
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Yangın bölgesindeki gazeteci Fırat Fıstık'la Bodrum, Milas ve Marmaris'te bir haftadan fazla süredir devam eden orman yangınları üzerine konuştuk.
Röportaj: Alara Demirel
Ana akımda yer almayan ve vurgulamak istediğin bir durum bildirimi var mı?
Ana akımın önemli bir kısmı bu tür haberlere devlet yetkililerinin açıklamaları, resmî duyurular ekseninde bakıyorlar. Bu sebeple de oradaki insanların neler yaşadıkları, hikâyeleri, olayın arka plan eksik kalıyor. Bizim yaptığımız bu eksiği doldurmak.
Türkiye'de medyanın geldiği durumda ana akım diye bir şeyin var olduğu da şüpheli. Bu nedenle görülenin arkasına bakmak, açıklamaların teyit etmek ve süzgeçten geçirmek, gazetecilik yapmayı hedefleyen ve bu amaçla sahada olan kişilere kalıyor.
Bölgede yaşayanların tepkileri ve son durumları hakkında bilgi verebilir misin?
Üç bölgede bulundum: Bodrum, Milas ve Marmaris. 6 Ağustos itibarıyla üç yerde de alevler içinde yanan yer sayısı çok azaldı. Bu çok da sevindirici bir haber değil. Kontrol altına alındığı duyurulan yerlerin neredeyse tamamı yanıp kül oldu.
Özellikle Mazıköy, Bodrum'dan Ören, Milas'a kadar olan kısım 5 gün boyunca durmadan yandı. Sahil hattının karşısındaki dağlarda yanmayan yer yok denecek kadar az. Marmaris'te Hisarönü, Orhaniye, Turgutköy, en çok yanan yerler arasında. İçmeler, Turunç tarafında geçince durumun vahametini görebiliyorsunuz. Yeşili ve doğasıyla tanınan İçmeler'in etrafı neredeyse tamamen kül oldu. Bölgenin üzerindeki köylerde çok fazla sayıda yanan ev var.
Bölgede yaşayanlar genel olarak çaresizlik hissediyorlar. Tedirgin ve öfkeliler — devletin müdahale konusunda yetersiz kaldığını düşündükleri için. Kamuoyunda da çokça tartışılan yangın söndürme uçakları meselesi burada da tekrarlanıyor.
Bunun dışında bölgede yaşayanların neredeyse tamamı arıcılıkla geçiniyor ve güncel durumda bunu devam ettirme ihtimalleri oldukça zayıf. Birkaç kuşaktır burada yaşayan insanların ne gidecek bir yerleri ne de gitmeye imkân sağlayacak maddi durumları var, en büyük sorun bu.
Belediyeler bu süreçte nasıl zorluklar yaşadı?
Belediyelerin ve başkanların, il ve ilçelerde oluşturulan afet koordinasyon toplantılarına davet edilmediğini biliyoruz. Bakanlar sürekli yangın bölgelerine gelirken yanlarında Cumhuriyet Halk Parti'li belediye başkanlarını görmek istemediler ve çağırmadılar. Politik sebeplerle bir dışlama söz konusuydu.
Orada olmak, bu haberleri bizlere iletmek sana nasıl hissettiriyor?
Bu tarz afet ve kriz bölgelerinde gazetecilik her zamankinden daha zor ama daha kıymetli. İnsanın kendi dengesini kurmak zor. Evi yanmış insanların, İstanbul'dan dayanışmaya gelmiş kişilerin, günde 2 saat uykuyla durmadan çalışan itfaiye erlerinin, orman işçilerinin hikâyelerini dinlerken zorlanıyorsunuz.
Gazetecilik mesafe işi olduğu gibi kamu yararına yaptığınız bir iş aynı zamanda. Duygusal olarak zorlansanız da bölgede ne yaşandığını duyurmak "Gazetecilik sahada güzel, gazetecilik sahayla güzel," dedirtiyor.
Halk yalnızlaştırıldıktan sonra dayanışarak kolektif bir çözüm arama yoluna girdi. İyi niyetli olduğu kuşkusuz. Uzman yardımı olmadan alınan kararlar hakkında neler gözlemledin?
Yangın hiçbir afete benzemiyor. Rüzgârın bir anda yön değiştirmesiyle yangının ortasında kalabiliyorsunuz. Bilgi ve eğitim işi kesinlikle. Tüm yangın bölgelerinde organizasyonsuzluk var: İtfaiye eri hortumu bağlıyor, Çeşme, İzmir'den gönüllü olarak gelen bir turizmci hortumu taşıyor, orman işçisi alevi söndürmeye çalışıyor. Elbette Orman Genel Müdürlüğü veya belediyeler, bazı yerlere gönüllülerin girmesini engelledi.
