Hayaller ve gerçekler: Müzisyenler gelecekten ne bekliyor?

Müzisyenlik, Türkiye'deki en kırılgan mesleklerden... Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasının ardından canlı müzik sahnesinin bir süreliğine sessizliğe gömülmesi de bunun istisnası olmadı. Bağımsız müzisyenler ise her zaman olduğu gibi bu durumdan en çok etkilenen grup oldu. Peki sektördeki ilerlemenin sürdürülebilir hâle gelmesi için artık bir şeylerin değişmesi gerekmiyor mu? Müzisyenlere Türkiye'deki müzik sahnesinin geleceğine dair hayallerini sorduk.
Hayaller ve gerçekler: Müzisyenler gelecekten ne bekliyor?

21 nisan - Paribu - Duende
Paribu ile birlikte

Paribu ile “Arter’de Uzun Cumartesi”: Sergiler ve rehberli turlar Paribu kullanıcılarına ücretsiz Paribu ile “Arter’de Uzun Cumartesi” bu yıl da devam ediyor. Paribu ve Arter iş birliğinde yılda 4 kez gerçekleşen etkinliklerden ilki, 26 Nisan’da düzenleniyor. Arter, kapılarını gece yarısına kadar açık tutarken Paribu kullanıcıları tüm sergileri ücretsiz ziyaret ediyor. Neler var? Etkinlikte, Kader Attia’nın “Asesinos! Asesinos!”, Yasemin Özcan’ın “Islak Zemin”, Koray Ariş’in “İçinde Yaşadığımız Deri”, Angelica Mesiti’nin “Gelecek Zamanın Süregelen Hikayesi” ve Franz Erhard Walther’ın “Heykel Olma Teşebbüsü” sergileri bulunuyor. Arter’in kütüphanesi ve kitabevi de 11’den gece yarısına kadar kapılarını açık tutuyor. Dahası: Etkinlikte çocuklar için “Tanıdık Bir Yüz” atölyesi, yetişkinler için “Çağdaş Sanatta Üretim Yöntemleri: Madde Ne Söyler?” programı yer alıyor. Paribu kullanıcıları sınırlı kontenjanla, Arter Öğrenme Programı çerçevesinde Türkçe ve İngilizce rehberli turlardan faydalanabiliyor. Not etmeli: Aynı gün gerçekleşecek doğaçlama müzik festivali Show of Hands’in biletleri, etkinlikten 2 saat önce Arter gişesinden satın alınabilecek. Paribu’yu buradan ziyaret edebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Müzisyenlik, Türkiye'deki en kırılgan mesleklerden... İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanması da bunun istisnası olmadı. Türkiye'deki her toplumsal olayda olduğu gibi canlı müzik sahnesi bir süreliğine sessizliğe gömüldü. Konserler iptal edildi; yeni parçaların çıkış tarihleri ertelendi. Bağımsız müzisyenler ise her zaman olduğu gibi bu durumdan en çok etkilenen grup oldu. 

Peki tarihin hemen hiçbir döneminde kolektif ilerlemenin sürdürülebilir hâle getirilemediği bu sektörde artık bir şeylerin değişmesi gerekmiyor mu?

Müzisyenlere sorduk: Türkiye'deki müzik sahnesinin geleceğine dair hayalleriniz neler? 

İşte yanıtları...

Deniz Özbey (Vega): Gençlerin çabalarına çok şey borçluyuz

Genç müzisyenlerin bütün zorluklara rağmen ümitlerini kaybetmediklerini ve çok büyük bir çaba sarf ettiklerini görüyorum. Onlara ümitsizliğimi belli etmemeye çalışıyorum, Tuğrul (Akyüz) da öyle. 

Bizim fazla bir hayalimiz yok. Hayallerimizi gerçeğe dönüştürdük. Hiçbir zaman da öyle büyük hayallerimiz olmadı zaten. Sadece müzik yapmaktan keyif aldık. Hayalleri olanlara gıpta ediyorum ve başarmalarını diliyorum. Gerçekten çok zor bir dönem. Gençlerin çabalarına çok şey borçluyuz.

