“Aman dikkatli olun, karanlık olunca da fazla oralarda gezinmeyin”

Mahalle: Galata. Mahalleli: Hazal Yılmaz. Fotoğraflar: Deniz Sabuncu
“Aman dikkatli olun, karanlık olunca da fazla oralarda gezinmeyin”

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

Galatasaray’dan Tünel’e yürürken “Aman dikkatli olun, karanlık olunca da fazla oralarda gezinmeyin” diye uyarıldığımız yıllardı. Refik’in sandalyelerinin ve insan kahkahalarının sokaklara taştığı, yoldan geçerken birinin masasına tabure çektiğimiz. Ela’nın salatalarından hardal ve nar ekşisinin muhteşem bir ikili olduğunu öğrendiğimiz. Gramafon’da Mor ve Ötesi’yle, Beyoğlu ahalisi için çıkardığımız fanfin adlı fanzinimiz için röportaja oturduğumuz; 50 nüshasını gittiğimiz mekânlara bıraktığımız. Henüz Babylon’un bile müziğinin başlamamış olduğu zamanlar. 

Hazal, Vacilando İstanbul'da


Annem, biraz daha aşağıda, o dönemin anılarında Kuledibi olarak geçen mahallede, bir dört duvar arası satın aldı. “Oralar hep iş yeri, oralarda yaşanmaz,” diyenlere aldırmadı. Schorr ailesinin mimarları tarafından 1891'de yapılmış; bir zamanlar çamaşırhane olarak kullanılan, teras katı olarak kabul edildiği için değer görmeyen bir "chambre de bonne." İçerisinde kalasların üzerine tünemiş martıların ikamet ettiği, tahtaları çürümüş, naftalin esanslı, yukarı çıkarken kırık mermer merdivenlerden birer ikişer atlayarak ulaştığımız bu evin çok kısa bir süre sonra İstanbul’u düşündüğümde aklıma gelen tüm anıların içinde olacağını bilmiyordum henüz.

Ustalar girdi. Elektrikçiler çıktı. Para bitti. Duralım. Babylon açıldı. John Lurie & The Lounge Lizards henüz Babylon içki ruhsatını almamış olduğu için vişne-soda eşliğinde dinlendi. Biraz para birikti. Parkeler ne renk olsa? Meşe, kayın, diş budak? Kulenin dibinde, kulaklıklarıyla duran Gotan Project’ten Christoph H. Müller olabilir mi? Kesin o. “Merhaba, çok heyecanlıyım, akşam sizi dinleyeceğim için,” desem mi? Duvarların rengine karar verelim. Ve terasın mermerlerine. Kapılar. Ah, ve kapı kolları, elektrik düğmeleri, musluklar. 2003’te bombalar patladı. Michael Franti bütün bunlara rağmen İstanbul’daydı. Ve biz, artık. Galata’da.

Serdar-ı Ekrem üzerinde


2000’lerin başlarında Galata sokaklarında karşımıza çıkanlar şunlardı: Sabahın en erken saatlerinde, kulenin önünde turist sıraları oluşmaya başlamadan önce sade kahve isteyip mizah dergilerinden birini, tercihen Penguen’i açtığımız Gündoğdu kahvesi; çift kaşarlı tost, yanında greyfurt suyu için uğranılan, pazar günleri kapalı olmasıyla ünlü Petek Büfe; Çin Seddi yolculuğundan yeni dönmüş fotoğrafçı Arif Aşçı; güvenlik görevlisiz, elimizi kolumuzu sallayarak girdiğimiz Naib Bey (Doğan) Apartmanı terasından izlenen gün batımları; arada bir o güneşe veda ederken müzikleriyle bizi ihya eden Siya Siyabend, Brooklyn Funk Essentials, İlhan Erşahin; Büyük Hendek Caddesi’nden şişhaneye varmadan önceki köşede, sağda, adını asla hatırlamadığımız için hep bu şekilde anlattığımız büfenin simitlerinin kokusu; lambacılar; sık sık atan sigortalar yüzünden bol bol elektrikçi; PJ Harvey, Nick Cave. Müzikleri değil. Suretleri.

