HER "DOĞAL" OLAN MASUM MU?

Doğal kumaş diyoruz; topraktan gelen ve masum. Peki ya doğal kumaş dediğimiz nedir, biliyor muyuz?
HER "DOĞAL" OLAN MASUM MU?

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Doğal kumaş diyoruz; topraktan gelen ve masum. Peki ya doğal kumaş dediğimiz nedir, biliyor muyuz? Topraktan gelmesi, onu ne kadar masum kılıyor? Ya da şöyle soralım; her topraktan gelen, geldiği gibi toprağa geri dönebiliyor mu?

"Doğal içerikli kumaş" nedir? Doğal kumaşların kaynakları aralarında bitkisel ve hayvansal olarak ikiye ayrılıyor. Yün çeşitleri hayvansal olurken en popüler olan pamuk, keten, kenevir, bambu gibi malzemelerle üretilen kumaşların geldiği yer toprak. Yani doğal kumaşların kaynağı ya topraktan geliyor, ya hayvanlardan. 

"Doğal içerikli" yanıltıcılığı

Her ne kadar gönlümüz doğaldan yana olsa da yapılan araştırmaların sonuçları, yapay elyafların çevreye zarar verdiği görüşünün yanı sıra, doğal elyafların da çevreye bir o kadar zarar verdiği görüşüyle bizleri karşı karşıya getiriyor. Çünkü doğal ipliklerin birçoğu üretildikten sonra genellikle kimyasal bir işlemden geçiyor. Mesela, bitki kökleri gibi doğal maddelerle boyanmadıkları sürece renk almaları bile kimyasal yollarla mümkün oluyor. Yumuşak bir kumaş hâline gelmesi de kumaşın belli başlı kimyasallarla yumuşatıldığı anlamına geliyor. Kompost edebilme yani biyo-çözünme gibi yöntemler araştırılmaya devam edilse de kumaşların içerdiği kimyasallar, topraklarımıza karışabiliyor. Bu durum irdelendiğinde doğal elyafların mı yoksa yapay elyafların mı kullanımının doğaya daha az zarar vereceği ve ekolojik düzeni bozacağı konusu gündeme geliyor.

Pamuk, keten, kenevir; bunlar, modada “çevre dostu lifler” olarak duyduğumuz, toprağın bize verdiği iplik hammaddeleri. Fakat tekstil endüstrisi için bu mahsullerin üretim aşaması organik olarak da konvansiyonel olarak da pek masum değil. Bu materyaller her ne kadar doğal içeriğe sahip olsalar da bir giysiye dönüşmek için geçtikleri süreçte birçok işlemden geçiyorlar ve bu da harcanan bolca enerji ve kullanılan bolca kimyasal anlamına geliyor.

Mesela pamuk: Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, pamuk doğal ve doğada çözünebilir olmasına karşın çevresel açıdan en talepkâr ürünlerden biri. Pamuk tarımında dünyadaki böcek ilaçlarının (insektisit) % 25’i, pestisitlerin %10’u kullanılıyor ve çok fazla suya ihtiyaç duyuluyor. Bununla birlikte, gelişmekte olan ülkelerde konvansiyonel tarımla yetişen pamuk üzerine püskürtülen kimyasallar, kansere sebep olabiliyor. Aynı şekilde, akademisyen Kate Fletcher, Sürdürülebilir Moda ve Tekstil adlı kitabında, pamuk tarımının küresel pestisit kullanımının %11'inden ve küresel böcek ilacı kullanımının %25'inden sorumlu olduğunu anlatıyor.