Kalben: Sesimi kesmeyecek, yoluma devam edeceğim

Müziğin vazgeçilebilir olduğuna hiç inanmadım. Müziğin özgür, güvenli dayanışma alanları var ettiğini görerek iyileştim. Kimseyi yargılamamayı; her canlının canına değer vermeyi; renk, dil, inanç, kimlik, cinsiyet diye sınıflandırmadan anlaşmayı; memleketin ve dünyanın karanlığını bağrımda taşıma gücünü bulmayı müzikle öğrendim. Aileye benzeyen, kırmayan ve şiddetle eleştirmeyen bir ekibim oldu. Ekonomi var ettik. Hem de sadece kendimize değil şoförlere, lokanta çalışanlarına, mekan emekçilerine, bize ürettiklerini hediye eden ve görünür olmaları için minik jestlerle desteklediğimiz işletmelere, tasarımcılara, fotoğraf ve performans sanatçılarına, set ekiplerine, makyaj, tırnak ve saç tasarımcılarına, diğer müzisyen arkadaşlarımıza, onların ekiplerine, dahasına...

Sadece ekonomi var etmek de değil bu. Var olmak, beraber var olmak hem de özgürlüğe beraber yürümek ve bir umut hissetmek. Bir hatırlama ve hatıra yaratma işi müzik. Ben her zaman inandıklarımı konuşarak, bedellerini de ödeyerek müzik icra ettim. Herkesin kararına saygı duymakla beraber sesimi kesmeyeceğimi ve salonlarımız değiştirilse, tarihlerimiz kaydırılsa bile yoluma devam edeceğimi paylaşmak isterim.

Can Kazaz: Mesleğimiz örgütlenmeli

Mesleğimizin örgütlenmemesi, müziğin sesinin ilk olarak ve kolaylıkla kısılmasını çok anlaşılır kılıyor. Bugün farklı politik fraksiyonlardan olmasına rağmen yan yana durabilen, gerektiğinde birlikte hareket eden gençlerin bize ışık olduğu bir şey var ki o da tüm bu farklılıklara rağmen hak ve adalet için örgütlü olabilmek.

Benim müzik sahnesinden tek beklentim, bu ışığa gölge olmamamız. Buradan öğrendiklerimizle, haklarımızı doğru idrak edenlerle, kişisel anlaşmazlık ve vitrinleri koşulsuz şartsız bir kenara bırakıp bu haklar için bize yakışan bir örgütlenme modeli ortaya çıkarmamız.

Eda Baba: Müzik bir tanıklık, direniş ve iyileşme alanı

Türkiye’de kriz anlarında önce müziğin sesi kısılıyor. Oysa sanılanın ve alıştırıldığımızın aksine müzik sadece bir eğlence aracı değil; bir ifade biçimi, bir tanıklık, bir direniş, bir iyileşme alanı. Aynı zamanda toplumun ortak hafızasında da önemli bir yer tutuyor ama umutsuzluğa kapılmak bir seçenekse ben umudu seçiyorum her zaman. Çünkü tam da böyle zamanlarda üretmek, var olmanın ve direnmenin bir yolu. Kendime bunu hatırlatıyorum sürekli.

Türkiye müzik sahnesinin geleceğinde de daha çok dayanışma, daha çok farkındalık hayal ediyorum. Bu dönemin bana hatırlattıkları bunlar oldu açıkçası. Kendi hikayesini anlatmaya cesaret eden, birbirinin sesine alan açan, üretimlerini sahiplenen insanların birarada olduğu; kolektif üretimin ve birlikte var olmanın esas alındığı bir müzik iklimi hayal ediyorum.

