

Sadeliğe güzelleme: Atolye Ren 2021 İlkbahar / Yaz
ANGST; KİM, KİMİNLE, NASIL, NEREDE, NEDEN ÜRETİYOR? başlıklı 22'nci sayısında yerel üretimin ne anlama geldiğini, neden yerel üretimi desteklemek gerektiğini anlatmıştı.
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Etik tüketici davranışı için bir tanım yapmamız gerekirse; topluma, canlılara veya çevreye olumsuz etkisi olduğu düşünülen ürün ve hizmetlerden kaçınarak, toplumsal veya çevresel zararı en aza indirecek şekilde üretilen ürün ve hizmetlerin satın alınması olarak tanımlanabilir.
Bu tanımdan daha öteye gitmek gerekirse, etik tüketicilik kavramı kendi içinde birçok çelişki barındırıyor. Nasıl mı?
"ETİK TÜKETİCİ" KİMDİR?
Etik tüketici davranışı, endüstriyi ve doğayı önemserken bir yandan tüketmeye devam etme olanağı sağlaması itibariyle, hem üreticiye hem de tüketiciye uygulanabilir ve cazip geliyor. İnsanlara açık bir biçimde, radikal bir değişikliğe ihtiyaç duymadan, soyut ve yıkıcı çevresel problemler karşısında “bir şeyler yapabilme” fırsatı sunuyor.
Fırsat eşitliği olmayan bir düzende ürünlerin çevre ve insan üzerindeki etkilerinin ahlaki sorumluluğunun, işletmelerden kişisel tüketicilere kaydırılması kabul edilebilir değil. Fakat etik tüketici davranışı, büyüme ve kâr etme gibi ekonomik gerekliliklerle ekolojik ve toplumsal sürdürülebilirlik değerlerinin bir arada ilerlemesinin en mantıklı yolu gibi gösteriliyor. Bütün bunların uyum içinde bir arada var olabileceği idda ediliyor. Cümleler süslenerek sunulduğunda inandırıcı bile olabiliyor. Bu düşünce yapısına sahipsek, dünyayı daha adil ve daha sürdürülebilir kılmak için yaşam tarzlarımızı tamamen değiştirmemiz gerektiği sonucuna ulaşmak oldukça kolay. Öyleyse, etik tüketici davranışının, tüketim çılgınlığı felaketine verilen yaygın bir karşılık olmasına pek de şaşmamalı.
KİM SORUMLU?
2018 yılında Birleşik Krallık ve ABD'de yapılan bir araştırmada insanların %70’inin, bireysel tüketicinin, çevreyi koruma konusunda en çok sorumluluğa sahip olan kesim olduğunu açıkladı. Sistemin kurucuları ve söz sahipleri, elini taşın altına koyamadıkları için tüketici sorumluluğu üzerinden bir algı yaratılıyor. Sorumluluk, üretimden ve ticari faaliyetten uzaklaştırılıp, tüketiciye yönlendiriliyor. Yani anlayacağımız üzere etik tüketici davranışı, ahlaki olarak iyi ile kötü ürünler arasında ayrım yapmakla kalmıyor.
HANGİ ÖZGÜRLÜK?
Kurumların ve markaların kendileri için de sürdürülebilir ürünleri teşvik etmelerinin sebebi, adil ve etik tüketime teşvikten ziyade ekonomiktir. Bu türden ürünlerin pazarı yüksek bir büyüme potansiyeline sahiptir ve “gösterişli” bir yeşil imaj (greenwashing), şirketlere rekabet avantajı sağlar. Etik tüketici davranışı; tüketimin anlamını onu özerklik, topluluk, dürüstlük, adalet ve doğa gibi maddi olmayan değerlerle bir araya getirerek artırma gayretindedir. Örnek vermek gerekirse, Bernays 1929 yılında sigaranın reklamını kadınlara, “özgürlük meşaleleri” olarak yayımlamıştı. New York’ta gerçekleşen Paskalya Bayramı geçit töreninde bu “özgürlük meşalelerini” içmeleri için kadınlara para ödemişti. O zamanlar kadınlar için kamusal alanda sigara içmek toplumsal bir tabu olma özelliğini henüz yitirmemişti. Kampanya sigarayı kadınların bu toplumsal tabuyu aşma yönündeki çabasıyla bir tuttu ve böylece, feminist mücadeleyi yeni bir pazara girmenin yolu olarak kullanmış oldu.
"KAPİTALİZMDE ETİK TÜKETİCİ HAREKETİ DİYE BİR ŞEY YOKTUR."
Etik tüketici davranışının tüm problemlerin çözümü olarak öne sürülmesi “yeşil kapitalizmin” mükemmel bir örneğidir. Kapitalizmin kendisinin yıkıcı sonuçlarına karşı getirilen eleştirilerin yönünü saptırmakla kalmaz, onları kapsar ve kapitalizmin yarattığı sorunlar karşısında çözümün bir parçası olarak sunar. Bir nevi sistem içinde yarattıkları oyunlar ve taktıkları maskelerle sistemi yeşil kapitalizmin öne sürdüğü piyasa yönelimli önlemler, apolitik oldukları kadar anti demokratiklerdir. Büyük şirketler, bir yandan piyasadaki sorumluluklarından muaf kalırken, diğer yandan mevcut güçlerini artırmasalar bile koruyabilirler. Bu da sonuç olarak, ahlaki sorumluluğu bireyin sırtına yükler ve onu toplumsal güçten yoksun bırakır.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Hızlı modanın safları azalıyor mu? Gezegeni "etik tüketici" mi kurtaracak? Tüketici kime inanacak?
02 May 2021