Nottingham Üniversitesi’nin yürüttüğü çalışmalara göre, plastik kirliliğinin en yaygın biçimlerinden biri sentetik liflerin mikroplastik kirliliğine yol açmaları. Çalışmalar, birçok üretici ve tüketicinin pamuk ve yün gibi doğal liflerden yapılmış giysileri tercih etmesine rağmen “doğal” tekstil elyaflarının tekstil endüstrisinin plastik kirliliğine yol açan alternatifi olmaktan uzak olduğunu söylüyor. Pamuk üretiminin inanılmaz derecede su tükettiğini ve doğal elyafları işlemek için kullanılan yöntemlerin genellikle sulara zararlı kimyasalların karışmasına neden olduğunu, ayrıca doğal liflerin işlenmesinin tehlikeli, suistimal eden çalışma koşullarında gerçekleştirildiğini ortaya koyuyor.

angst
ANGST 

Çelişkili durumlar

1 kilo pamuğu (ortalama beş tişört) tarlada üretebilmek için en az 8 bin litre suya ihtiyaç olduğu söyleniyor. Buna karşılık 1 kilo polyester üretimi için ise çok az veya hiç su kullanımı gerekmiyor. Diğer yandan polyester üretimi sırasında aynı miktarda pamuğun üretimine göre iki kat daha fazla enerji harcanması gerekiyor. Bu durumda fazla su mu yoksa enerji mi harcanmasının daha doğru bir karar olacağı tartışmalı. 

Organik tarım (?): Hem organik hem de konvansiyonel yetişen pamuğun kendi artıları ve eksileri var. Organik pamuk yetiştirme süreci daha sürdürülebilirken, organik olmayan pamuk, toprak ve su kullanımı açısından daha etkili. Buraya kadar kulağa çok basit geliyor fakat organik pamuk henüz tüm sorunlarımızı çözmeye yetmiyor. Organik pamuğun da dezavantajları var. 

Daha çok alan (?): WWF'ye göre, en büyük pamuk üreticisi ülkelerde (Hindistan, ABD, Pakistan, Çin) tarıma elverişli arazilerin %2,4'ü pamuk yetiştirmek için kullanılıyor. Organik pamuk yetiştirmek konvansiyonele göre %25 daha fazla arazi gerektiriyor. Dolayısıyla, organik pamuk ile organik olmayan pamuğun sürdürülebilirliğini karşılaştırmak istersek, bunun neden olabileceği ormansızlaşmanın çevresel maliyetini ekleyebiliriz. Büyük resmi düşünecek olursak, sonuçta hangisinin daha sürdürülebilir olduğunu söylemek gerçekten zor.

Alternatifler

Pamuğa alternatif: Kenevire bakış açısı tam olarak pozitif yönde değişmediğinden dolayı hâlâ birçok ülkede kullanımına yönelik gerekli izinler sağlanmadı fakat pamuk için iyi bir alternatif olacağı kesin. Kenevir kumaş nefes alabilen, nemi geçirmeyen, antibakteriyel özelliklere sahip, dayanıklı, kullanıldıkça ve yıkandıkça yumuşayan ve tabii doğada çözünebilen bir hammadde. Pamuğa karşılık bitki olarak çok daha az suya ihtiyaç duyuyor. Yetiştiği toprağın besinlerini çekmek yerine toprağı besleyen bir bitki. Textilegence’e göre kenevir, dört aydan kısa bir sürede yetişiyor ve fazla su talep etmediği için su kaynakları korunuyor. Bununla birlikte, yüksek oranda oksijen üretiyor, ilaç ve gübrelemeye ihtiyaç duymuyor. Yani pamuğa oranla çok daha sürdürülebilir.

Göründüğü gibi yol alınması ve çözüm getirilmesi gereken konular topraktan başlıyor. Doğru üretim süreçleriyle ilgili hâlâ kesin bir bilgi yok. “Organik” zannettiğimiz kadar “iyi” bir şey değil. İşlem görmüş hiçbir doğal içerikli giysi sandığımız gibi doğada kaybolmuyor. Hâliyle "organik", "düşük giderli" ve "biyolojik olarak çözünebilir" etiketleri, bir giysiyi "sürdürülebilir" ya da “masum” olarak nitelendirmek için yetersiz kalıyor.  

Peki çözüm? En azından pamuğun yerini kenevir alabilirse, görünürde toprağın iyileşmesi ve onarılması için bir seçenek olabilir. Diğer yandan, ilk üreticiden son kullanıcıya kadar dünyanın gittiği yönle alakalı herkese bir farkındalık kazandırılırsa, önemli adımlar atılmış olacağına inanıyorum. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst

BÜLTEN SAYISI

ANGST 04: AÇ GÖZLERİNİ

Hızlı modanın topluma maliyeti nedir? Bir kilo pamuktan kaç tişört yapılır? Kâr gerçekten her şeyin önünde mi?