Ülkeye dair umutlu olmamı sağlayan konulardan biri dayanışma. O kadar çok yerden o kadar fazla yardım geldi ki bir süre sonra belediyeler ve gönüllü gruplar bu yardımları almamaya başladı. Yardımlar tek noktadan organize edilemedi fakat dayanışma bölgeleri oluşabildi.
Bilgi kirliliği gırla. Duruma müdahale etmeye nasıl etki ediyor?
Kesinlikle olumsuz etki ediyor. Marmaris'te gece saatlerinde arabaların önünü durduran ve köylerin girişinde nöbet tutan insanlar gördük. Kriminal hadiselere de yol açtılar. Bunlara "Ormanları PKK'lı teröristler yaktı," ve "Afganlar geldi ve sabotaj yaptılar," söylemleri neden oldu.
"Sabotaj veya terör eylemi kesinlikle olamaz," demiyorum fakat Türkiye'de toplam orman yangınlarının sabotajdan kaynaklananlarının sayısı yüzde 3'ü geçmezken buna inanmamak için çok sebep var. Köylülerin domuzları kaçırmak için kullandığı küçük patlayıcı düzeneği, PKK'lıların kurdukları düzenek olarak ve sürekli yaşanan kozalak patlamasını molotof olarak yorumlayan insanlar bir şekliyle söndürme çalışmalarına olumsuz etki ettiler.
Whatsapp, Facebook grupları gibi ortamların da büyük katkısı var ne yazık ki. Bir görsel, aklımızın alamayacağı hızda yayılıyor ve o saatte sonra "bu, yalan haber," demenizin hiçbir kıymeti kalmıyor.
Bundan sonra ne yapmak gerekecek, çözüm ne?
Bir önceki soruyla bağlantılı olarak insanların, özellikle orman bölgesinde yaşayan insanların doğru verilerle daha fazla bilgilendirilmesi, farkındalığın arttırılması gerekiyor. Gerçek sabotaj iklim aciliyeti.
Gezegenimiz her geçen yıl biraz daha ısınıyor. Türkiye'de en sıcak yıllar sıralamasına, verilere bakalım. Tartışalım. İnsanların, orman içlerinde yaşanmaya başlanmasından, turizm baskısından bahsedelim. "6 ayda bir olağanüstü doğa olaylarıyla neden karşılaşıyoruz?" sorusunu soralım. Güçlü olmakla övünen devletin, şu anda neden 3 yangın söndürme uçağı olduğunu — onlar da kiralık — sorgulayalım.
Kısa vadede yangından etkilenen insanlara maddi ve manevi anlamda destek olunması gerekiyor. TOKİ, örnek bir ev projesi çıkardı. Evlerin altı ahır, üst katı oturulacak alan olarak tasarlanmış — burada imsenin evi böyle değil, coğrafyaya uygunluğu yok. İkinci kata çıkamayacak yaştaki köylülerin sayısı oldukça fazla. Bölge halkının ne istediği sorulmuyor. Halbuki bölgeyi ancak orada yaşayan insanlara birlikte kalkındırabilirsiniz.
Hemen ağaç dikim seferberliği başlatılması yanlış. Uzmanlar, yanan çamların kendini toparlayacağını ifade ediyor. Doğayla birlikte yaşamayı öğrenmemiz ve "yontulabilir, değiştirebilir, oynanabilir" olduğunu düşünmememiz gerekiyor. Bunları yapmadığımız sürece aynı filmi birkaç kez daha izlememiz kaçınılmaz.
Editörün notu: Fırat'ın "Yangının tesiri altında kalan ve dumanların havayı kapladığı Muğla-Milas’tan, bir haftadan fazla süredir yanan Marmaris’e doğru yola çıkıyoruz. Neredeyse 120 kilometrelik, çoğu kez tek şeritli yol boyunca su tankerleri, itfaiyeler, jandarma araçları, dozerler bize eşlik ediyor. Marmaris merkezden güneye doğru inerken sağımızda masmavi deniz, solumuzda ise her 200 metrede bir yanan bir bölge. Öyle ki hemen hemen üç dağdan birinin tepesinden dumanlar yükseliyor," diyerek sahadan gözlemlerini aktardığı haberine buradan ulaşabilir, Twitter hesabından güncellemeleri takip edebilirsin.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Yangın öncesi, esnasında ve sonrası. Sahadaki gazeteci Fırat Fıstık yanıtlıyor: Bodrum, Milas ve Marmaris'teki orman yangınlarında neler oldu?
08 Ağu 2021

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?



