İkinci bir şansı hak eden mekân: Esenler

Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Bazen mekânsal bir karar uzun süre eskiye döndürülemiyor. Esenler Otogarı olarak bildiğimiz alan bir önceki cümlenin tam yerinde bir örneği. Burada karşılaştığımız durum, geçen hafta değindiğimiz Süzer Plaza misali, alınan bir kararın sonucu kullanıcıyı merkeze alamayan işletmelerle pekişiyor. Bu hafta boy boy, kaydır kaydır gördüğümüz yeni fotoğraflar ise sadece bir yılda yapılanlarla ilgili düşündürdü. Otobüsten indikten sonra misafirlerinin bir yere değmeye çekindiği alanda zaman geçirmesi için açılan gençlik ofisi, okuma alanı; nasıl bir deneyime teşvik edebilir, belirsiz. Çünkü toplumsal bellekte işgal ettiği alan da karanlık ve şiddet dolu. Ayrıca, bir yılda çekidüzen verilebilen bir yere niye daha önce dokunulmadığı da tepki çekiyor.
• Tarihten notlar: 1970’lerde kurulan ve 1986 -veya 1987- yılında o zamanki adıyla Uluslararası Anadolu ve Trakya Otobüsçüler Derneği, büyükşehir belediyesiyle anlaşarak inşa edilen otogarın işletmesini aldı (bizler ise söz konusu derneği, Büyük İstanbul Otobüs İşletmeleri A.Ş olarak biliyoruz). Yani yap-sat-işlet pratiğinin dikkat çeken bir örneği. Çünkü otogar için ayrılan alanın büyüklüğü bunun bir mega proje olduğuna düşündürüyor. Nitekim yine 1970’li yıllarda Topkapı’da açılan bir otogar şehrin trafik olmayan yollarının tıkanmasıyla artık yeni bir komplekse dönüşmeye ihtiyaç duyuyor. “Daha büyüğü daha iyidir,” kararıyla inşa edilen yeni otogar, Bayrampaşa sınırları içerisinde olmasına rağmen Esenler Otogarı adını alıyor ve içerisindeki dükkânlar zamanın dövize dayalı piyasaya bağlı olarak satılıyor. Amaç, ekonomiye katkı sağlayan, üretime bağlı değerini artıran dev bir işletme olması iken bir plancı veya yetkili tarafından analizleri yaptırılmadığı için yanlış hesaplanmış ve heba edilmiş bir alana dönüşüyor. Üst ölçekli planlara uymadığı gibi ihtiyacı karşılamayan her donatı gibi yenisinin ihtiyacını ortaya çıkartıyor.
• Daha da öncesi: Otogar alanı, Osmanlı İmparatorluğu dönemi paşalarından Ferhat Paşa’nın ve İstanbul’un en büyük çiftliklerinden biri olarak biliniyor. Paşanın vefatıyla varisleri dışındaki birine satılan bu büyük toprak parçası, Bayrampaşa’yı içine alacak kadar büyük. Buna ilave olarak, o dönemde buranın Avrupa yakasının da gıda tüketimini karşıladığını belirtmeliyim. Fakat birçok hikâyede olduğu gibi bir vefatın sonunda ortaklık bitiyor ve çiftlik yıllar içinde parça parça satılıyor. Günün sonunda 300 küsür dönüm, varisler arasında paylaştırılarak bitirilirken satılan yerlere ise hizmet olarak arazi değerini artıracağı düşünülen IKEA, Pratiker gibi uluslararası şirketler mağaza açıyor. Çevredeki nüfusun gelirden aldığı pay, diğer ulaşım yollarıyla kesişim noktaları, yakın zamanda erişilen nüfus verileri istenenle uymadığı için bilimsel verilerle analizi yapılmamış Esenler Otogarı tarihte görülmemiş bir şekilde yalnızlaşıyor.
• Gelecek: Ne olursa olsun, bir belediye yatırımı olduğu için kısa sürede “parasını çıkarması” beklenmeyebilir ki bu da özel sektör-kamu arasındaki hizmet farkını şehrin sakinlerine hissettirecektir. 2023 yılında yapılması planlanan ama pandemi sebebiyle ertelenmesi muhtemel yeni otogarların da önünü kesebilir bu çalışma, dolayısıyla yeni bir dönüşüm de yaşanabilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İstanbul'un daimî dönüşümünden anekdotlar: Kararsızlıklar, yanlış kararlar, zamana karşı direnenler...
13 Eyl 2020

YAZARLAR

Ege Dikencik
1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?