22 Kas 2020

ANGST 04: AÇ GÖZLERİNİ

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Hayatın yeni bekleme odası: Liseyi kaybettik, peki üniversite nerede?

Üniversite kavramı aşınsa da ona duyduğumuz ihtiyaç canlı. Gençlerin erteledikleri hayatı deneyimledikleri, insanlaştıkları, dünyaya dair tavır geliştirdikleri, beceri seti, düşünme biçimi, formasyon edindikleri kurumsal anlamda kavramın altını dolduran üniversite olanaklıdır. İhtiyacımız, yönümüz, kutup yıldızımız hâlâ özerk üniversitedir.

Metin V. Bayrak

·

02 Ağu 2026

Hayatın yeni bekleme odası: Liseyi kaybettik, peki üniversite nerede?
AngstAngst

HİKAYE

Alev püskürten ejderha: Ateş bulutları orman yangınlarını nasıl büyütüyor?

Fransa ve İspanya’da etkili olan orman yangınları sadece aşırı sıcaklık ve güçlü rüzgarla değil, alevlerin oluşturduğu sıra dışı bir hava olayıyla da büyüyor. NASA’nın “ateş püskürten ejderha” olarak tanımladığı, bilimsel adı “pyrocumulonimbus” olan ateş bulutları, çok büyük ve yoğun yangınların oluşturduğu aşırı sıcak hava, duman, kül ve nemin atmosferin üst katmanlarına doğru hızla yükselmesiyle oluşuyor. Prof. Dr. Doğanay Tolunay, “Bu bulutlar, büyük yangınlarda 12 kilometreye kadar yükselebilir. Bu kritik bir eşik çünkü uçaklar da o seviyelerden geçiyor” diyor.

Pelin Cengiz

·

29 Tem 2026

Alev püskürten ejderha: Ateş bulutları orman yangınlarını nasıl büyütüyor?
AngstAngst

HİKAYE

Kumardan alışverişe: Görünmez bağımlılıklar neyi görünür hâle getiriyor?

Bağımlılık denince ilk akla gelenlerden biri alışveriş değil şüphesiz. Ya da spor. Bazen bir hafta boyunca oyun oynamak. Çoğumuz sosyal medyada geçirdiğimiz saatleri sorun olarak bile görmüyoruz. Oysa bağımlılık artık kendini pek çok farklı alanda gösteriyor ve işsizlik, gelecek kaygısı, anksiyete arttıkça bağımlı olduğumuz şeylerin sayısı ve çeşidi de artıyor.

Ayça Örer

·

25 Tem 2026

Kumardan alışverişe: Görünmez bağımlılıklar neyi görünür hâle getiriyor?
AngstAngst

HİKAYE

Büküldüğümüz yerden buluşmak: Anksiyete politik mi?

Travma sadece olayın içinde olanların değil, ona tanık edilenlerin de bedenine yerleşir. Çünkü güven duygusunun yıkılışını görmek de insanın sinir sistemine yazılır. Bu yüzden bazı anksiyeteler kişisel değil; toplumsal ve politiktir. Çünkü sürekli alarmda yaşamak politiktir.

Nis Tuğba Çelik

·

25 Tem 2026

Büküldüğümüz yerden buluşmak: Anksiyete politik mi?
AngstAngst

HİKAYE

Olgunluktan itaate: Liseyi ne zaman kaybettik?

Farklı politikaları aynı şekilde uygulayarak liseyi kendi başına değer taşıyan bir yaşam alanı olmaktan çıkarıp üniversitenin bekleme salonuna dönüştürdük. Şimdi çocuklara hangi liseye gireceklerini soruyoruz; dört yıl sonra da hangi üniversiteyi kazanacaklarını soracağız. Déjà vu! Peki üniversite, bu bekleyişin sonunda başlayan bir başka bekleme odası olmasın?

Metin V. Bayrak

·

19 Tem 2026

Olgunluktan itaate: Liseyi ne zaman kaybettik?