Görünmezliğin dipsiz çukurunda: Baby Reindeer

Baby Reindeer’ın karakterleri kendilerine verilen sınırların ötesinde yaşayıp çekilmiyor, aksine bambaşka insanlık hâllerinin çeşitlemelerini sunan modern bir trajedinin kahramanları olarak karşımıza çıkıyorlar
Görünmezliğin dipsiz çukurunda: Baby Reindeer

26 Nisan - Turkcell - Duende
Turkcell ile birlikte

Nice yaşlara: Türkiye’nin Turkcell’i 30 yaşında Herkesi birbirine bağlamaktan her şeyi birbirine bağlamaya doğru yol kateden koskoca 30 yıl, Turkcell için geride kaldı. Türkiye’nin Turkcell’i 30’uncu yaşını kutluyor. 1994 yılında cep telefonundan ilk ‘Alo’ ile iletişim teknolojilerinde yeni bir dönem başlatan Turkcell , sadece sesli iletişim ve SMS’le başlayan hikâyesinde MMS, WAP, GPRS, EDGE, 3G ve 4.5G teknolojileri ile adım adım ilerlerken bugün; Paycell, TV+, BiP, fizy, lifebox, GAME+, Turkcell Global Bilgi, Turkcell Superonline, veri merkezleri, enerji santralleri ve daha pek çok şirketle kişilere ve endüstrilere yenilikçi çözümler sunuyor. Gelecekte: 30’uncu yılında yine bugünün ötesinde bir vizyonla hareket eden Turkcell, yeni bir stratejiyle Türkiye’nin toplumsal, ekonomik ve kültürel gelişimine katkı sağlamayı; telekomünikasyon operatörlüğündeki liderliğini korurken uçtan uca teknoloji sağlayıcısı pozisyonunu daha da büyütmeyi planlıyor. Turkcellileri neler bekliyor? 30’uncu yaşını yıl boyu farklı sürprizlerle kutlamaya hazırlanan Turkcell , müşterilerine pek çok avantaj sağlayacak. Abonelerin paketindeki GB ve dakikalar ikiye katlanırken gençlere yönelik sinema ve yemek faydası gibi birçok kampanya yıl boyu devam edecek. Dahası: Tam 30 yıldır hayatı kolaylaştıran teknolojiler de bu teknolojileri kullananlar da Turkcell’le çalışıyor . Bu mesajı, bu özel yılda reklam kampanyasına taşıyan isim Kerem Bürsin oldu. Teknolojinin olduğu her yerde Turkcell var. Her şey Turkcell’le, Turkcell herkesle çalışıyor.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Dijital platformlarda dizi izlemek artık gündelik hayatımızdan bir süreliğine uzaklaştığımız ve “içerik” diyebileceğimiz bir kültürel ürünü tükettiğimiz bir çeşit alışveriş süreci olarak işliyor. Çoğu zaman birbirine benzer, sınırları belli ve bizi sadece izlediğimiz anda ilgilendiren, arkasında herhangi bir soru işareti bırakmayan dizi ve filmlere rastlıyoruz. Bunlar artık yetişemeyeceğimiz bir hızla üretiliyor ve önemli bir kısmı da yarıda bırakılmış şekilde platformun bir köşesinde duruyor. 

Netflix’in yeni dizisi Baby Reindeer da platformdaki katalogların arasına eklendi. Ancak dizi ne hızlı tüketilmeye ne de hızlı unutulmaya oynuyor.

Donny adlı başarısız bir komedyenin hikayesini merkeze alan mini-dizi, "kara mizah" kategorisi altında listelenmiş. Ancak yorucu bir günün akşamında koltuğa yerleşip biraz gülerek vakit geçirmek isteyenler için "kara" kısımlarının, "mizah" kısmına göre çok ağır bastığını söylemek gerek.

Bir polis merkezinde altı aydır bir kadın tarafından ısrarlı şekilde taciz edildiğini söyleyen bir karakterin sahnesiyle açılıyor dizi. Polis daha sonra film boyunca izleyenlerin de sürekli tekrarladığı o soruyu soruyor: “Neden bu zamana kadar şikayet etmedin ki?” 

Cevaba ulaşmak için her bölümde Donny'nin hikayesinde biraz daha derine iniyoruz. Donny, Londra’ya ünlü bir komedyen olma hayaliyle taşınan ancak hayatın kendisini getirdiği noktada pis bir bar çevresine uyum sağlamak zorunda kalan, eski sevgilisinin annesiyle birlikte yaşayan neredeyse görünmez bir karakter. 

