Her eve lazım bir film: Tolga Karaçelik'ten 'Saykoterapi'

Tolga Karaçelik'in Steve Buscemi'li, John Magaro'lu, Britt Lower'lı İngilizce filminde evliliğin yükünü taşımaktan bıkmış bir kadının ve kendini gereğinden fazla ciddiye alan yazar kocasının çıkmaza giren evliliklerinin imdadına bir seri katil yetişiyor.
Her eve lazım bir film: Tolga Karaçelik'ten 'Saykoterapi'

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Gişe Memuru (2011) ile Antalya Altın Portakal'da En İyi İlk Film, Sarmaşık (2015) ile yine Antalya'da En İyi Film ve En İyi Yönetmen gibi ödüllerin yanı sıra, Kelebekler (2018) filmiyle Sundance Film Festivali'nde Dünya Sineması Büyük Jüri Ödülü’nü kazanan Tolga Karaçelik, ilk İngilizce filmi Psycho Therapy: The Shallow Tale of a Writer Who Decided to Write About a Serial Killer ile karşımızda.

Film, ABD'de 18 Nisan'da vizyona girdi. Ülkemizde ise Saykoterapi: Bir Seri Katil Hakkında Yazmaya Karar Veren Yazarın Sığ Hikayesi’ni 26 Eylül'de sinemalarda izleyebileceğiz. Hollywood'un usta ismi Steve Buscemi, sevilen oyunculardan John Magaro ve Severance dizisiyle tanınan Britt Lower gibi yetenekli isimleri biraraya getiren bu komik film, absürt ve tuhaf karakter dinamikleriyle öne çıkıyor.

Tolga Karaçelik

Filmin özgün fikri, Karaçelik'in yurt dışına verdiği bir söyleşide belirttiği gibi, yıllar önce aklına düşmüş: “Evlilik danışmanı aynı zamanda bir seri katil olabilir mi?” 

Yönetmen, yaklaşık 8 yıl önce üzerinde düşünmeye başladığı bu zeki ve absürt soruya dayanan bir hikaye kurgulamış. Film, dünyanın tüm yükünü tek başına sırtlamaktan bıkmış ve bu durumdan kurtulmak için her şeyi yapmaya hazır olan Suzie (Britt Lower) ile yalnızca kendiyle ilgilenen, evin içinde ne olup bittiğinden habersiz, can sıkıcı bir yazar olan kocası Keane'in (John Magaro) hayatına odaklanıyor. İronik bir şekilde, bu çiftin karmaşık dünyasına giren tek tutarlı karakter, tövbe etmiş seri katil Kollmick (Steve Buscemi) oluyor.

Tövbe etmiş seri katil rolünde Steve Buscemi.

Bu zıt karakterlerin dinamiği, filmin kara komedi unsurlarını ortaya çıkarıyor. Buscemi'nin kaçık seri katili Kollmick'in, bıkkın Suzie ve ne istediğini bilmeyen Keane'in sorunları karşısındaki tuhaf ama tutarlı duruşu, hikayenin en güçlü mizah kaynağı hâline geliyor.

Karaçelik'in önceki filmlerinde de gördüğümüz tuhaf diyaloglar ve kendine özgü sıra dışı sinema dili, Saykoterapi’de de kendini gösteriyor. İlk bölüme hâkim olan karanlık New York, Suzie ve Keane'in daralan ruhlarının gerilimli ve gizemli bir yansıması gibi. Daha sonra film, absürt komedi öğelerinin de devreye girmesiyle birlikte temposuna kavuşuyor.

Keane tüm sorumlulukları karısına devretmiş durumda; o kadar ki, kendi hayatı için en basit kararları bile alamıyor. Suzie ise bu durumdan o kadar bıkmış ki, onun yerine riskli ve mantıksız kararlar alarak (kocasının kırmızıda geçmesine yol açarak manasız hayatlarına başka bir yön verme girişimi gibi) bu tıkanmışlıktan kurtulmaya çalışıyor. Trafik ışıklarındaki bu sahne, filmin ana gerilimini ve kara mizahını oluşturan işlevsiz evlilik dinamiklerinin özeti niteliğinde. 

Severance dizisinin buzlar kraliçesi Britt Lower'ın, filmde yüzünde akmış maskarasıyla soğan doğradığı bir başka sahne ise harika bir patlama anı. Kollmick'in, evlilik terapisi sırasında kullandığı yarı kedi yarı oyuncak bebek Frankenstein-vari biblo ise sıradan bir terapinin bile bu çift için ne kadar absürt bir olaya dönüşebileceğini gösteriyor.

Britt Lower

Filmin ülkemizdeki izleyiciler için ilgi çekici olmasının bir diğer sebebi, Sinan Eczacıbaşı ve Alihan Yalçındağ gibi yapımcıların projede yer alması. Uluslararası sinemada buralardan çıkmış yetenek ve yapımcıların işlerini görmek de ayrıca heyecan verici.

Saykoterapi, Tolga Karaçelik'in cesur bir denemesi. Hollywood'un başarılı oyuncularıyla çalışması ve kendine özgü mizahını uluslararası bir platforma taşıması takdire şayan. Karaçelik'in sinema yolculuğunun bu yeni durağını merak edenler için kaçırılmaması gereken bir yapım.

