
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Charlie Kaufman’ın senaryosunu Iain Reid’ın aynı isimli romanından uyarladığı yeni filmi I’m Thinking of Ending Things (Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum) geçtiğimiz hafta Netflix’te yayımlandı. Başrollerini Jessie Buckley ve Jesse Plemons’un paylaştığı film, bir genç kadının ayrılmayı düşündüğü erkek arkadaşının ailesiyle tanışmak üzere çıktıkları yolculukla başlarken her şeyi bitirmeyi düşünen bir karakterin pişmanlıklar ve hayal kırıklıklarıyla dolu hayatına dair gerçeküstü bir yansımaya dönüşüyor.
Biz de öneri köşesinde bu hafta hem izleyiciler hem de eleştirmenler tarafından beğeniyle karşılanan I’m Thinking of Ending Things filmine tarz ve hissiyat olarak benzerlik gösteren filmleri odağımıza alıyoruz.
Dikkat! Spoiler içerir.
You Were Never Really Here (2017)
IMDB: 6.8 RT: %89

Lynne Ramsay’in yönettiği ve başrolünde Joaquin Phoenix’in etkileyici bir performans sergilediği You Were Never Really Here, izleyiciyi Joe’nun (Joaquin Phoenix) parçalanmış zihnine davet eden bir karakter incelemesi. Joe, bir savaş gazisidir ve hayatını küçük kızları çocuk fuhuşundan kurtararak kazanan bir kiralık katil. Geçmiş travmalarını işinin gerektirdiği gibi yüksek miktarda şiddet uygulayarak bastırır. Hikâye, Joe’nun bir senatör tarafından kaçırılan kızı Nina’yı bulması için kiralanmasıyla başlıyor. Filmde yoğun olarak kullanılan bilinç dışı ve parçalı flashback'ler, karakterin travmasının karmaşık izlerini sürerken I’m Thinking of Ending Things’te Kaufman’ın karakterinin yüzleşmek durumunda kaldığı başarısızlıkların aksini kanıtlamak ve kendini açıklamak ister gibi zihnindeki tüm boşlukları bildikleriyle ve düşündükleriyle doldurmaya çalışıyor. You Were Never Really Here’daki bu kontrolsüz flashback'ler ve bilinçaltı imgeler I’m Thinking of Ending Things’te yerini sanki karakterin kontrolünde kurulan bir fantezi dünyasına bırakıyor.
Synecdoche, New York (2008)
IMDB: 7.6 RT: %68

Being John Malkovich, Adaptation ve Eternal Sunshine of the Spotless Mind gibi filmlerin arkasındaki yaratıcı beyin olarak tanıdığımız Charlie Kaufman’ın senaryoları, yazarın kişiliğinin özgün bir yansıması olarak da dikkat çeker. Ancak Synecdoche, New York, Charlie Kaufman’ın kariyerindeki ilk yönetmenlik denemesi olması bakımından da ayrı bir önem taşıyor. Philip Seymour Hoffman’ın canlandırdığı orta yaşlı bir yönetmeninin yeni oyununda boş bir depoda hayatının bir tür kopyasını sahneleme girişimiyle başlayan film, Kaufman’ın filmografisinde kendini hissettiren ortak bir paydayı gözler önüne serer: Karakterin içinde bulduğu gerçekliği yeniden kurgulama amacı. Kaufman’ın her şeyiyle kendi zihninin bir yansıması olduğunu söyleyebileceğimiz bu dünyada, gerçekle oyun olan iç içe geçer. Gerçekte olan oyunda canlanır, oyunda olan gerçeğe sirayet eder. Bu yönüyle Kaufman’ın I’m Thinking of Ending Things’te de ana karakter üzerinden benzeri bir tutum içine girdiğini söyleyebiliriz. Filmdeki Jack karakterinin anne babasının sürekli farklı yaşlardaki hâlleriyle karşımıza çıktıkları ev sahneleri ve final sahnesindeki ödül konuşmasında insanların yüzünde kolaylıkla fark edilen yaşlandırma makyajı seyirciye, karakterin hayatının yeni bir kurgusunu izliyor olabileceğinin ipuçlarını veriyor.
Mulholland Drive (2001)
IMDB: 8.0 RT: %83

