Hızlı kirleten sektör: Moda


Lexus Instagram
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İllüstrasyon: Ayşe Ezgi Yıldız
İklim üzerindeki kişisel etkimizi düşündüğümüzde aklımıza ilk olarak tükettiğimiz enerji, harcadığımız benzin veya plastik atıklarımız geliyor. Halbuki, yeni bir kıyafet aldığımızda veya aldığımız bir kıyafeti beğenmeyip dolabın derinliklerine gömdüğümüzde de iklim krizini körüklediğimizin farkında değiliz. Moda olana ulaşmanın ve trendi yakalamanın cazibesi, çoğu zaman "hazır giyim ve hızlı moda" sektörünün iklim krizindeki rolünü gözardı etmemize yol açıyor. "Modası geçen" veya "giyilmeyen" giysilerin ne denli büyük bir atık yığının bir parçası olduğunu bilmediğimiz gibi iklim değişikliği bağlamında büyük resmi de ne yazık ki göremiyoruz.
Dünya Ekonomik Forumu, bu yıl yayınladığı raporda moda sektörünü ve tedarik zincirini, gıda ve inşaat sektörlerinden sonra gezegeni en fazla kirleten üçüncü sektör olarak tanımladı. Dünya’daki sera gazı salımınının %5’inin kaynağı olan moda sektörünün yol açtığı emisyon, yılda ortalama 1,2 milyar ton CO2’e eşdeğer miktarda. Ayrıca hızlı moda endüstrisinin büyümesiyle yılda üretilen 150 milyar tekstil ürününün yaklaşık %10’u tüketiciye dahi ulaşmadan çöpe gidiyor. Bu veriler, moda sektörünün iklim değişikliğindeki devasa rolünü gözler önüne sermekle kalmayıp endüstrinin çevreci bir ajanda benimsemesinin aciliyetini ortaya koyuyor.
Toksik bir sistem: “Hızlı moda”
Moda, son yıllarda tüketim kültürünün en fazla arttığı sektörler arasında yer alıyor. Bu artış trendini destekleyen faktörlerin başında podyum ve revaçta olan “influencer” kültürünün esin kaynağı olduğu giysilerin “hızlı moda” endüstrisi tarafından, talebe uygun ve ucuz şekilde üretilebilmesi geliyor. Endüstri, tüketicilere moda olana en hızlı şekilde ulaşma imkânı sağlarken modası geçenin cazibesinin kaybolduğu fikrini besliyor. Bu işleyiş, aşırı üretim ve tüketimi teşvik ederek toksik bir sisteme dönüşmüş durumda. Moda sektörü, 92 milyon atıkla dünya atığının %4’ünü üretiyor.
1,5 °C hedefiyle uyum
Moda sektörünün, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) ve Paris Anlaşması’nda vurgulanan 1,5 °C hedefiyle uyumlu hale gelebilmesi için 2030 itibarıyla sera gazı salımınının 1,1 milyar metrik ton CO2’ye eşdeğer olması gerekiyor. Covid-19’un olası etkilerini de dahil eden Mckinsey & Company’nin 2020 yılında yayımladığı “Fashion on Climate” adlı rapor, sektörde iklim krizine karşı aksiyon alınmadıkça sera gazı salımı hedefinin neredeyse iki katına çıkarak 2,1 milyar metrik ton CO2’ye eşdeğer olacağını öngörüyor.
Rapora göre, karbon emisyonunu azaltmak için atılacak adımlardan bazıları şöyle:
• Üretim süreçlerinde değişim: Moda sektörü kaynaklı karbon emisyonu, enerji verimliliğini artırmak ve yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş gibi inisiyatiflerle yaklaşık %60 oranında azaltılabilir. Bu bağlamda giysileri üretme ve işleme süreçlerini dekarbonize etmek ve imalat atığını minimize etmek sektördeki aktörler için öncelik haline gelmeli.
• Operasyonel iyileştirme: Moda markaları tarafından operasyonel iyileştirmenin sağlanması sonucu emisyonlardan %18 oranında tasarruf edilebilir. Bu konuda markaların alabileceği aksiyonların başında üretimde geri dönüştürülebilir malzemeler kullanmak, operasyonlarda sürdürülebilir ulaşıma ağırlık vermek, ambalaj konusunda sürdürülebilir maddelere geçiş yapmak ve aşırı üretimin önüne geçmek geliyor. Örneğin toplam sera gazı salınımının %43’ünün kaynağı taşıma olan H&M, tedarik pazarlarından kıyafet taşırken karayolu yerine demiryolu kullanmaya ve çevreye duyarlı nakliye şirketleri ile çalışmaya başladı.
• Tüketici bilincini artırma: Tüketici kaynaklı değişimlerle emisyon %21 oranında azaltılabilir. Günümüzde artık tüketiciler çevreye karşı daha duyarlı olan markaları tercih ederek markaları çevreci hale gelmeye teşvik ediyor. Tüketicilerin modanın iklim krizini derinleştirmedeki rolüne dair farkındalık kazanmalarının yanı sıra giysilerin tekrar kullanılmasını, yenilenmesini, kiralanmasını ve ikinci el olarak satılmasını teşvik eden iş modellerinin artması atıkların değerlendirilmesi açısından büyük önem taşıyor.
Paydaşların uyum sürecine bağlılığı
2018'de moda endüstrisinin birincil paydaşlarının çoğu, BM'nin bayrağı altında bir araya gelerek "İklim Eylemi için Moda Endüstrisi Sözleşmesi"ni yayımladı. Paris Anlaşması’nın hedeflerini ön plana çıkaran sözleşme, onu takip eden yeşil girişimlere öncülük etmesi açısından büyük bir adım olarak görülüyor.
- Levi, Strauss & Co. 2025 itibariyle kendi tesislerindeki sera gazı emisyonunu %90, tüm tedarik zincirlerindeki emisyonu ise %40 oranında azaltacağını duyurdu.
- H&M, 2040 yılı itibariyle %100 yenilenebilir enerjiyle çalışan bir planı gerçekleştirmeyi ve tamamen döngüsel bir üretim modeline geçiş yapmayı hedefliyor.
- "Yeşil Moda Haftası" ve "X-Ray Modası" gibi girişimler önde gelen tasarımcıların sürdürülebilirliğe doğru nasıl ilerlediğini ortaya koyuyor.
- En son girişimlerden biri olan "Bilinçli Moda Kampanyası", BM'nin Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin bir ürünü olarak karşımıza çıkıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Petrol şirketleri, karbon emisyonlarını azaltma ve yenilenebilir enerji dönüşümünü tamamlama konusunda ne kadar istekli? Hazır giyim ve moda sektörü, dünya atığının yüzde kaçından sorumlu?
10 Eyl 2021

