

Sadeliğe güzelleme: Atolye Ren 2021 İlkbahar / Yaz ANGST; KİM, KİMİNLE, NASIL, NEREDE, NEDEN ÜRETİYOR? başlıklı 22'nci sayısında yerel üretimin ne anlama geldiğini, neden yerel üretimi desteklemek gerektiğini anlatmıştı. Sürekli büyümeyi temel alan lineer ekonomide ters giden bir şey olduğunu sezen ve sonucun önünde sonunda kaynakların tükenmesine çıkacağını bilen yerel üreticilerin, büyüme ve küreselleşme gibi hırslarından arındığından söz etmişti. Aşırılıklardan sıyrılmanın, adil olanı aramanın; bedene, çevreye ve diğer tüm canlılara şefkatle yaklaşmanın da mümkün olduğunu göstermişti. Aynı ANGST bugün sizi hikâyesini bilmenize izin veren, üreticisine değer veren, yavaşlığı benimseyen Atolye Ren’in sadeliğe dikkat çeken 2021 İlkbahar / Yaz koleksiyonuyla tanıştırıyor: Ode to Simplicity. Sadeliğe güzelleme: Sadeliğe güzelleme anlamına gelen Ode to Simplicity İlhamını gönüllü sadelik kavramından alan Ode to Simplicity; bilerek ve fark ederek, kendine yeten, özen gösteren, şefkat besleyen bir yaşamın materyal zenginliğin ötesinde bir doygunluk yaratacağını savunuyor. Sadeliğin yoksullukla, tek düzelikle, ya da dünyanın zevklerinden vazgeçmekle ilgili olduğunu varsayan bir değerler dizisine inat; insana ve diğer canlılara yuva olan yeryüzünün dengesini, döngüsünü ve düzenini taklit eden, keyifli ve tatminkâr bir yaşam inşa etmenin yolunun az, basit, sade, ama öz olandan geçtiğini vurguluyor. Ode to Simplicity; gösterişe çabalayan imajların değil, sade ve çabasız silüetlerin peşinden gidenleri, doğayı taklit eden şenlikli renk paletlerini arayanları özgürleştirici bir sadelik sunan 17 parçayı keşfetmeye çağırıyor. Atolye Ren: Etik, sürdürülebilir ve yavaş moda ilkelerine bağlı olarak herkes için minimal, rahat ve fonksiyonel giysiler üreten Atolye Ren; minimal siluetleri, iyi düşünülmüş özgün ayrıntılarla birleştirdiği tasarımlarında doğanın muazzam dengesi ve kadınların kadim bilgeliğinden ilham alıyor. Atolye Ren'in koleksiyonları; atık oluşmasını engellemek ve kaynakları daha verimli kullanabilmek için sipariş üzerine, İstanbul'da yerel bir terzi tarafından ustaca ve etik bir şekilde üretiliyor. Modern yaşamın rekabetçiliğinin yerine dayanışmacı bir yaşam ve topluluk hayaliyle; çevreye ve tüm canlılara karşı daha şefkatli, daha gerçek, daha üretken ve daha yaratıcı bir iş yapmak amacıyla yola çıkan Atolye Ren; koleksiyonlarında tüm bedenlerin benzersiz kusurlarını kutlayarak kapsayıcı kalıplar ve yenilikçi yöntemler geliştiriyor. Moda endüstrisinde iyi, kapsayıcı ve kolektif bir yaklaşım inşa etmek ve insanın doğayla ilişkisini güçlendirmek için ilerleyen bir değişimi hedefleyen Atolye Ren'i ve yeni koleksiyonunu keşfetmek için bu bağlantıyı kullanabilir; tanıtım filmini bu bağlantıdan izleyebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Etik tüketici davranışı için bir tanım yapmamız gerekirse; topluma, canlılara veya çevreye olumsuz etkisi olduğu düşünülen ürün ve hizmetlerden kaçınarak, toplumsal veya çevresel zararı en aza indirecek şekilde üretilen ürün ve hizmetlerin satın alınması olarak tanımlanabilir.
Bu tanımdan daha öteye gitmek gerekirse, etik tüketicilik kavramı kendi içinde birçok çelişki barındırıyor. Nasıl mı?
"ETİK TÜKETİCİ" KİMDİR?
Etik tüketici davranışı, endüstriyi ve doğayı önemserken bir yandan tüketmeye devam etme olanağı sağlaması itibariyle, hem üreticiye hem de tüketiciye uygulanabilir ve cazip geliyor. İnsanlara açık bir biçimde, radikal bir değişikliğe ihtiyaç duymadan, soyut ve yıkıcı çevresel problemler karşısında “bir şeyler yapabilme” fırsatı sunuyor.