Dayanışma dediğimiz şey sadece birlikte sahneye çıkmak değil, birbirini gözetmek, birlikte öğrenmek, birlikte güçlenmek. Sadece sanatçılar arasında değil, dinleyiciyle, organizatörlerle, teknik ekiple kurulan yatay ilişkilerde de bu adalet duygusunu çoğaltmamız gerektiğine inanıyorum. Herkesin emeğinin görünür olduğu, sahnelerin daha adil ve özgür olduğu bir yapıyı hep birlikte kurabiliriz.

Hem müzik nasıl sussun ki? Susmaz. Bazen sadece sesini kısıyor ama o sessizlikte bile umudu fısıldıyor ve ben o fısıltıların, bir gün hep beraber söylediğimiz bir şarkıya dönüşeceğine inanıyorum.

Emir Can İğrek: İlk gözden çıkarılan şey sanat

Birçok kişi tarafından müziğe ve daha geniş anlamda sanata "kolay gelir kapısı" olarak bakılan bir coğrafyadayız. Sanat, içeriğinden bağımsız ele alınıp toplumları eğlendirme, hissizleştirme aracı olarak görülüyor. Bundan dolayıdır ki iktidarlar ve toplumun birçok kesimi tarafından da ilk gözden çıkarılan şey sanat etkinlikleri oluyor. 

Oysa sanat, insana insanı anlatır. Sanat, toplumsal gelişmelerden, kitlelerin reaksiyonlarından ayrı bir bağlamda ele alınıp hayattan kopartılamaz. İnsanları hissizleştirmek için var olan unsurlar olarak ele alınmadığımız yarınlar dileyelim.

Maya Perest: Sesi daha da çok açmalıyız

Bence müzik yalnızca insanların günlük hayatına eşlik eden bir sanat türü değil, aynı zamanda bize birçok yeni duygu ve düşünce katan güçlü bir iletişim aracı. Bunun için böyle kritik zamanlarda müziği susturmak yerine sesi daha da yüksek açmamız gerekiyor.

Görkem Karabudak: Hareket ve ağız birliği, ihtiyacımız olan güveni verecek

Artık uzun yıllardır maruz bırakıldığımız her durumun, alamadığımız rahat nefesten, içtiğimiz suya kadar her şeyin politik olduğu konusunda mutabakata vardığımızı sanıyorum. Bu yüzden tekrar sesimizin kesilmesi için bir sonraki kriz anını bekleyecek kadar saf ve duyarsız olmamamızı öncelikle umut ediyorum.

Müzik sahnesinin neredeyse her departmanında karşılaştığımız rant ve fırsatçılık bazlı eğilimlerin bilincinde olmamıza rağmen, mütemadiyen salağa yatarak diğer emekçilerin ve üreticilerin önüne geçme sevdamızdan topluca vazgeçmemizi diliyorum. Sisteme dair değişmesini istediğimizi iddia ettiğimiz durumları sosyal medya hesaplarımızda dinleyicilerimize sevimli görüneceğimiz bir elekten geçirerek paylaşıp daha sonra o sistemin piyonu olmaya devam etmememizi diliyorum.

Eğer gerçekten bir uyanışta olduğumuza inanıyorsak öncelikle takipçilerimizi bilinçlendirerek yapım şirketlerini, mekanları, markaları, müzik platformu editörlerini, festival organizatörlerini, karşı olduğumuzu bas bas bağırdığımız bu düzene karşı bizimle birlikte durmaları için teşvik etmeliyiz. Aksi durumda hepsini boykot etmek zorundayız. Sistem her zaman kendi dişine göre, nitelik aramaksızın bir maşa topluluğu bulmaya çalışacak ve platformlarında, sahnelerinde çatlak seslere karşı bunlara yer açacaktır. Dinleyicilerimizin de bunları daha kolay ayırt edebilmesi için daha açık sözlü ve cesur davranmamız gerekiyor.

