

Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle hazırlanmaktadır.
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
“Bir dalga gibi düşünmek, bir dağın kütlesi gibi durmak, bir bitkinin damarları gibi nefes alıp vermek…”
Sanatçı Hüseyin Aksoy, Venedik Mimarlık Bienali’ndeki işleri ardından gerçekleştirdiği sergilerinde ekoloji ve mirasa dair çalışmalarıyla son zamanlarda takip ettiğim sanatçılardan biriydi. Dünyahali için kendisiyle ekoloji odağında bir röportaj gerçekleştirdim.
Hüseyin Aksoy’un pratiği, kolonyal şiddet, ekolojik kırılmalar ve kültürel belleği iç içe geçiren çok katmanlı bir dünyanın izlerini taşıyor. Ancak sanatçı, üretiminde bu temaları önceden belirlenmiş bir gündem olarak değil, süreç içinde kendini bulan bir sezgi hattı olarak tanımlıyor. Hızlı tüketim çağında üretiminde belli temalara göre ya da bugünün popüler konularını işlemek için yola çıkmıyor. “Toplumsal bir mesaj verme kaygım da yok; çünkü bu kavramların ne kadar hızlı tüketildiğini görüyoruz” diyor. Onun için sanat, deneye yanıla anlamı aramakla ilgili: “Bir şeyleri bulduğumu değil, bir şeylerin beni bulduğunu hissediyorum.”
Sanatçı, Mardin Bienali’yle birlikte 2026 yılında kültür-sanat ortamında sıkça duyacağımız Mardin’in Kızıltepe ilçesinde doğup büyümüş. Aksoy’un üretiminde büyüdüğü coğrafya yalnızca bir arka plan değil; sanat pratiğinin önemli bir belleğini tutuyor. Sanatçı, bu belleğin yerini Edip Cansever’den bir dizeyle tanımlıyor: “İnsan yaşadığı yere benzer; o yerin suyuna, o yerin toprağına benzer; suyunda yüzen balığa, toprağını iten çiçeğe, dağlarının tepelerinin dumanlı eğimine…”
Kuşlar - Hüseyin Aksoy
Sanatçının pratiğinde kuşlar, özgürlük ve varoluş arasındaki ince dengeyi simgeler. “Kuşların Uğrak Yerleri” ve “Başlangıçta Cıvıltılar Vardı” sergilerinde sıkça yer alan bu imgeler, Aksoy’un ifadesiyle “kuşların kendisine değil, onların özgürlük hissine” gönderme yapar. “Gündelik hayatlarımızın bir metaforu gibiler” diyen sanatçı için kuş, yükselme ve düşmenin döngüsünü temsil eder: “Bir şeyler yapmak için ayağa kalkmak, hayal etmek içinse biraz yükselmek gerekir; bu da beraberinde bazen düşmeyi de göze almamız demek. Tekrar ayağa kalkmak, uçmak ve düşmek… Bu iki metafor insan varlığının anlamını özetliyor sanırım.”
Bu döngü, Aksoy’un “Uçmak, Düşmektir. Düşmek ise Uçmak” adlı işinde de yankı bulur. Evinin balkonuna gelen bir güvercinden ilhamla başladığı bu seri, daha sonradan öğrendiği 1. Dünya Savaşı sırasında iletişim taşıyıcısı olarak görev yapan “Cher Ami” adlı güvercinin hikâyesinden beslenir. Sanatçı, bu öykü üzerinden iletişimin yalnızca bir araç değil, özgürlüğün de bir biçimi olduğuna işaret eder.
Eserlerinde sıkça görülen üzerlik otu ise Aksoy’un arkeolojiye ve kalıntılarla kurduğu bağa uzanıyor. Sanatçı, yalnızca harabelerde ve mezarlıklarda yetişen bu bitkinin izini sürer: “Üzerlik, var olabilmek için birilerinin ölmesini bekleyen bir bitki gibi. Harabelerle ilişkisini düşünürken taşları, kalıntıları ve geçmişle yüzleşmeyi birer hayalet varlık olarak okudum. Ölü gibi görünen kalıntıların arasında yaşamın izini sürmek benim için çok önemli.” Aksoy’a göre bu bitki, zorlu koşullarda bile varlığını sürdürmesiyle; tıpkı zorlu sosyopolitik bağlamlar altında varlığını sürdürmeye devam eden mücadeleci topluluklar gibi, umudun ve devamlılığın sembolüdür. Sanatçının eserlerinde doğa ve kültürel miras sıklıkla kesişir. Ona göre bu iki alan birbirinden ayrı düşünülemez: “Kültürel miras doğanın bir parçası; ikisi de birbirine iç içe geçmiş halde, aynı bütünün parçaları gibi önümüzde duruyor. Doğanın da bize miras kaldığını hatırlarsak, kültürün insanın doğasını kuran bir alan olduğunu görürüz.” Bu yaklaşım, Aksoy’un üretiminde hem düşünsel hem de biçimsel bir rehber niteliği taşıyor.
Asıl alanı sanat tarihi olan biri olarak, sanatçının bu disiplinlerarası yaklaşımı bana akademik hayatımı da hatırlatıyor; kültürel mirasa bu çağdaş yorumu öğretici unsurlar da taşıyor.
Sanatçının malzeme seçiminden sergileme biçimine kadar tüm süreç, bu bütüncül anlayışla şekilleniyor. “Eserlerim doğayı temsil etmiyor; daha çok insanın doğasını gösteriyor” diyor. Bu bakış, onun için sanatın mağara duvarlarından bugünün galeri mekânlarına uzanan tarihsel yolculuğunun da özünü oluşturuyor.
Aksoy’un Ferda Art Platform’daki son sergisi “Başlangıçta Cıvıltılar Vardı”, adını D. H. Lawrence’ın “Ve başlangıçta kelime yoktu, cıvıltılar vardı…” dizesinden alıyor. Sanatçı, izleyiciyi kelimelerden önce gelen seslerin dünyasına davet ediyor: “Cıvıltı, rüzgâr, uğultu, dalga, sessizlik… Bunların her biri doğanın kendi ritmine ait çok anlamlı sesler.” Sergide resim, video ve yerleştirmelerle çok katmanlı bir atmosfer kuruyor.
Aksoy’un amacı, izleyiciyi bir hikâyeyi izlemeye değil, dinlemeye çağırmak: “Bir dalga gibi düşünmek, bir dağın kütlesi gibi durmak, bir bitkinin damarları gibi nefes alıp vermek… Belki de evrenin en derin zamanına ait izleri böyle duyabiliriz.” Hüseyin Aksoy’un pratiği, sessiz bir yüzleşme gibi işliyor: geçmişin kalıntıları, doğanın ritmi ve insanın kırılgan doğası arasında dolaşan; düşmekle uçmak arasında asılı duran bir denge hâli.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Türkiye'de İklim Meselesi, Kuraklık ve Antroposen, Sirkadiyen Saat ve Sağlık, Hüseyin Aksoy ile Röportaj, İklimde Güven Meselesi ve çok daha fazlası..
16 Oca 2026

YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR


