Hakiki bir dayanışmaya doğru

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
“Yetişkinlerin beni güçlendirmesine ihtiyacım yok; üzerimde güç sahibi olmaktan vazgeçmelerine ihtiyacım var.” Bu cümle, yazar ve aktivist Nick Montgomery ve carla bergman’ın Neşeli Militanlık: Toksik Zamanlarda Direnişi Örmek kitabından. Cümlenin sahibi Liam Joy Bergman, 9 yaşında bir çocuk.
Hayatın hemen her alanında varlığını hissettiren güç sahibi olma istenci, bugün yapılan yardımlarda da, yardım edenle yardım edilen arasında “muhtaç” – “el uzatan” ilişkisi yaratmayı sürdürüyor. Telaşlı yüreklere bir nebze su serpen yardım etme / bir işe yarama dürtüsü ilk bakışta makul görünebilir. Fakat yukarıdan aşağıya paralar gönderilirken, afet bölgelerindeki insanların, özellikle de çocukların yüzleri manşete ve içeriğe dönüştürülürken ve “bir gün siz de aynı duruma düşebilirsiniz” temalı, toplumsal hiyerarşiyi pekiştiren sözler sarf edilirken gözden kaçan bir şey var: Ortada düşülecek bir durum yok. Yapılan ihmallerin her an herkesi etkileyebilecek sonuçlarıyla karşı karşıyayız. Bu sonuçlara kısa süreli yöntemlerle yaklaşmak asıl sorumluların yükünü hafiflettiği gibi, etkili bir dayanışma ihtimalini de geciktiriyor.
Yardım verilir ve alınır, birçok nedenle sekteye uğrayabilir. Tamamen işlevsiz olmasa da sürdürülebilirlikten uzaktır çünkü genellikle tek bir meseleye odaklıdır ve bu mesele biraz iyileştirildiğinde veya ortadan kalktığında yardım da kesilir. Dolayısıyla, yardım eden ve yardım edilen arasındaki bağ, kuvvetli ve devamlı değil, fevri ve durumsaldır. Toplumun bireyleri arasındaki bağ sağlamlaşmadığında yardımlaşma, birbirini anlamak ve saygı duymaktan ziyade, aceleyle kriz çözmeye yöneliktir. Söz konusu kriz çözmek olduğunda, bugün örneklerini çokça gördüğümüz üzere, bir öncelikler listesinin oluşması ve insanla insan, insanla hayvan arasında ayrımların meydana gelmesi kaçınılmaz.
Güçlü güçsüze yardım ettiğinde, itiraf etmesi ne kadar zor olursa olsun, işin içine hiyerarşinin temel taşlarından biri olan acıma, merhamet etme duyguları da karışır. Yardım edilen elbette şimdilik kurtarılabilir, bir süre yaşamına devam etmesini sağlayacak koşullar oluşturulabilir, fakat sonra ne olacak?
Kimse kimseye sonsuza kadar yardım edemez, yardım etmek hem veren hem alan için yorucu bir süreç olmasının yanı sıra, yardım edilecek şeyi seçmeyi zorunlu kılar, kişiler arasındaki statü farkını ortaya koyar; “kurtarıcılar” ve “kurtarılmayı bekleyenler” yaratır.
Aktivist yazar ve şair Audre Lorde, yardımın yerine dayanışmayı koymanın gerekliliğini şöyle açıklar: “Tek meseleli mücadele diye bir şey yoktur, çünkü biz tek meseleli hayatlar yaşamıyoruz.” Aynı topraklarda birbirinden çok farklı yaşamlara sahip insanları birleştiren mücadelenin tek bir sebebi olmadığı gibi, yakınılan sebepler de birbirinden çok farklı olabilir. Fakat mücadeleyi sürdürmek, sorunlarla birlikte sebepleri de çözmek, her alanda bir arada durmayı, haberdar olmayı gerektirir.
Dayanışma, herkesin birbirine eşit mesafede ve ulaşılabilir kalmasıyla mümkündür ve temelinde, yara bandı görevi gören kısa vadeli çözümlerden ziyade dinlemek, vakit ayırmak, öğrenmek ve anlamak vardır. Dayanışma tepeden aşağı inmez; hayatın en küçük alanlarından, evlerimizden başlar ve genişleyerek mahallelere, şehirlere, ülkeye, hatta dünyaya yayılır. Yardımın aksine, birden ortaya çıktıktan sonra sönerek kaybolmaz, organize biçimde her zaman orada olmaya hazırdır.
Montgomery ve bergman dayanışmanın özünü ele alırken önemli bir noktaya daha dikkat çekiyor: “Özgürlük ve dostluk eskiden aynı anlama gelirdi: Samimi, karşılıklı bağlılığa dayanan ilişkiler ve dünyayla birlikte yüzleşmeye dair bir taahhüt. Özgürlük, esas olarak, bütün sınırlamalardan muaf olmak değildir; bir anlamda bağlılıklar ve karşılıklı bağlar kurabilme kapasitesidir. Birbirine destek ve bakım sunabilmek anlamına gelir.”
Özgürlüğün Oxford İngilizce Sözlük’te yer alan güncel ve epey benmerkezci tanımlarından biri, “(istenmeyen bir şeye) maruz kalmama veya (istenmeyen şeylerden) etkilenmeme durumu”. Benzer bir kaçış hâlini önceleyen yardımın aksine dayanışma, el uzattıktan sonra kenara çekilmeye izin vermez, felaket veya kriz zamanları dışında da varlığını sürdüren bir bağlılığı, değişimi esas alır. Oturmuş düzeni kökünden değiştirmek herkese aynı derecede mümkün görünmeyebilir, fakat değişimin imkansızlığını kabul etmek iyi ihtimalle işlevsiz geçici çözümlere, kötü ihtimalle eylemsizliğe yol veriyor.
Amaçlanan toplumun yeniden inşasıysa, anlamak, mevcut olmak ve düzeni kökünden değiştirmek mümkünmüş gibi davranmak bir zorunluluk. Dayanışmayı büyütme ve sürekli kılma yolunda hem kararlı ve sabırlı adımlar atmaya hem de değişim olasılığına inanmaya ihtiyaç var. Bugün her anlamda yaşadığımız yıkımın ardındaki sorumsuzlukların, vasıfsızlıkların, kötülüklerin boyutu ve süresi ne denli fazlaysa, üretilecek çözümler de o denli uzun vadeli ve dayanışma temelli olmalı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Geçici çözümler yerine kalıcı dayanışmanın dönüştürücü doğasına sarılmalıyız.
24 Şub 2023