Müzisyenlerin tepki göstermekteki tereddütlerinin biraz da yalnız kalma korkusundan kaynaklandığının farkındayım. Bu noktada bir hareket ve ağız birliğinin ihtiyacımız olan güven hissini de beraberinde getireceğine inanıyorum. Bu yaklaşımın mevcut iktidar, muhalefet veya partilerarası bir mesele olmadığını, bizi yöneten kim olursa olsun hepimizin sürdürülebilir hak mücadelesi için kalıcı olması gerektiğini anlamamız ve bu duruşu sahiplenmemiz gerekiyor. Eğer bunun hayalini kurmazsak kriz anında sesi ilk kesilenler olmayı da kabullenmiş oluruz.

Övünç Dan (Kana Kana): Demokratik bir ülkede sanat da hak ettiği değeri görecek

Bu sefer her zamankinden farklı bir tabloyla karşı karşıyayız. Gençlerin aktif olarak dahil oldukları, neticesi köklü değişikliklere gebe bir rüzgar esiyor. Bu yüzden, “sadık konser katılımcısı” olarak nitelendirebileceğimiz genç neslin öncelikleri çok farklı şu an.

Temennim, hep birlikte, omuz omuza durarak, çok daha aydınlık, adil, sanat dolu yarınlara olabildiğince hızlı kavuşmak. Demokratik ve modern bir ülkede sanat da hak ettiği değeri göreceği için Türkiye müzik sahnesine dair hayallerimi o günlere saklıyor, mücadeleye devam diyorum.

Caner Karamukluoğlu (TNK): Hayal kurmaya devam etmek zorundayız çünkü başka türlüsü mümkün değil

Türkiye’nin siyasi iklimi sürekli kriz üretiyor ve çoğunluğun yalnızca bir “eğlence” olarak gördüğü müzik endüstrisi bu krizlerden en çok etkilenen alanlardan biri oluyor. Bu durum, bence hem sosyo-kültürel hem de ekonomik nedenlere dayanıyor. Toplumun sanatı hayatının neresine koyduğu, ona nasıl bir anlam yüklediğiyle doğrudan ilişkili.

Sonuç olarak gündemdeki her krizden nem kapan sektörde büyük bir öngörülemezlik oluşuyor. Bu belirsizlik, idealizmin önünü kesiyor; üretim anlık ve geçici yakıtlarla beslenmek zorunda kalıyor. Sanatın derinliği törpüleniyor. Yapımcılar, organizatörler, mekan sahipleri artık bağımsız sanatçılara ve festivallere yatırım yapamaz hâle geliyor. Alt ve orta popülaritedeki gruplar turneye çıkamıyor, müziğini yayma imkanı bulamıyor.

Ama asıl mesele şu: Bir müzik profesyoneli olarak güzel hayaller kurabiliyor muyum? Evet, ama yalnızca bir sanatçı olarak hayal kurmak zorunda olduğum için.

Çünkü tüm bu sebeplerle, rasyonalite bize müzisyenliğin Türkiye’de pek de sürdürülebilir bir meslek olmadığını söylüyor. Ama biz yine de üretmeye, hayal kurmaya devam etmek zorundayız. Zorundayız, çünkü başka türlüsü mümkün değil.

Ege Çubukçu: Müziğine duruşunu, hafızasını, vicdanını işlemiş müzisyenler var

Türkiye’de müzik, kriz anlarında yalnızca susturulmuyor, hatırlanıyor da. Sesi ilk kısılan şey müzik değil aslında, yüzleşme. Çünkü müzik sadece eğlendirmez, hatırlatır, sorgulatır, direnç verir. Bugün hayalini kurduğum müzik sahnesi daha korkusuz, daha açık sözlü, daha kolektif bir yer. Ama bunun için yalnızca müzisyenin değil dinleyicinin de dönüşmesi gerekiyor. Tıpkı bugün yaşanan boykotlarda olduğu gibi.

