"Hüzün ve mucizenin somut anlatımı": William Doyle


İyi tasarım, özel kağıtlar: Paper Street Co. Antik Mısır, Antik Yunan, Çin ve Akdeniz topluluklarının ortak miraslarının önde gelenleri arasında şüphesiz hikâyesi papirüsle başlayan kağıtlar yer alıyor. Dijital bir çağda yaşıyor olsak da kağıdın önemi ve kullanımı hiçbir zaman azalmayacak gibi görünüyor. Zira haritalardan uygarlık tarihlerine, ticaret kayıtlarından sanata; kültür ve tarih aktarımının en önemli aracı olmuş kağıtlar bugün de gündelik hayatta çeşitli formlarda iş akışlarımızı düzenliyor, duvarlarımızı süslüyor. Kağıtlar; duygu ve düşüncelerimizi ifade etme olanaklarımızı genişletiyor, kitaplar aracılığıyla bizi yeni yolculuklara çıkarıyor ve yaratıcı tasarımlarla kutlamalara, hediyelere dönüşüyor. Kağıdın manevî değerinin farkında olan, kağıtlara ve iyi tasarıma tutkulu iki kardeşin 2015 yılında hayata geçirdiği Paper Street Co.; özel kağıtlarla ve yaratıcı tasarımlarla üretilmiş defter, kartpostal, poster, sanatçı kitapları, ajanda ve takvimleriyle öne çıkıyor. Paper Street: Kartpostal, defter, poster, ajanda, sanatçı edisyonları gibi her türlü yaratıcı kağıt ürününü özel kağıtlar kullanarak üreten Paper Street Co.'nun hikâyesi, Zeynep ve İpek Özbay kardeşlerin kağıda ve tasarıma olan tutkularıyla 2015 yılında başlıyor. Çağdaş tasarım dünyasında heyecan verici ve iyi yapılmış ürünler yaratmanın önemine inanan Paper Street Co. koleksiyonunu birçok yetenekli tasarımcı ve sanatçıyla iş birliği yaparak tamamlıyor. Doğayı düşünen ve çevreyi önemseyen kaliteli kağıtlar kullanılarak oluşturulan koleksiyonun tamamı İstanbul'da üretiliyor. İnternet mağazasında satışa çıkan ürünlerin yanı sıra kurumlar ve markalar için de yaratıcı kağıt ürünleri tasarlayan Paper Street Co.; müşterilerine, ekibine, iş ortaklarına özenle tasarlanmış, güzelce paketlenmiş takvim, ajanda, defter, kartpostal gibi ürünler hediye etmek isteyen markalar için yaratıcı çözümler sunuyor. Neler var? Kağıda, tasarıma ve sanata olan tutkusuyla iyi tasarlanmış ürünlerin önemine inanan ve bu kapsamda çok sayıda yetenekli sanatçı, tasarımcı ve çizerle iş birliği yapan Paper Street Co.'nun koleksiyonunda doğaya saygılı biçimde üretilen özel, doğal ve dokulu kağıtlar kullanılıyor. Ürünler arasında özel günleri ya da sıradan günleri, dostluğu, aşkı, hayatı kutlarken hediye edilebilecek kartpostallar; türlü yazılara, notlara, eskizlere ev sahipliği yapacak tasarım defterler; haftaları ya da ayları planlamayı kolaylaştıracak tarihli ya da tarihsiz ajanda ve takvimler öne çıkıyor. Ürünler arasında ayrıca, sanatçıların orijinal illüstrasyonlarının çerçeveli ya da çerçevesiz baskıları, sanatçıların eserlerini derleyen sanatçı kitapları ve bilgisayarları, defterleri süsleyecek sticker paketleri de yer alıyor. Aposto!’nun Öneri Programı kapsamında okurlarına gönderdiği defter ve kartpostallarda da imzası bulunan Paper Street Co.’nun yaratıcı kağıt ürünleri koleksiyonunu keşfetmek için bu bağlantıyı kullanabilir, Paper Street Co.’nun güncel ürünlerinden haberdar olmak için Instagram hesaplarına göz atabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Yıl 1976. O yılın sonbaharı ayrı bir güzel Fransa’da. Daha üç dört ay önce Pavillon de Paris’te 20 bin kişiye verdiği konserin ardından