Karaçelik: Film yapmayı öğrendiğim şehre bir hediye vermek istedim

Tolga Karaçelik'e filmi yaparken aklındaki düşünceleri sorduk:

"90’larda izlediğimiz eğlenceli ama söyleyecek sözü olan filmler vardı ya, yazarken öyle bir film olmasını istedim açıkçası. Kolay izlensin, arada bir geri dönüp dönüp bazı sahneleri tekrar hatırlayıp izlemek isteyeceğimiz türden.

Filmi New York’ta çekmem lazımdı. Seri katil, evlilik danışmanlığı gibi temalar Amerika ya da İngiltere’de daha geçerli. Ama aynı zamanda özel bir sebebi de var: Film yapmayı öğrendiğim şehre bir hediye vermek istedim. Ben New York’ta film yapmayı öğrendim. Benim için ayrı bir yeri var.

Diyalog yazmayı seven bir yönetmenim. Ama kendi dilim olmayan bir dilde diyalog yazmak benim için bir tür meydan okuma oldu. Acaba altından kalkabilir miyim diye düşündüm."

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Defne Akman

İstanbul merkezli gazeteci. Film, video ve medya eğitimini Avustralya'da tamamladı. Kariyerine uluslararası plak şirketlerinde başladı. Ardından doğa koruma alanında faaliyet gösteren uluslararası bir sivil toplum kuruluşunda iletişim uzmanı olarak görev aldı. Gazetecilik yolculuğu ise Milliyet Ekran ile başlayıp Radikal 2'de devam etti. Radyo D, 6 EBA FM ve Açık Radyo gibi platformlarda programlar hazırladı. Yazıları #tarih dergisinde de yayımlandı. Şu anda Oksijen ve Milliyet Sanat gibi yayınlarda düzenli olarak haberleri yayımlanmakta.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

32. Saraybosna Film Festivali: Balkanlar sineması ve Cannes’ın öne çıkanları

Saraybosna Film Festivali’nin 32. yılında yarışmanın öne çıkanlarına, Balkan sinemasının yakın geçmişle ilişkisine ve festivalin en iyi filmlerine yakından bakıyoruz.

Emre Eminoğlu

·

24 Ağu 2026

32. Saraybosna Film Festivali: Balkanlar sineması ve Cannes’ın öne çıkanları
DuendeDuende

HİKAYE

The Invite: Bir ilişkiyi ayakta tutan nedir?

Olivia Wilde’ın "The Invite"ı, boşanmanın eşiğindeki bir çiftin evlerine misafir olan başka bir çift üzerinden arzuyu, evliliği, kadınlık deneyimlerini ve birlikte yaşamanın performatif hâllerini didikliyor. Tek mekana sıkışan film, seksin bir ilişkinin nedeni değil semptomu olduğunu söylerken asıl soruyu sonu bırakıyor: Bir ilişkiyi ayakta tutan şey arzu mu, alışkanlık mı, yoksa ilişkinin içinde kendin olabilmek midir?

Aslı Ildır

·

24 Ağu 2026

The Invite: Bir ilişkiyi ayakta tutan nedir?
DuendeDuende

HİKAYE

Caz Datça’nın ritmine karışırken: DatJazz'da Melina ile Doğu Akdeniz müziği üzerine

Datça’nın doğası ve Akdeniz ruhunu cazla buluşturan DatJazz’ın ilk yılında festivaldeydik. Yunan ve Fransız kültürü arasında büyüyen genç sanatçı Melina ile buluştuk ve geleneksel ile moderni buluşturan Doğu Akdeniz müziği üzerine konuştuk.

Eda Solmaz

·

24 Ağu 2026

Caz Datça’nın ritmine karışırken: DatJazz'da Melina ile Doğu Akdeniz müziği üzerine
DuendeDuende

HİKAYE

Kurgunun tasfiyesi: Otobiyografik anlatı edebiyatı nasıl istila etti?

Otobiyografik kurgu, memoir ve “dolaysızlık” estetiği çağdaş edebiyatın merkezine yerleşirken kurgu, hayal gücü ve başka dünyalar kurma iddiası giderek geri çekiliyor. Édouard Louis’den Karl Ove Knausgård’a uzanan bu yeni gerçekçilik, edebiyatı bir “otantiklik piyasası”na dönüştürürken okuru başka dünyaları tahayyül etmeye değil ona yalnızca empatiyle yaklaşmaya çağırıyor. Politik ve kültürel olarak alternatifsiz bırakılmış dünyanın edebiyattaki semptomları.

Enes Köse

·

21 Ağu 2026

Kurgunun tasfiyesi: Otobiyografik anlatı edebiyatı nasıl istila etti?
DuendeDuende

HİKAYE

Kazdağları'nın geçmişine uzanan bir köprü: Doğaya Sanat programı

Kazdağları’nın ekolojik kırılganlığı ile Mehmetalan Köyü’nün Tahtacı kültürü, sözlü hafızası, mitoloji ve tarih anlatılarıyla ilişki kuran Doğaya Sanat programı ekoloji, yerel kültür ve sanat arasındaki bağı; araştırma, karşılaşma, birlikte düşünme ve üretme pratiği üzerinden ele alıyor. Programın kurucuları Barış Atağ, Oğuzhan Taflı ve program direktörü Derya Yücel ile bu uzun soluklu ilişkinin nasıl kurulduğunu konuştuk.

Melike Bayık

·

21 Ağu 2026

Kazdağları'nın geçmişine uzanan bir köprü: Doğaya Sanat programı