yalnızca bir buçuk senelik uygulamalar. Türkiye’de bankacılık sektörü sağlamdır. İyi risk yönetimi yapar. O yüzden şu son bir buçuk senedeki uygulamalar bankaların tahvil ve bono portföyleri üzerinde bir zarar yaratsa da bu altından kalkılamayacak bir zarar değil.”
Soru: Türkiye’de şu anda konut fiyatlarında bir balondan söz etmek mümkün. Muhalefet ise seçimin kazanılması durumunda ekonomide ortodoks politikalara dönüş ve yabancılara konut satışının kısıtlanması ile konut fiyatlarında bir düşüş vadediyor. Fakat bu düşüşün hızlı bir şekilde gerçekleşmesi durumunda bankaların bilançolarında teminat olarak tutulan gayrimenkuller nedeniyle bankacılık sektöründe önemli sıkıntıların ortaya çıkabileceğine dair raporlar var. Bu konu hakkında ne söyleyebilirsiniz?
Cevap: “Türkiye’de konut fiyatları nedeniyle maalesef en çok kaybedenler çok acıdır ki gençler. Ben bunu sunumumda da bunu ortaya koydum. Bir ülkede eğer servet transferi varsa, bir ülkede negatif faiz varsa bunun kaybedeni genellikle gençler oluyor. Çünkü gençler daha hayatlarının, çalışma çağlarının çok başındalar, bir servet birikimi elde edememiş durumda oluyorlar ve o servete ulaşma şansları bu şekilde azaltılmış oluyor. Örneğin daha önce dört sene hiç yemeden içmeden para biriktirsem otomobil sahibi olurum diye düşünen bir genç, bir bakıyor ki bir sene arayla bu süre altı yıla yükselmiş. Dolayısıyla ümitlerini ve geleceklerini Türkiye’de görememeye başlıyorlar ki; bence bu Türkiye’nin en büyük beka sorunu.
Gayrimenkul fiyatlarına gelirsek; gayrimenkul fiyatlarının bu noktaya gelmesinin iki tane çok önemli sebebi olduğunu düşünüyorum. Bir tanesi tabii ki enflasyon. Enflasyonu kontrol altına alamadığınızda genellikle konut fiyatları enflasyonun üzerinde davranma eğilimi gösterir. Üç sene boyunca %5-8 arası bir enflasyondaki konut fiyatıyla, üç sene boyunca %40-50 arasındaki bir enflasyondaki konut fiyatı arasında mutlaka reel fark olur. İkinci sebep ve daha da önemlisi, Türkiye’de son bir buçuk senede inanılmaz bir şekilde negatif reel faiz uygulanması ve bunun sonucunda da bütün yatırım araçlarında parasının eridiğini gören yatırımcıların konutu artık bir finansal yatırım aracına dönüştürerek fiyatları yukarı çekmesi oldu.
Yabancılara konut satışı da tabii ki etkili oldu. Burada da bazı analistler bunun çok önemi olmadığını, satılan konutların yalnızca %7-8’inin yabancılara satıldığını söylüyor. Ama şunu unutmamak lazım ki yabancılara satılan konutlar piramidin en tepesindeki en pahalı konutlar. Konut piyasasında da piramidin en tepesini yukarı çektiğinizde altının da onunla birlikte gelmemesi mümkün değil. O yüzden piramidin üstünde yapılan satışların da konut fiyatlarını yükseltici etkisi var.
İktidara gelirsek ne yapacağız? Öncelikle enflasyonla ciddi bir şekilde mücadele ederek enflasyonu aşağı indireceğiz. İkincisi negatif reel faiz ortamını hemen bitireceğiz. Bütün bunların öncelikle konut piyasasında bir dengelenme sağlayacağını mutlaka düşünüyorum. Ama daha önemlisi konutu bir finansal yatırım aracı olmaktan mutlaka çıkaracağız. Bunun içerisinde ikinci, üçüncü konutların vergilendirilmesi de dahil tabii ki.
Teminatlar nedeniyle bankacılık sisteminde bir sıkıntı olur mu? Bizim yaptığımız analizlerde böyle bir sıkıntı görünmüyor. Çünkü evet bankacılık sektörü gayrimenkul teminatlarına bağlıdır ama bu teminatların birçoğunun ticari gayrimenkul olduğunu görüyoruz. Bireysel gayrimenkullerde ise teminatlanmanın çok yüksek olduğunu görüyoruz. Türkiye’de konut kredileri sabit faizle ve TL cinsinden verilir. Dolayısıyla bugün itibarıyla konut fiyatlarında oluşacak %20-30’luk bir düşüşün bile bankalar üzerinde herhangi bir risk yaratmayacağını görüyoruz.”