hayranlarının yoğun ilgisinden kaçarak Château d’Hérouville’e sığınan David Bowie’in yatak odası penceresinde tekrar aynı manzara var. Dışarıdan bakıldığında Fransa kırsalında 18. yüzyıldan kalma diğer evlerden pek bir farkı bulunmayan Château d’Hérouville’i özel yapan, bodrum katındaki stüdyo ve o stüdyodan evrene dağılan sesler. David Bowie, o dönem yol arkadaşı olan Iggy Pop’un The Idiot albümünün kayıtlarının ardından bu sefer diskografisindeki dönüm noktalarından biri olan Low için orada. Takılı kaldığı ne varsa aşmak adına her yolu deneyen Bowie, müzikal açıdan içindeki çatlaklara sızması için Brian Eno’yu da kayıt sürecine dâhil etti. Château d’Hérouville’de başlayan, tabii ki orada bitmedi. Üstüne nice sesler, nice anılar eklendi. Her ikisi de sevgiyi önceliklendirdi ve üretim için etrafını hep cesaretlendirdi. Belki bunu birbirilerine anlattılar ya da hiç konuşmalarına bile gerek kalmadı fakat David Bowie geride bıraktıklarıyla, Brian Eno yarına atfettikleriyle her daim hayatımdalar, hayatımızdalar. William Doyle de bu hikâyeden neredeyse 40 yıl sonra, stüdyosunda sabahladığı Brian Eno’nun etkisinin hissedildiği müziğiyle karşıma geçti. 2014 yılında East India Youth projesiyle Mercury Prize’a aday gösterilen Doyle, yaşadığı kırılımları seslere taşıyabilen nadir sanatçılardan biri. Onun hayattan çekip çıkardığı kavramlara ve şehirden uzaklaştırarak çoğaltmaya çalıştığı yalnızlığına eşlik etmek istedim.
William Doyle, Fotoğraf: Matt ColquhounAnıları canlandırmak: Ona ilk elektronik gitarını alan babasını bundan birkaç yıl sonra, henüz 12 yaşındayken kaybeden William Doyle için müzik, anlatmak yerine koca bir yutkunmayı tercih ettiğimiz hisler için bir ifade yöntemi oldu hep. Üstelik yüksek frekans kaybı yaşadığı için, sağır olan babasının hislerine ortak olduğu bir kulağa sahipken müziğe çıkan her sokak, Doyle adına babasıyla buluşma şansı demekti. "Kederliyken doldurmak gereken bir boşluk var. Bu yüzden onu her yerde bulmaya çalışıyorum.” sözlerinden de bunu anlamak mümkün. Çocukken annemin örgü ipliklerini karıştırıp yumak hâline geldikten sonra çözmeye çalışmayı çok severdim. Kötü giden bir şeyleri eski hâline döndürebilmek o zamanlar özel gücümdü. Doyle için de müzik üretmek, anılarını canlandırmak için kullandığı bir sihir oldu.
Karşılıksız sohbetler: Yer Londra’da Shoreditch’teki konser mekânı Village Underground. Başka bir evrende Salon İKSV de olabilir. Yıl 2012. Hatta benim gibi detay sevenlere tarih de vereyim: 27 Eylül. Bir anlam yüklemek için sonbahar gibisi yok… Yirmili yaşlarının henüz başındaki William Doyle, hevesle okuduğu müzik ve popüler kültür yayını The Quietus’ta hakkında methiyeler düzülen Factory Floor’u dinlemek için orada. Konser sonrası kabaran duygulara eş ararken başlatılan karşılıksız sohbetlerin birinde Doyle, The Quietus’un kurucusu olan John Doran ile tanıştı. Gecenin ilerleyen saatleri sadece ortak hislerin dışa vurumuna değil, aynı zamanda Doyle’nin müzikal denemelerinin olduğu CD’sini paylaşmasına da vesile oldu. Tam bir ay sonra John Doran’dan telefon alan Doyle, farkında olmadan müzik kariyerindeki ilk adımını da attı.