Kamondo Merdivenleri aşağısında buluşulan arkadaşlar; yirmi geçe ve yirmi kalalarda kalkan vapura koşanlar; The Guardian, Independent, New Yorker dergilerinin İstanbul turuna çıkmış editörleri, yazarları; caz festivalinde sahne almaya gelmiş, Galata’nın büyüsüne kapılmış müzisyenler; Güney Restaurant, henüz mahallenin esnafının uğrak yeriyken, bulgur pilavı üzerine az kuru koydururken. Ve fotoğraf makineleri. Her taraftan kuşatmış olarak kuleye doğrultulan telefonlardan bahsetmiyorum. Leica, Zenith, Nikon’un analog hâli. Yahudi kasap; Ermeni elektrikçi; Rum boyacı; Suriyeli şair.

Önce Tünel’den aşağı inen güruhların keşmekeşi doldu mahalleye, Netses’ten yükselen 45’liklerin sesi kısıldı, Serdar-ı Ekrem’de Mavra açıldı. Yaşasın. Önünden geçerken çöktük taburelerine. Yanımızda oturanlardan biri obuasını aldı, birdenbire konser başladı. Bir başka köşede Şirin Fırın açıldı. Sumahan, sabaha kadar devam eden partilerin ve birtakım evlerden gizlice çıkılan teras muhabbetlerinin merkeziydi. Şirin Fırın'ın olduğu bina satıldı. Büyük Hendek'e taşındı. Dereotlu poğaçalarının tadı değişmedi ama. 

Doğan Apartmanı kapısında paparaziler birikti. Cephesi boyandı. Çocukluk anılarımız da, diye düşündüm. Onlarla birlikte. Güvenlik görevlileri, İstanbul’un — iddialı olacak diye tereddüt etsem de — en iyi manzarasına çıkan merdivenlerin kapısını halka kapadı. Kiralar arttı. Kiralar daha da arttı. Başka teraslar bulduk biz de. Rigo, Cuppa, Urbach Apartmanı’nın tepesinde. 

Bir ara, Berlin’deki parti köprüsü Admiralbrücke emsalinden yola çıkarak insanlar doluştu meydana geceleri. Özgürlüğü yaşamak, sokağı partiye çevirmek teoride güzeldi de, sabahları çöplüğe dönmüş bir mahallede oturmaya isyan etti buralılar. Galata bocaladı. Bir süre. Yeniden huzurunu bulana kadar.

Serdar-ı Ekrem üzerinde, sağda Mavra


Yirmi yıl sonra, bugün camları açtım. Martılar aynı. Denizin mavisi de. Müsilaj görünmüyor ufukta. Aşağıda "Dalgalandım da duruldum" şarkısını altıncı tekrarda söylüyor Selma, tek kişilik mahalle gazinosunda. Arka fonda Galataport'un inşaat sesleri. Çıktım evden, sokaktayım şimdi. Köşedeki bina, yine, tamiratta. Muhtar Saim “günaydın,” diyerek geçiyor yanımdan. Federal'den kahve alıyorum. Otursam mı? Yok. 

Galata sokaklarında dolaşayım biraz daha — kule önünde poz veren gelin ve damatlar arasından zigzaglar çizerek, tepemizden sesi eksik olmayan drone’lara teessüflerimi bildirerek, "Şu yanımdan geçen kedi Azman’ın kızı mı acaba? Çok benziyor," diye düşünerek, 20 yıldır tadı hiç değişmeyen simitlerin kokusunu içime çekerek. Kumbaracı Yokuşu'na doğru gideceğim. A Hidden Bee'ye bakayım. Oradan devam ederim. Tophane'ye, Çukurcuma'ya, Cihangir'e, yol nereye peşinden sürüklerse.

Dünyanın hemen her dilini duyabileceğin bir mahalle Galata, hâlâ. Bazı günler kalabalığıyla bezdiren, aniden davet edildiğin evde kuleyi karşında bulduğunda kendine yeniden aşık eden. Galatalı olmak hayatın bizzat kendisi. Tünel’den meydana inişli, Karaköy’den çıkışlı; Şişhane’ye varıp Salon’dan yükselen sesleri, yıllardır görmediğin tanışıklıkları görünce mutlu.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

NEREDE YAYIMLANDI?

SoliSoli

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Galata, Hazal Yılmaz

Hazal Yılmaz'ın peşine takılıyoruz Galata sokaklarında. Ayaküstü Vacilando'ya uğruyoruz, 17 numara artık çağdaş bir bakkal. Oradan Civan'a, Fellini filmine figüranlığa.

