

Karbon nötr modayı keşfedin: Voiterra Şu günlerde Glasgow'da gezegenin geleceğine doğrudan etkileyecek bir buluşma gerçekleşiyor. Aktivistler ve uzmanlar tarafından bir dönüm noktası olarak görülen Küresel İklim Değişikliği Konferansı (COP26), ülkelerin imzacısı oldukları Paris Anlaşması'ndaki 1,5 derecelik ısınma hedefini tutturabilmek için verecekleri teminatlara ve son beş yılda bu konuda neler yaptığına odaklanıyor. Dünya büyük bir dönüşümün eşiğinde ve her adımın uçtan uca, tepeden tabana düşünülmesi ve bir an önce uygulamaya geçilmesi gerekiyor. Bunun gerçekleşmesi için de herkesin üzerine düşenlerin farkındalığına varmasına ve eyleme geçmesine ihtiyaç duyuluyor. ANGST yayına başladığından bu yana şuna inanıyor: Küçük adımlarla büyük farklar yaratmak mümkün. Türkiye'nin ilk karbon nötr moda markası Voiterra da önce gezegen üzerindeki etkileri keşfetmeye, sonra da bu küçük adımları atacak zemini oluşturmaya odaklanıyor. Hâlihazırda sunduğu tişörtler ve çoraplarla öne çıkan Voiterra, pek yakında kış sezonu ürünlerini de duyurmaya hazırlanıyor. Nedir? Herkesi havalı ve aynı zamanda bilinçli bir şekilde giyinmeye davet eden Voiterra, Global Organix Textile Standard ve Global Recycle Standard sertifikalarına sahip üreticilerle çalışarak geleneksel pamuğa kıyasla %46 daha az karbon salımına sebep olan, %91 daha az su kullanan ve üretiminde %62 daha az enerji harcanan organik ya da geri dönüştürülmüş pamuklardan tişörtler ve çoraplar üretiyor. Konvansiyonel pamuklu bir t-shirt'ün üretiminde 2.700 litre su harcandığı düşünüldüğünde, Voiterra’nın çabası büyük değişimler vadediyor. Bilinçli, karbon nötr, şeffaf, kaliteli: Değer zincirinde yer alan tedarikçilerin sosyal etik denetimden geçtiğini belgeleyen SEDEX sertifikasına sahip olmasına dikkat eden Voiterra, Greenstory partnerliğiyle satın aldığı karbon kredilerini hâlihazırda az olan çevresel etkilerini nötrlüyor. Basic t-shirtler'de ve çoraplarda %20 indirim ve sepette %10 indirim fırsatı sunan Voiterra'nın öncüsü olduğu yeni nesil karbon nötr moda hareketine katılma çağrısı ilginizi çekiyorsa bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz. Yakında kış sezonunu ürünlerini de tanıtacak Voiterra’yı Instagram’da da bulabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi direktörü Ece Ünver'le insan haklarının güncel durumunu konuştuk.
Röportaj: Marsel Tuğkan Gündoğdu
Uluslararası Af Örgütü dünyanın en büyük insan hakları örgütünden birisi. Af Örgütü'nün dünyada ve Türkiye'de ne gibi çalışmaları oluyor?
Uluslararası Af Örgütü, uluslararası dayanışma; mağdur bireyler için etkili eylem; tüm dünyayı kapsama; insan haklarının evrenselliği ve bölünmezliği; tarafsızlık ve bağımsızlık; demokrasi ve karşılıklı saygı ilkelerine sahip insan hakları savunucularından oluşan küresel bir topluluk. İnsan hakları ihlallerini araştırıyor, belgeliyor ve elde ettiği bilgileri yayınlıyor; bu ihlalleri durdurmak için de dünyanın dört bir tarafından milyonlarca insanla birlikte hızlı ve etkili şekilde eyleme geçiyor. Eğitim ve savunuculuk faaliyetleri aracılığıyla tüm dünyada herkesin insan haklarından faydalanabilmesini sağlamak için çalışıyor.
UAÖ’nün kurulduğu günden itibaren üzerinde en çok çalıştığı konular arasında ölüm cezasının, işkencenin ve diğer zalim, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele ve cezaların tamamen ortadan kaldırılması; yargısız infazların ve zorla kaybetmelerin son bulması; tüm düşünce mahkumların serbest bırakılması; cezasızlıkla mücadele yer alırken günümüzde bu çalışmaların yanı sıra ifade, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü; kadın hakları, LGBTİ+ hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği; mülteci, sığınmacı ve göçmen hakları yer alıyor.
Türkiye Şubesi de küresel harekete benzer bir biçimde pek çok farklı alanda çalışıyor. Yalnızca Türkiye’de değil tüm dünyadaki güncel çalışmalarımız internet sitemizde.
Yakın zamanda insan haklarının gelişimine dair seni umutlandıran, sevindiren bir gelişme oldu mu?
Mayıs 2019’da ODTÜ kampüsünde düzenlenen Onur Yürüyüşü’ne polis tarafından biber gazı, plastik mermiler ve göz yaşartıcı gazla karşılık verilmiş, yürüyüşe katılanlar gözaltına alınarak mahkemelere sürüklenmişti. Neredeyse iki buçuk yıl süren bu süreçte, 43 ülkeden 445 bin kişi, beraat kararı için başlattığımız kampanyaya destek verdi.

Fotoğraf: Kaos GL
İnsan hakları mücadelesini büyütmenin yolları neler?
Ne yazık ki insan hakları sözleşmeleri yalnızca yazıldıkları ve bir grup devletler bunları imzalayarak yürürlüğe koyduğu için var olmuyor. İnsan haklarının varlığını, bunları korumak ve gelişmekle yükümlü olan “devlet”e bıraktığımız takdirde sıklıkla politik idealler uğruna görmezden geliniyor.
Son yıllarda artan kutuplaşmadan fayda sağlayan birçok popülist lider, insanları bölmek ve bunu daha iyi bir geleceğe giden yol olarak sunmak için büyük enerji harcıyor. Bir tarafa din, milliyetçilik, vatanseverlik, aile gibi değerleri koyuyor ve bunları muhafaza edilmesi gereken değerler olarak konumluyor; diğer tarafa kadın haklarını, mülteci haklarını, çevre ve hayvan haklarını, insan haklarını, LGBTİ+ haklarını koyuyor ve bunları toplumun geri kalanını tehdit eden unsurlar olarak tanımlıyor.
Bu siyasi vizyonun zorbalıktan ve sefaletten başka bir şey sunmadığını aslında tekrar tekrar deneyimledik. Herhangi biri ya da bir grubu şeytanlaştırmanın aslında hepimizi nasıl küçük düşürdüğünü de gördük. Kimlikleri ya da durumları nedeniyle herhangi bir kişinin haklarını sorgulamanın hepimizin haklarına yönelik bir tehdit olduğu çok açık. “Bize karşı onlar” siyasetine karşı durmanın, tek bir insanlık olduğumuzu ifade etmenin zamanı geldi.
"Fakatsız ve koşulsuz olarak herkes için insan hakları" demek, insan haklarının evrenselliği ve bölünmezliğinden taviz vermeden mücadele etmek gerekiyor. Bazen ardı arkasına karşı karşıya kaldığımız tüm sorunlar bize kendimizi çaresiz hissettirebiliyor ve kendimizi güçsüz ve yalnız hissedebiliyoruz.
Böyle zamanlarda kendime tekrarladığım zaman bana cesaret veren bir sözü ANGST okuyucularıyla da paylaşmak isterim: "Eğer bir fark yaratmayacak kadar küçük olduğunuzu düşünüyorsanız odada bir sivrisinekle uyumayı deneyin."
Türkiye'nin insan hakları karnesi ne durumda?
Af Örgütü olarak ülkelere karne vermiyoruz ancak her yılın başında yayımladığımız yıllık raporlarla ülkelere, dünyada ses getiren değerlendirmeler sunuyoruz. Bu tüm dünyayı kapsayıcı raporda Türkiye’ye dair değerlendirmelerin başında yargı bağımsızlığı geldi.
Rapordaki değerlendirmelerde, “Yargı gücü, adil yargılanma güvencelerini ve hukuki usulleri hiçe saydı ve aşırı geniş tanımlanmış terörle mücadele yasalarını, uluslararası insan hakları hukuku gereğince koruma altında olan fiilleri cezalandırmak için kullanmayı sürdürdü. Bazı yargı mensupları ve hukukçular mesleki görevlerini meşru biçimde yerine getirdikleri için yaptırımlara maruz kaldı. Gazeteciler, siyasetçiler, aktivistler, sosyal medya kullanıcıları ve insan hakları savunucularının da aralarında bulunduğu kişilere yönelik gerçek veya varsayılan muhalefetleri nedeniyle yargı tacizi devam etti. Temelsiz Hak Savunucuları Davası’nda Taner Kılıç da dâhil dört insan hakları savunucusu mahkum edildi. Osman Kavala, Gezi Davası’nda beraat etmesine ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Kavala’nın tahliye edilmesi gerektiğine ilişkin kararına rağmen cezaevinde tutulmaya devam etti.”
Bu yıl raporda yer alacak başlıklar arasında hiç kuşkusuz İstanbul Sözleşmesi'nden çıkış kararı olacak — kadınları ve LGBTİ+’ları çok etkileyen ve sonuçlarını önümüzdeki süreçte daha ağır yaşamaktan endişe ettiğimiz bir tanesi. Af Örgütü olarak tüm bunlara karşı mücadele etmeyi artan bir destekle bu dönemde de sürdürüyor olacağız.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Türkiye’de sivil toplumun hareket alanı giderek daralıyor mu? Eşitlik mücadelesinden haberdar mısın?
02 Kas 2021

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?