William Doyle, Fotoğraf: Tom PorterKendine doğru giden yollar: Uzun bir süre kendi yatak odasında yarattığı kimsesiz müziğine bir anda eşlikçi bulan William Doyle, önce East India Youth mahlasını yarattı. Ardından 2010-2013 yılları arasında kaydettiği şarkıları TOTAL STRIFE FOREVER adını verdiği bir albümde yayımladı. Kurduğu kişisel bağlamlar ve henüz bir yansımasını görmediği müzikal dehası, yıllar sonra meyve veren ağaç gibi şaşkınlıkla karşılandı. Bu yoğun ilgi onu hâlâ inanamadığı Mercury Prize adaylığına taşıdı. Doyle’nin mateminde doğurduğu kavramsal melodiler, kısa sürede binlerce insana ulaştı. Sonra ne mi oldu? Yoğun geçen turnelerin arasına 2015’te Culture of Volume ve bir yıl sonra da The Dream Derealised albümünü ekledi. Çok geçmeden Doyle, kendini müzikle ifade etmek yerine ondan beklenen hislere karşılık vermek zorunda kalırken buldu. Böyle şeyler çok kısa sürede olur zaten. İkişer üçer çıkılan basamaklar arasında Doyle ona ait olan tepeyi kaçırmıştı ve hiç iyi hissetmediği bu yerde kendine doğru giden yollar da kapalıydı.
Arka bahçe: Düzenli terapi seansları, William Doyle'un yaşadığı zorluklarla mücadele etmesine, zihinsel sağlığına, duygularını tanımlamasına, başkalarıyla olan ilişkilerine ve daha da önemlisi geçmişini anlamasına yardımcı oldu. Bu süreç devam ederken ani bir kararla genç yaşında sahip olduğu Londra’daki havalı ve konforlu yaşamdan vazgeçip Southampton yakınlarında bir banliyöye taşındı. Demir yolunun yemyeşil otlarla kaplı olduğu bol çıkmaz sokaklı Chandler’s Ford, çok geçmeden Doyle için yeni bir başlangıç noktası oldu. Büyük şehirde kaybolmak yerine, çocukluğundan izler taşıyan bir banliyöde kendini aramayı tercih etti. Geri döndüğünde East India Youth mahlası için bir yer yoktu. Artık yoluna kendi ismiyle devam edecekti. Doyle, bir nevi arka bahçesini herkese açmıştı. Yaratım sürecinde ortaya çıkan kaçış duygusunun peşinden gitmek için yeniden müzik yapmaya başlayan ve içgüdüsel tepkilerini önceliklendiren Doyle’un bu seferki şansı Brian Eno oldu. Onun öncülük ettiği doğaçlama kayıt seansları sayesinde müzikal esneklik kazanan Doyle, bu sayede içinde tuttuğu sesleri dışa vurdu. Çoğu kişi için büyük şehre kaçma durağı olan bir banliyöde tıpkı her yerde olduğu kadar gerçeği ve güzelliği arayan Doyle, bulduklarını ise “hüzün ve mucizenin somut anlatımı” sözleriyle tanımlayarak babasına ve arkadaşı Ben Clark’a adadığı Your Wilderness Revisited isimli albümüyle paylaştı.
Son olarak sandığından geçtiğimiz ay Great Spans of Muddy Time adını verdiği bir albüm daha çıkaran William Doyle, bir röportajında ona sorulan “Ölümünden en çok etkilendiği sanatçı?” sorusuna hiç düşünmeden David Bowie cevabını verip sözlerini “Üzüntüsü bile çok güzeldi.” ile tamamlıyor. Belli ki Doyle, “geride bırakılan” ve "yarına atfedilenlerle” yanımızda…
Bu zamana kadar Keşif Sahnesi’ne konuk olan sanatçıların tamamını Spotify çalma listemizden dinleyebilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İçindekiler: Kendine doğru giden yollarda William Doyle, müziğin içindeki karanlık notalardan bir albüm kapağı: Everything That Happens Will Happen Today, Ödül sezonunda son durak Oscar ve dahası.
23 Nis 2021

YAZARLAR

Taner Turna
grandkid of david bowie, son of nick cave, brother of thom yorke & damon albarn

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.
13 Tem 2026

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.