Nasıl ki boykotlar zamanla toplumsal bir farkındalığa dönüştü, aynı bilinci müzikte de görmeyi hayal ediyorum. Çünkü bu ülkede müziğine duruşunu, hafızasını, vicdanını işlemiş çok değerli insanlar var. Sadece kriz zamanlarında değil hayatın akışındayken de sesi olan sanatçılara, o müziğe, o hafızaya sahip çıkılmalı. Temsil ettiğimiz şeyin yükü ağır ama bu yükü taşıyanlar sadece zor zamanlarda çıkardıkları ses ile değil her zaman gösterdikleri direnç ile duyulmayı hak ediyor.

Can Baydar: Yasakçı her tür zorbalıktan arınmış bir müzik sahnesi hayal ediyorum

Ülkemizde müziğe yüklediğimiz anlam genellikle sadece eğlence üzerinden okunuyor. Oysa müzik, insan doğasında var olan tüm duyguları ve hayatın tamamını kapsayacak kadar büyük bir mucizedir. Toplum olma bilincine yaptığı katkıdan dolayı, müziğin kitleleri biraraya getirmesi her dönemde iktidarları rahatsız etmiştir.

Türkiye müzik sahnesine dair gelecek hayallerim, aslında ülkemle ilgili gelecek hayallerimle paralellik gösteriyor. Hak edenin hakkını alması, liyakatlı insanların sektörde söz sahibi olması, özgürce fikirlerini söyleyebilen müzisyenlerin dinleyicileriyle buluşması... Yasakçı her türlü zorbalıktan arınmış, çağdaş bir müzik sahnesi hayal ediyorum.

Rana Türkyılmaz: Müzik yas tutmanın ve dayanışmanın da bir biçimi

Benim için müzik sadece eğlence değil; hissetmenin, anlatmanın, direnmenin ve hatırlamanın en güçlü yolu. Müzik her zaman toplumsal ve politik bir anlam taşıdı. Bugün ise onu içi boş bir eğlenceye indirgemeye çalışıyorlar. 

Oysa müzik, yas tutmanın da dayanışmanın da bir biçimi. Aynı zamanda birçok insanın emeği, geçim kaynağı. Müziğin sesinin kısılmadığı, birlikte ürettiğimiz, paylaştığımız, birbirimize ışık olduğumuz bir gelecek hayal ediyorum.

Tuğçe Şenoğul: Sendika eksikliği giderilmeli

Maalesef kriz anlarında ilk kısılan hep müziğin sesi oluyor. Bu durum son yıllarda giderek arttı, özellikle pandemi sonrası sektörün durumu daha da kötüleşti ve iyileştirme yönünde de bir adım göremiyoruz. Sanatçılar yalnız bırakılıyor. Kriz anlarında herkes hayatına devam ederken sanatçılara dayatılan “Ne var ya, bir gün de eğlenme” gibi yaklaşımlar çok düşündürücü. Bu baskının nelere yol açabileceğini, son yıllarda artan ve bizi de derinden sarsan kötü haberler açıkça gösteriyor. 

Özellikle bağımsız sanatçılar için sahne bulmak, düzgün iletişim kurup konser tarihi almak bile çok zorlaştı. Bu insanların da bir ekibi, hayatı, ödedikleri kiraları, faturaları var. İptal edilen her konser, hem sanatçılar hem de mekanlar için ciddi bir yük anlamına geliyor. Bunun anlaşılması gerekiyor.

Bu koşullara rağmen, kadın ve özellikle bağımsız kadın sanatçılar için alanların hâlâ çok sınırlı olması sektörde, müzik platformlarında, cinsiyet eşitsizliğinin ve çeşitlilik eksikliğinin sürdüğünü gösteriyor. Sahne emekçisi kadınların ayrımcılığa uğramaması, müziğin yalnızca eğlence gibi görülmemesi, sanatçıdan sürekli öyle veya böyle olması beklentisinin sona ermesi gerekiyor. 