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Dünyada her ay 2 milyardan fazla kadın regl oluyor. Bu durum kadın fizyolojisinin doğal bir parçası olsa da tıp literatüründe en az araştırılan konulardan biri. Bu görmezden gelme hâli, milyonlarca kadının güvenli hijyen koşullarına, hijyenik ürünlere ve doğru bilgiye erişemediği daha geniş bir tablonun parçası. "Ölümcül körlük" yazı dizisinin ikinci bölümünde regl tabusunun hastalıkların teşhisini geciktirmekten okulda ve işyerinde ayrımcılığa uzanan görünmez sonuçlarını kadınların tanıklıklarıyla ele alıyoruz.

Müfredatı, sınav sistemini, okul yapılarını ve öğretim araçlarını sürekli reformlardan geçiriyoruz. Fakat eğitimde karşılaştığımız hemen her güçlüğü yine okulun içinden, okulun dili ve araçlarıyla çözmeye çalışıyoruz. Oysa reformdan önce okula hangi gözle baktığımızı, öğrenmeyi neden okulla özdeşleştirdiğimizi ve çocuğu bir özne olarak görüp görmediğimizi sorgulamak gerekiyor.

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün son raporuna göre El Niño fenomeni, gelecek aylarda yağış ve sıcaklık düzenlerinde büyük etkiler yaratacak; sel, kuraklık ve aşırı sıcaklık riskleri artarak ortaya çıkacak. “Son 40 yılın en güçlü El Niño’su” olabileceği belirtilen bu durum için dünya genelinde olağanüstü hazırlık çağrıları yapılıyor.

Bazen birini o an biraz tedirgin etmek ya da yüzleşmekten çekindiği bir gerçeği sakince paylaşmak, uzun vadede hem ona hem de ilişkiye sunulabilecek en içten ve yapıcı katkı oluyor. Belki de esas mesele, ne patavatsızca her şeyi ortaya dökmek ne de çekinip sessizliğe gömülmek… Nezaket görüntüsü altında kendi rahatımızı mı, yoksa karşı tarafın ve ilişkinin gerçek gelişimini mi düşündüğümüzü kendimize dürüstçe itiraf edebilmemiz gerekiyor.

Tıp, uzun yıllar erkek bedenini temel alarak araştırdı, hastalıkları tanımladı ve teşhis kriterleri geliştirdi. Bunun sonucun ise kadınların özellikle bazı hastalıklarda daha geç veya yanlış teşhis alması, tedaviye erişimde eşitsizlik ve yalnızca kadınları etkileyen sağlık sorunlarının yeterince araştırılmaması oldu. "Ölümcül Körlük" dizisinin ilk yazısı, tıbbın cinsiyet körlüğünün nasıl oluştuğunu ve bunun kadın sağlığı üzerindeki sonuçlarını inceliyor.