Bir gün bara giren tuhaf bir kadının ağladığını görünce ona acıyıp bir bardak çay ikram etmesiyle her şey değişiyor. Ünlü bir avukat olduğuyla ilgili kulağa pek de gerçekçi gelmeyen hikayeler anlatan Martha her gün bara gelmeye başlıyor, kendisine ikram edilen diyet kolayla günü geçiriyor ve dahası Donny’i her gün e-posta yağmuruna tutmaya başlıyor.

Kaynak: Netflix

Martha her anlamıyla aykırı bir karakter, tuhaflığı da buradan geliyor. Bu tuhaflığı yüzünden daha ilk sahneden açıkça yalan olduğunu anladığımız hikayelerle bu aykırılığını örtmeye çalıştığı alternatif bir gerçeklik yaratıyor kendine. Her türlü davranışından, iki uç arasında salındığını ve nihayetinde tuhaflığına yenildiğini görüyoruz. Taciz maillerinin sonundaki “Iphon ile gönderildi” yalanında bile dışlanmışlığın telafisi olan acınası bir çaba var. Bu küçük detayın bile karakter derinliği konusunda oldukça etkili olduğunu düşünüyorum. 

Martha’nın ısrarlı tacizinden itibaren hikaye giderek derinleşiyor. Martha'nın bar ziyaretleri ve maillerle başlayan ısrarlı takibi Facebook mesajları ve Donny’nin korumak zorunda olduğu son alanı evine kadar sürüyor ve şiddete varan bir noktaya evriliyor. Donny daha sonra Martha’nın tacizden hüküm giymiş bir tacizci olduğunu keşfediyor ve hayatında geri dönülmesi oldukça zor bir karmaşanın ortasında buluyor kendini. Tam da burada Donny’nin ünlü bir komedyen olmaya giderken düştüğü bu çukurun arkasındaki hikayeye inmeye başlıyoruz. 

Dizi aslında ikiye ayrılıyor. İlk bölümde karakterlerin eylemlerindeki boşlukları anlamlandırmakta zorlanıyor, boşlukları farklı spekülasyonlarla doldurmaya çalışıyoruz. Martha’nın gelgitleri, karakterin pek de anlamlandıramadığımız zaafları ve çıkışları bize bazı çatlakların olduğunu gösterse de, hikayedeki boşlukların rahatsız ediciliği bizi bir sonraki parçayı görmek için sabırsızlandırıyor. Daha sonra aynı çelişkiyi karakterin kendisinin de yaşadığını ve izleyicinin tanıklık ettiği bu boşlukların aslında hikayenin kendisi olduğunu anlıyoruz.

Donny, ilk üç bölümde bir kurban ancak kendisi de pek parlak bir durumda değil. Gösterileri rahatsız edici derecede kötü, sahte kimlik oluşturarak trans bir kadınla bir ilişkiye başlıyor, ama aynı zamanda onunla görünmekten de çekiniyor. Martha’nın tacizine verdiği karşılıklar ya belli belirsiz ya da beceriksizce. Dizinin dönüm noktası da burası. 

Parçalara ayrılan bir karakter

İlk üç bölümde karakterlerin motivasyonları konusunda boşluklar bırakılan hikayede, dördüncü bölümden sonra retrospektif bir anlatıyla oldukça güçlü biçimde boşluklar dolmaya başlıyor. Donny’nin Martha gibi toplumdan dışlanmış ve çabukça uzaklaştırılabilecek bir tacizcinin değil, Londra’da kültür-sanat dünyasının önde gelen isimlerinden bir senaristin kurbanı olduğunu anlıyoruz. Aslında bizim ilk üç bölümde gördüğümüz Donny, yaşadığı istismarın ardından kendinden nefret eden, özgüvenini tamamen kaybeden, neredeyse hayata karşı savunmasız kalan ve geçmişin ağır yüküyle yüzleşememiş bir karakter.

Kaynak: Netflix

Hikayenin devamında Donny’nin farkedilme arzusunun nasıl bir zaafa ve felakete dönüştüğünü anlıyoruz. Aslında Donny yaşadığı istismarın ardından kişiliği parçalara ayrılan bir karakter. Bir yandan barın maskülen ortamına ayak uydurmak istediği için heteronormatif şakalar yapıyor, diğer yandan sahte kimlikle trans bir kadınla birlikte olmak istiyor, ailesi karşısında güçsüz ve Martha karşısında da tüm bu farklı kimliklerinin karışımı olarak muğlak bir tavır sergiliyor. Uğradığı istismarın ardından içine düştüğü bütün bu farklı kimliklerde her şeyi eline yüzüne bulaştırıyor. Hepsi bir türlü yüzleşemediği korkunç bir istismarın çıktısı olarak beliriyor. 