David Lynch’in yazıp yönettiği Mulholland Drive, Los Angeles’ta halasının evinde kalırken hafızasını kaybedip aynı evde saklanan Rita (Laura Harring) ile karşılaşan ve onunla arkadaş olan Betty Elms (Naomi Watts) adlı, gözü yükseklerde bir oyuncunun hikâyesini anlatır. Anlatımda gerçeklik ve hayal olgularının Betty’nin aklında iç içe geçmiş olması ve karakterin bilinçaltının seyirciye hissettirdiği tedirginlik, Kaufman’ın filminde de kendini yer yer hissettiriyor desek yanlış olmaz sanırım. I’m Thinking of Ending Things’te özellikle eve giriş sahneleri ve kapalı duran bodrum kapısına dikkat çekilmesi bu tedirginliği seyirciye aşılıyor. Hatta izleyicide filmin bu kısmında bir gerilim filmi izliyormuş hissiyatı uyandırabiliyor. Lynch gibi Kaufman da filmi izleyen seyircinin zihninde oluşan soru işaretlerini cevaplandırma gayesi taşımıyor, karakterin bilinçaltından süzülen parçalı görüntüleri gerçeküstü bir tonda aktarıyor sadece. Bu görüntüler; çocukken izlenen bir dondurma reklamı, bir anda ortaya çıkan bir müzikal kesiti ve gerçeküstü bir ödül konuşması şeklinde kendine yer buluyor. Özellikle filmin üçüncü evresi diyebileceğimiz okul sekansına doğru film ilerlerken Lynch’in bir diğer filmi olan Lost Highway’dekine benzer bir finale doğru çekildiğimizi hissedebiliyoruz. Bu yönleriyle I’m Thinking of Ending Things’in, Lynch filmleriyle ton bakımından yakın bir ilişki içinde olduğunu söyleyebiliriz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Ayna nöronların hilesi, Fazıl Say'ın Suya Yazılan'ı, Sagopa Kajmer'in Yunus EP'si.
11 Eyl 2020

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Saraybosna Film Festivali’nin 32. yılında yarışmanın öne çıkanlarına, Balkan sinemasının yakın geçmişle ilişkisine ve festivalin en iyi filmlerine yakından bakıyoruz.

Olivia Wilde’ın "The Invite"ı, boşanmanın eşiğindeki bir çiftin evlerine misafir olan başka bir çift üzerinden arzuyu, evliliği, kadınlık deneyimlerini ve birlikte yaşamanın performatif hâllerini didikliyor. Tek mekana sıkışan film, seksin bir ilişkinin nedeni değil semptomu olduğunu söylerken asıl soruyu sonu bırakıyor: Bir ilişkiyi ayakta tutan şey arzu mu, alışkanlık mı, yoksa ilişkinin içinde kendin olabilmek midir?

Datça’nın doğası ve Akdeniz ruhunu cazla buluşturan DatJazz’ın ilk yılında festivaldeydik. Yunan ve Fransız kültürü arasında büyüyen genç sanatçı Melina ile buluştuk ve geleneksel ile moderni buluşturan Doğu Akdeniz müziği üzerine konuştuk.

Otobiyografik kurgu, memoir ve “dolaysızlık” estetiği çağdaş edebiyatın merkezine yerleşirken kurgu, hayal gücü ve başka dünyalar kurma iddiası giderek geri çekiliyor. Édouard Louis’den Karl Ove Knausgård’a uzanan bu yeni gerçekçilik, edebiyatı bir “otantiklik piyasası”na dönüştürürken okuru başka dünyaları tahayyül etmeye değil ona yalnızca empatiyle yaklaşmaya çağırıyor. Politik ve kültürel olarak alternatifsiz bırakılmış dünyanın edebiyattaki semptomları.

Kazdağları’nın ekolojik kırılganlığı ile Mehmetalan Köyü’nün Tahtacı kültürü, sözlü hafızası, mitoloji ve tarih anlatılarıyla ilişki kuran Doğaya Sanat programı ekoloji, yerel kültür ve sanat arasındaki bağı; araştırma, karşılaşma, birlikte düşünme ve üretme pratiği üzerinden ele alıyor. Programın kurucuları Barış Atağ, Oğuzhan Taflı ve program direktörü Derya Yücel ile bu uzun soluklu ilişkinin nasıl kurulduğunu konuştuk.