Fırsat eşitliği olmayan bir düzende ürünlerin çevre ve insan üzerindeki etkilerinin ahlaki sorumluluğunun, işletmelerden kişisel tüketicilere kaydırılması kabul edilebilir değil. Fakat etik tüketici davranışı, büyüme ve kâr etme gibi ekonomik gerekliliklerle ekolojik ve toplumsal sürdürülebilirlik değerlerinin bir arada ilerlemesinin en mantıklı yolu gibi gösteriliyor. Bütün bunların uyum içinde bir arada var olabileceği idda ediliyor. Cümleler süslenerek sunulduğunda inandırıcı bile olabiliyor. Bu düşünce yapısına sahipsek, dünyayı daha adil ve daha sürdürülebilir kılmak için yaşam tarzlarımızı tamamen değiştirmemiz gerektiği sonucuna ulaşmak oldukça kolay. Öyleyse, etik tüketici davranışının, tüketim çılgınlığı felaketine verilen yaygın bir karşılık olmasına pek de şaşmamalı.
KİM SORUMLU?
2018 yılında Birleşik Krallık ve ABD'de yapılan bir araştırmada insanların %70’inin, bireysel tüketicinin, çevreyi koruma konusunda en çok sorumluluğa sahip olan kesim olduğunu açıkladı. Sistemin kurucuları ve söz sahipleri, elini taşın altına koyamadıkları için tüketici sorumluluğu üzerinden bir algı yaratılıyor. Sorumluluk, üretimden ve ticari faaliyetten uzaklaştırılıp, tüketiciye yönlendiriliyor. Yani anlayacağımız üzere etik tüketici davranışı, ahlaki olarak iyi ile kötü ürünler arasında ayrım yapmakla kalmıyor.
HANGİ ÖZGÜRLÜK?
Kurumların ve markaların kendileri için de sürdürülebilir ürünleri teşvik etmelerinin sebebi, adil ve etik tüketime teşvikten ziyade ekonomiktir. Bu türden ürünlerin pazarı yüksek bir büyüme potansiyeline sahiptir ve “gösterişli” bir yeşil imaj (greenwashing), şirketlere rekabet avantajı sağlar. Etik tüketici davranışı; tüketimin anlamını onu özerklik, topluluk, dürüstlük, adalet ve doğa gibi maddi olmayan değerlerle bir araya getirerek artırma gayretindedir. Örnek vermek gerekirse, Bernays 1929 yılında sigaranın reklamını kadınlara, “özgürlük meşaleleri” olarak yayımlamıştı. New York’ta gerçekleşen Paskalya Bayramı geçit töreninde bu “özgürlük meşalelerini” içmeleri için kadınlara para ödemişti. O zamanlar kadınlar için kamusal alanda sigara içmek toplumsal bir tabu olma özelliğini henüz yitirmemişti. Kampanya sigarayı kadınların bu toplumsal tabuyu aşma yönündeki çabasıyla bir tuttu ve böylece, feminist mücadeleyi yeni bir pazara girmenin yolu olarak kullanmış oldu.
"KAPİTALİZMDE ETİK TÜKETİCİ HAREKETİ DİYE BİR ŞEY YOKTUR."
Etik tüketici davranışının tüm problemlerin çözümü olarak öne sürülmesi “yeşil kapitalizmin” mükemmel bir örneğidir. Kapitalizmin kendisinin yıkıcı sonuçlarına karşı getirilen eleştirilerin yönünü saptırmakla kalmaz, onları kapsar ve kapitalizmin yarattığı sorunlar karşısında çözümün bir parçası olarak sunar. Bir nevi sistem içinde yarattıkları oyunlar ve taktıkları maskelerle sistemi yeşil kapitalizmin öne sürdüğü piyasa yönelimli önlemler, apolitik oldukları kadar anti demokratiklerdir. Büyük şirketler, bir yandan piyasadaki sorumluluklarından muaf kalırken, diğer yandan mevcut güçlerini artırmasalar bile koruyabilirler. Bu da sonuç olarak, ahlaki sorumluluğu bireyin sırtına yükler ve onu toplumsal güçten yoksun bırakır.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Hızlı modanın safları azalıyor mu? Gezegeni "etik tüketici" mi kurtaracak? Tüketici kime inanacak?
02 May 2021