Donny’nin kendi çelişkileri ve kişiliğindeki bölünmelerle yüzleşmesine sebep olan soru ise neden üzerinde çok daha yıkıcı bir etkisi olan ünlü televizyon yazarını değil de, kendi hayatını da mahvetmiş, içten içe acıdığı ve bir anlamda ihtiyaç duyduğu Martha’yı polise ihbar ettiği sorusu. Burada Martha, Donny’nin yüzleşmekten kaçtığı esas nedeni kaşıyan bir figür olarak beliriyor. 

Donny’nin fark edilme, tanınma yolunda uğradığı hasarla darmadağın olan ve parçalara ayrılan kimliği, Martha’nın ısrarlı tacizlerinin ardından rahatsız edici biçimde de olsa yeniden biraraya geliyor. Richard Gadd’ın anlatıyı geriye doğru kurma ve nedensellik zincirini sunma biçimi de bu çıkarımı destekliyor. Dizinin çeşitli bölümlerinde de Martha’ya suçlulukla karışık bir ilgi duyduğunu, bazen Martha kaybolunca bu ilgi yokluğunun da rahatsız edici bir boşluğa sebebiyet verdiğini görebiliyoruz. Nitekim Donny de bütün hikayenin düğüm noktasında şunları söylüyor: “Martha görünmek istediğim gibi beni gördü.”

Kaynak: Netflix

Donny’nin Martha’ya dair ikircikli tutumunda, henüz dile getirilemeyen bir yaranın ara sıra göründüğü boşluklar olduğunu fark ediyoruz. Nurdan Gürbilek, Mağdurun Dili’nde şöyle der:

“İnsanın bakışa aynı anda hem muhtaç hem de maruz kalıyor olması, hepimizin kendini şu ya da bu ölçüde içinde bulduğu bu çatışma, mağdurun yazgısında tam anlamıyla bir yaraya dönüşmüştür.”

Martha karakteri de Donny’nin yaraları üzerine bir "cevap" olarak beliriyor. Fark edilmek yolunda çıktığı yolculuğu sırasında cinsel istismara uğrayıp yüzleşemediği geçmişini saklamak için görünmezleşen Donny, Martha’nın hayatına girmesiyle yeniden görünür olduğunu hissediyor. Martha da onu gerçekten görüyor, daha ikinci bölümde “Birisi seni yaraladı” diyor. Hatta bunun bir erkek olduğunu bile fark ediyor. 

Dizinin en güçlü yanı karakterin zaaflarını açıkça görüp onun körlüğüne kızmak üzere olduğumuz her defasında, hikayeyi derinleştirip nedenlerini göstererek izleyiciyi yanıltması. Donny’ye kızıyoruz ancak hikayenin her yeni durağında onu anlıyoruz da. Burada sadece empati duygusu hâkim değil, insanın savrulmaları ve iradesiyle sürüklenebileceği koşullara dair ikna edici bir resim de sunuluyor. Failin açık bir şekilde işaret edilmesi de bu sunumda etkili bana kalırsa. 

İnsanlık hâllerinin çeşitlemeleri

Tüm bunların yanında dizi edilgen bir kurban portresi sunmuyor. Donny kendisini istismara götüren koşulların yanı sıra kendisiyle de sarsıcı bir hesaplaşmaya giriyor. Her ne kadar hikayenin bir bölümünde bu yüzleşmeden kaçmak için daha da fazla savrulduğunu görsek de Martha’nın hayatına girişi bir anlamda ertelediği mücadelenin yeniden başlamasını sağlıyor. Donny başkasına yönelttiği acıma duygusuna kendini kaptırıyor

Dizinin en etkileyici bölümlerinden biri ise onu istismar eden senaristle yeniden karşılaştığı sahne. Orada bir yüzleşme beklerken, Donny’nin Martha’ya olduğu gibi cüretkarca davranamadığına, hikayenin en başındaki fark edilme ve başarılı olma arzusunun tekrar sahneye girdiğine ve kurbanın fail karşısındaki çaresizliğine şahit oluyoruz. Bu açıdan beklediğimiz, yaşanması gerektiğini düşündüğümüz bir son yerine, istismar ve iktidar karşısında zayıf düşmüş insanın, ürkütücü derecede tanıdık çaresizliğini görüyoruz. 

Ayrıca tuhaf ve rahatsız edici bir karakter olarak sahneye giren Martha’yı bu hâle getiren hikayeyi merak ederek bitiriyoruz diziyi. Baby Reindeer’ın karakterleri kendilerine verilen sınırların ötesinde yaşayıp çekilmiyor, aksine bambaşka insanlık hâllerinin çeşitlemelerini sunan modern bir trajedinin kahramanları olarak karşımıza çıkıyorlar.

Son olarak bu mini-dizinin gerçek bir hikayeye dayanması sarsıcılığını artırmak için fazlaca dile getiriliyor ancak, bir dış faktör olarak buna pek de gerek olduğunu düşünmüyorum. Richard Gadd da son röportajlarından birinde gerçek kahramanların peşine düşülmemesi gerektiğini söylüyor. Hâlihazırda dizi, dayandığı gerçek hikayenin ötesinde, katmanlı bir evreni kendi başına sunuyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

🫎 Baby Reindeer, Festival günlükleri

Mini-dizi "Baby Reindeer" hakkında bir inceleme, 43. İstanbul Film Festivali’nin farklı bölümlerinden notlar.

26 Nis 2024

Turkcell ile birlikte
Baby Reindeer | Kaynak: Netflix

YAZARLAR

Enes Köse

Aposto'da sorumlu editör.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Ötekilerin Arkeolojisi: İsmail Gezgin ile kadim çağlardan bugüne zamanın labirentlerinde

Yazar, akademisyen ve arkeolog İsmail Gezgin ile belli başlı kitaplarının ışığında kadim zamanları, yakın geçmişi ve bugünü konuştuk. Sıra kitabı "Ötekilerin Arkeolojisi"ni irdelemeye gelince, İsmail Gezgin "Yoksulluk bir uygarlık icadıdır" diyor ve "modern zamanlar"ı yargılayıp mahkum ediyor.

Soner Can

·

24 Tem 2026

Ötekilerin Arkeolojisi: İsmail Gezgin ile kadim çağlardan bugüne zamanın labirentlerinde
DuendeDuende

HİKAYE

Yıldız Tozu | Isabelle Huppert'in düşünce laboratuvarı

Oynadığı filmlerin türleri değişir, çalıştığı yönetmenler değişir, sinemasal anlayışlar değişir; lakin “Isabelle Huppert sineması” hep aynı sorunun etrafında döner: İnsan, kendi arzusu, iktidarı, korkusu ve özgürlüğüyle baş başa kaldığında kim olur? Bu yüzden onun filmografisi, son yarım yüzyılın ahlak, arzu, güç, sınıf ve özgürlük üzerine kurulmuş, muazzam bir sinemasal düşünce laboratuvarıdır.

Mehmet Sindel

·

24 Tem 2026

Yıldız Tozu | Isabelle Huppert'in düşünce laboratuvarı
DuendeDuende

HİKAYE

The Odyssey: Dönecek ev yok

Christopher Nolan uzun süredir merakla beklenen Odysseia uyarlaması "The Odyssey"de hikayeyi sözcüklerden ziyade aksiyonla anlatıyor. Dolayısıyla kitapta çok daha kurnaz, kibirli ve hatta yer yer zalim bir karakter olan Odysseus, filmde içsel çatışma ve çelişkiden yoksun bir kahramana dönüşüyor.

Aslı Ildır

·

22 Tem 2026

The Odyssey: Dönecek ev yok
DuendeDuende

HİKAYE

Esir alınan yaratıcılık: Müzisyenler sosyal medyada görünür olmak zorunda mı?

Günümüzde bir müzisyen aynı anda içerik üreticisi, pazarlama ve sosyal medya uzmanı da olmak zorundaymış gibi davranılıyor. James Blake, müzisyenlerin şarkılarını duyurmak için görünür olma çabasıyla ilgili sesini yükseltti ve Türkiye'den Ceylan Ertem ve Jehan Barbur gibi isimler de onu destekledi. Peki sanatçılar, sosyal medyada yeterince görünür değillerse yok mu sayılıyorlar?

Eda Solmaz

·

20 Tem 2026

Esir alınan yaratıcılık: Müzisyenler sosyal medyada görünür olmak zorunda mı?
DuendeDuende

HİKAYE

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?

Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.

Emre Eminoğlu

·

17 Tem 2026

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?