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Ekonomik baskılar ve belirsizlik, liderliği giderek operasyonel hedeflere ve bütçe takibine indirgiyor. Oysa teknolojik dönüşümden iklim krizine uzanan çok katmanlı bir dünyada stratejik öngörüden zihniyet değişimine, insan odaklı yaklaşımlardan değişim öncülüğüne uzanan yeni liderlik anlayışı, bugünü yönetmenin ötesinde geleceği okuyabilmeyi gerektiriyor. Peki liderler bu dönüşüme nasıl hazırlanabilir?

İnsanların hikayelerini çoğu zaman başarıları, kazandıkları ödüller ve kariyerlerindeki dönüm noktaları üzerinden anlatıyoruz. Peki sahip oldukları imkanlarla başkalarının hayatında neyi değiştirdiler? "Etki Alanı" yazı dizisinin ilk bölümünde doğduğu bölgede binlerce insana geçim kapısı açan ve milyonlarca çocuğa kitap ulaştıran bir program başlatan country müziğin en tanınmış isimlerinden Dolly Parton var.

İstanbul’da dere yatakları yıllar içinde beton, yol, sanayi tesisleri ve konutlarla kuşatılırken kentin doğal su yolları giderek daraldı. İmar kararları, plansız yapılaşma ve altyapı yetersizlikleri, şiddetli yağışları sel felaketine dönüştüren riskleri büyüttü. İstanbul’un kayıp dereleri, kentin doğayla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini ve yağmur suyunun önündeki engellerin nasıl biriktiğini gözler önüne seriyor…

Deniz kabuğunun derinliklerinde yankısını dinleyen özne, kendi sesiyle birlikte dışarıdaki dünyanın çok sesli çağrısını da işitmeye başladığında, artık ne tamamen içeridedir ne de tamamen dışarıda... Kabuk, hapishanesi olmaktan çıkar, bir köprü hâline gelir. Ve bu köprüden geçenler, içeride biriktirdikleri yankıyı yanlarında götürerek, onu müşterek bir dünyanın inşasında kullanmayı öğrenirler.

Yıllar geçtikçe sorumluluklar, kariyer, statü ve güvenlik uğruna bir zamanlar karşı çıktığımız düzenin parçası olurken verdiğimiz tavizler giderek alışkanlıklara, alışkanlıklar da karakterimize dönüşebiliyor. Gündüz Vassaf’tan Étienne de La Boétie’ye, Žižek’ten Byung-Chul Han’a uzanan düşünsel bir hat üzerinden, düzenin dışına çıkamasak bile ona bütünüyle teslim olmadan kendimize ait özgürlük alanları yaratmanın önemi üzerine...