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
İoanna Kuçuradi'nin ardından pek çok şey söylendi: “Hocaların hocası”, bilge”, “filozof”... Onu tanıyanlara sorduğumuzda ise tek bir Kuçuradi çıkmıyor: Birinin hayatında cesaret veren iki sözcük, bir başkasında kavramların sınırlarını doğru çizme titizliği, bir diğerinde değerleri yaşama sorumluluğu... Belki insan öldüğünde geriye kalan tam da bunlardır: Kendisi artık orada olmadığı hâlde başkalarının düşünme, konuşma, davranma, anlama ve kuşkusuz bunların toplamı olan yaşama biçimlerinde yaşamaya devam etmesi.

Okullar açıldı; artık akşamlar, hafta sonları ve evler yeniden ödevle dolacak. “O ödevler yapılacak!” Peki neden? Çocuğun ilgileriyle konuşuyor mu? Ona beceri kazandırıyor mu? Kendi başına bir şeyin peşine düşmesini sağlıyor mu? Uğraş edinmesini destekliyor mu? Eğitimin öğretmeni, okulu, sınavı, müfredatı hatta okulun kendisini tartışmaya açtığımız bir dönemde, okulun en görünmez kurumlarından ödev üzerine düşünüyoruz.

Kadınların hayatının yaklaşık üçte birine yayılan menopoz, yüzyıllar boyunca doğurganlığın kaybı ve toplumsal değerin azalması üzerinden konuşuldu; sağlık boyutu ancak son yüzyılda görünür olmaya başladı. Bugün hormon tedavisinden osteoporoza, çalışma hayatından ayrımcılığa uzanan etkileri daha fazla tartışılsa da birçok kadın hâlâ ne yaşadığını anlamak, doğru teşhisi almak ve tedaviye ulaşmak için kendi başlarına bırakılıyor.

2026 Uluslararası Hrant Dink Ödülü sahibi Süheyla Doğan’a bu ödül başta Kazdağları olmak üzere pek çok yerde ekoloji mücadelesini cesaretle sürdürdüğü, doğayı ve yaşamı savunmaktan vazgeçmediği, kadın hakları için mücadele ettiği, devlet destekli ekokırım projelerine karşı ısrarla ses çıkardığı ve doğayla birlikte yaşam hakkını savunduğu için verildi. Doğan, “Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim. Baskıların da bir sonu olacak. Geleceğe dair umutlarımı da kaybetmiyorum” diyor.

Sabah dolabın karşısında “Bugün bunu mu giysem?” diye düşündüğümüzde aslında yalnızca kıyafet seçmiyoruz; kendimizi nasıl hissetmek, nasıl algılanmak ve hatta kim olmak istediğimize dair de bir karar alıyoruz. Moda bireysel görünür ama kolektif olarak öğrenilir: Kendimizi göstermek isteriz ama bazen başkalarının bakışından saklanmak da, değişmek isteriz ama aynı zamanda ait olmak da. Moda, bütün bu çelişkileri aynı anda taşıyabilen nadir alanlardan...