11 Tem 2021

Fotoğraf: Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Hazal Yılmaz

Editor @ Aposto

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

İLGİLİ OKUMALAR

SoliSoli

HİKAYE

Arak, Gin Basil, Sister Sage: Yudum yudum Beyrut

Beyrut'ta barlar bazı bölgelerde, özellikle şehrin kuzeyinde yaşayan Hıristiyan mahallelerinde yoğunlaşıyor. Onun dışında şehrin her tarafına saçılmış ufak tefek barlar var. Bunların bazıları İtalya’daki tabacheria'lara benzeyen; kahve, sigara ve alkollü içkiler satan ufak büfelerken maalesef günümüzde kapalı olsa da 2016 ve 2018 yıllarında dünyanın en iyi 50 barı arasında seçilen Central Station Bar gibi yerlere de ev sahipliği yapıyor.

Talha Ö.

·

23 Ağu 2026

Arak, Gin Basil, Sister Sage: Yudum yudum Beyrut
SoliSoli

HİKAYE

Tescilli şifa ormanları: Bir doğal alanın şifa ormanı ilan edilmesi için ne gerekiyor?

Portekiz'deki Buçaco Ulusal Ormanı, Uluslararası Şifa Ormanları Sertifikasyon Ofisi tarafından dünyanın dördüncü şifa ormanı seçildi. 6. yüzyılda keşişlerin bölgeye yerleşmesinden beri korunan Buçaco egzotik biyoçeşitliliği, terapötik unsurları ve etrafını saran tarihî surlar sayesinde koruduğu dinginliğiyle öne çıkıyor. Peki dünyadaki diğer üç şifa ormanı nerelerde ve bir doğal alanın şifa ormanı ilan edilmesi için hangi özelliklere sahip olması gerekiyor?

Deniz Aytekin

·

23 Ağu 2026

Tescilli şifa ormanları: Bir doğal alanın şifa ormanı ilan edilmesi için ne gerekiyor?
SoliSoli

HİKAYE

Her şey dahil planlama: Spontane seyahat devri bitti mi?

Müze biletinden akşam içilecek biraya, bavula konacak kıyafetten gün içinde kullanılacak tuvalete kadar seyahatin neredeyse her anını önceden planlamak mümkün. Popüler destinasyonların rezervasyon zorunlulukları ve seyahat uygulamaları spontane tatili giderek zorlaştırırken, genç gezginlerin %70’inden fazlası etkinliklerini ulaşım ve konaklamayla aynı anda ya da daha önce ayarlıyor. Park yerinden temiz tuvaletlere, bira bahçelerinden yürüyüş rotalarına rehber niteliğindeki seyahat uygulamalarını inceledik.

Deniz Aytekin

·

16 Ağu 2026

Her şey dahil planlama: Spontane seyahat devri bitti mi?
SoliSoli

HİKAYE

Avrupa adalarında roadtrip: Manzara eşliğinde stresten uzak sürüş rotaları

Yaz tatilleri yalnızca deniz, kum ve gün batımından ibaret değil. Kıvrımlı yolları, tepelerin ardında açılan panoramik manzaraları, tarihî yapıları, doğa koruma alanları ve sahil rotalarıyla Avrupa’nın bazı adaları, direksiyon başında yavaşlamayı sevenler için eşsiz bir keşif deneyimi sunuyor. Farklı beklentilere göre roadtrip yapmaya en uygun Avrupa adaları…

Deniz Aytekin

·

09 Ağu 2026

Avrupa adalarında roadtrip: Manzara eşliğinde stresten uzak sürüş rotaları
SoliSoli

HİKAYE

Kadehlerin izinde Zürih: Dada'nın şehrinde barlar, biralar ve tesadüfler

Tarih boyunca siyasi mültecilerin ve savaşın parçası olmak istemeyen entelektüellerin yuvası hâline gelen Zürih'te Fransız likörlerinden "boivre et vivre" mottosuyla yapılan kokteyllere, uluslararası biralardan absinthe'lere uzanan bir tura çıkıyoruz.

Talha Ö.

·

09 Ağu 2026

Kadehlerin izinde Zürih: Dada'nın şehrinde barlar, biralar ve tesadüfler