Kariyerinin başındaki bağımsız sanatçılara görünürlük kazandıracak alanların yaratılması, psikolojik ve maddi destek mekanizmalarının güçlendirilmesi şart. Güvenli alan sağlayacak kolektiflerin ve kurumların artması, ayrıca sendika eksikliğinin giderilmesi çok önemli.

Müzik sahnesine dair hayalim, sanatın derinliğinin ve değerinin fark edilmesi, sanatçıların özgürce üretim yapabilecekleri alanları bulabilmeleri, görülmeleri, duyulmaları ve desteklenmeleri.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

🎤 Müzisyenin gelecek hayali, sokak sahnesi

Her toplumsal olayda sessizliğe gömülen müzik sahnesinin geleceğine dair hayallerini müzisyenlere sorduk. İstanbul'un sokak müzisyenlerini konu alan belgeselin İngiltere'de gösterileceği haberini aldık.

22 Nis 2025

Paribu ile birlikte

YAZARLAR

Eda Solmaz

Müzik yazarı

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Ötekilerin Arkeolojisi: İsmail Gezgin ile kadim çağlardan bugüne zamanın labirentlerinde

Yazar, akademisyen ve arkeolog İsmail Gezgin ile belli başlı kitaplarının ışığında kadim zamanları, yakın geçmişi ve bugünü konuştuk. Sıra kitabı "Ötekilerin Arkeolojisi"ni irdelemeye gelince, İsmail Gezgin "Yoksulluk bir uygarlık icadıdır" diyor ve "modern zamanlar"ı yargılayıp mahkum ediyor.

Soner Can

·

24 Tem 2026

Ötekilerin Arkeolojisi: İsmail Gezgin ile kadim çağlardan bugüne zamanın labirentlerinde
DuendeDuende

HİKAYE

Yıldız Tozu | Isabelle Huppert'in düşünce laboratuvarı

Oynadığı filmlerin türleri değişir, çalıştığı yönetmenler değişir, sinemasal anlayışlar değişir; lakin “Isabelle Huppert sineması” hep aynı sorunun etrafında döner: İnsan, kendi arzusu, iktidarı, korkusu ve özgürlüğüyle baş başa kaldığında kim olur? Bu yüzden onun filmografisi, son yarım yüzyılın ahlak, arzu, güç, sınıf ve özgürlük üzerine kurulmuş, muazzam bir sinemasal düşünce laboratuvarıdır.

Mehmet Sindel

·

24 Tem 2026

Yıldız Tozu | Isabelle Huppert'in düşünce laboratuvarı
DuendeDuende

HİKAYE

The Odyssey: Dönecek ev yok

Christopher Nolan uzun süredir merakla beklenen Odysseia uyarlaması "The Odyssey"de hikayeyi sözcüklerden ziyade aksiyonla anlatıyor. Dolayısıyla kitapta çok daha kurnaz, kibirli ve hatta yer yer zalim bir karakter olan Odysseus, filmde içsel çatışma ve çelişkiden yoksun bir kahramana dönüşüyor.

Aslı Ildır

·

22 Tem 2026

The Odyssey: Dönecek ev yok
DuendeDuende

HİKAYE

Esir alınan yaratıcılık: Müzisyenler sosyal medyada görünür olmak zorunda mı?

Günümüzde bir müzisyen aynı anda içerik üreticisi, pazarlama ve sosyal medya uzmanı da olmak zorundaymış gibi davranılıyor. James Blake, müzisyenlerin şarkılarını duyurmak için görünür olma çabasıyla ilgili sesini yükseltti ve Türkiye'den Ceylan Ertem ve Jehan Barbur gibi isimler de onu destekledi. Peki sanatçılar, sosyal medyada yeterince görünür değillerse yok mu sayılıyorlar?

Eda Solmaz

·

20 Tem 2026

Esir alınan yaratıcılık: Müzisyenler sosyal medyada görünür olmak zorunda mı?
DuendeDuende

HİKAYE

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?

Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.

Emre Eminoğlu

·

17 Tem 2026

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?