YAZARLAR

Özlem Toplar
Yazar - Pareto

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Polaroid, üst üste ikinci yaz kampanyasını da yapay zeka karşıtı hissiyata ayırdı. Markanın sahillerdeki billboardlara yerleştirdiği reklamları "Veri merkezleri hepsini içip bitirmeden gidip denize atla" diyor; "yapay zekanın parmaklarımızın arasındaki kumu üretip üretemeyeceğini" sorguluyordu. Peki teknoloji liderlerinin kendilerini "tastewashing" ile yeniden paketlemeye çalıştığı bir dönemde markaların yapay zekayla mesafesi nasıl inandırıcı olur?

Ticaret Bakanlığı, yerli üretimi desteklemek ve cari açığı azaltmak amacıyla pek çok ithal üründe ek gümrük vergisi oranlarını artırdı. Her ne kadar bu düzenlemeler iç pazarda Çin ürünlerinin oluşturduğu haksız rekabetten kaynaklanan dezavantajları gidermeye yönelik olsa da, tüketiciye etkisinin zam olarak yansıyacağı beklentisi hâkim. Kur baskısıyla ithalatın üretmeye göre daha avantajlı olduğu Türkiye’de alınan bu kararların enflasyonla mücadeleye, cari açığın düşürülmesine ve yerli üretime etkileri ne olacak?

Türkiye’de kurumsal dönüşüm yönetimi denince akla ilk gelen isimlerden biri olan Burhan Karaçam’ın "Değişim, İnsan, CEO" kitabı, yakın zamanda okuruyla buluştu. Yeni kitabı vesilesiyle Aposto editörleriyle biraraya gelen Karaçam, yöneticilik serüveninden çıkardığı en önemli dersleri ve geleceğin yöneticilerine tavsiyelerini paylaştı.

Yıllarca bir girişimin ciddiyetini ölçmenin en kestirme yolu ekip büyüklüğüydü. "Kaç kişisiniz?" sorusu aslında "Ne kadar gerçeksiniz?" demekti. Yapay zeka, bu denklemi sessizce bozdu. Bugün en hızlı büyüyen şirketlerin bazıları, bir toplantı odasına sığacak ekiplerle yönetiliyor. Peki küçük bir ekip nasıl büyük iş çıkarıyor ve bu modelin görünmeyen bedeli ne?

Bugüne kadar liderlikle ilgili binlerce kitap ve makale yazıldı; pek çok farklı liderlik tanımı yapıldı. Yapılan onca tanımın içinde sanırım çoğunluğun hemfikir olduğu bir açı var: Kurumsal hayatta liderlik “insanlardan en yüksek verimi alabilmekle” ilgili. Bu verimlilikte doğru sorulara odaklanmanın payı da büyük.