Soru: Konut fiyatlarının yanı sıra borsada da bir yükseliş mevcut. Ortodoks politikalara çabuk bir dönüş durumunda borsa endeksinde kayda değer bir gerileme yaşanabileceğine dair çeşitli yorumlara rastlamak mümkün. Enflasyonist ortamda birikimlerini korumak amacıyla borsaya sığınan bireysel yatırımcının endişelerine yönelik olarak yorumlarınız neler?
Cevap: “Tabii borsaya yönelimlerin en önemli sebeplerinden biri biraz evvel bahsettiğim negatif reel faiz. Yani paranızı Türk Lirası mevduata yatırdığınızda kaybedeceğinizi biliyorsanız, döviz mevduatı da size bir şey getirmiyorsa borsaya kayışlar olabilir. Gençler açısından da şu anda çok kısa vadede hızlı para kazanmak gerekiyor ki bir eve, otomobile sahip olabilsinler. Bu endişeleri de çok iyi anlıyorum. Ama şunu lütfen gözardı etmeyelim; borsadaki fiyatlar ağırlıklı olarak dövizin yukarı gelmesiyle beraber dolar cinsi değerlemeler nedeniyle de hareket ediyor. Dolayısıyla kurda bir istikrar sağlandığında bu hareketler şu anki kadar yüksek olmayabilir dediğiniz gibi.
Fakat bu noktada ikinci en önemli faktör de güven faktörüdür. Yani Türkiye’nin itibar açığı kapandığında ve ülkeye önemli bir portföy girişi olduğunda, bu girişlerle beraber Türkiye’nin risk primleri de çok aşağı gelecektir. Risk primlerinin aşağı inmesiyle ve Türkiye’nin piyasalarına yeniden kavuşmasıyla birlikte ise ben borsanın yine iyi bir seçenek olarak kalacağını düşünüyorum.
Bunun da en iyi örneği şudur; 2013 yılında Türkiye’nin risk primlerine bakın, faizlerine, reel faizine ve borsa endeksinin dolar cinsi değerine bakın. Bunlara baktığınızda aslında ekonomide dengeleri tutturmanın çok zor olmadığını görürsünüz.”
Soru: Son olarak pek çok seçmenin aklındaki soruyu sormak istiyorum. Muhalefetin kazanması durumunda Türkiye tekrardan IMF’e gidecek mi?
Cevap: “Gitmeyecek. IMF’in gelişmekte olan ülkelere çok önemli iki tane katkısı oluyordu. İlk olarak itibar açığını gideriyordu, ikinci olarak ise sıkışmış ülkelere para yardımı yapıyordu ama bunu da genellikle zaman içinde kullandırıyordu. Şimdi Türkiye’de şu anda para da yok itibar da yok. Ama şöyle bir ikilemi var Türkiye’nin; muhalefetin kazanması durumunda Türkiye muazzam bir ekonomi takımıyla buluşacak. Cumhuriyet Halk Partisi'nin, İyi Parti’nin, DEVA Partisi’nin, Gelecek Partisi’nin, Demokrat ve Saadet’in ekonomi ekiplerinde çok sağlam isimler var. Dolayısıyla siyasetin desteklediği iyi bir ekonomi takımı, iyi bir programla karşımıza geldiğinde itibar sorunu zaten çözülmüş olacak. İtibar neyin gelmesini sağlar? Paranın gelmesini sağlar. Dolayısıyla itibarın gelmesiyle birlikte para gelecek.
O paranın yeterli olmayabileceği söylenebilir, buna katılırım. Ama bir veriyle de Türkiye’ye ne kadar para gelebileceği konusunda size fikir vermek isterim. 2014 yılının başında Türkiye’de TL cinsi varlıklara yatırım yapan yabancıların parası 200 milyar dolardı. Hisse senetleri, tahviller ve swap. Bırakın Türkiye’ye borç vermeyi Türk Lirasına 200 milyar dolar yatırım yapmışlar, bizim paramıza güvenerek gelmişler. Bugün itibarıyla bu tutar 25 milyar dolara düşmüş durumda. Yani aradan geçen dokuz senede biz bu paranın neredeyse %90’ını kaybettik. Türkiye’de itibar sağlanır ve uzun vadeli bir ekonomi yönetimi görülürse, Türkiye’ye para gelir ve IMF’e de gerek kalmaz.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Para Politikası Kurulu, yılın üçüncü toplantısını bugün gerçekleştirecek. Karar ise her zaman olduğu gibi saat 14.00’te duyurulacak.
23 Mar 2023

YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR



