İşsizlik: Suçlu işveren mi?


Çocuklarınızın takıldığı sorulara 15 dakikada
%100 çözüm garantisi: Kunduz Eğitim ve çalışma alışkanlıklarının büyük ölçüde dijitale taşındığı uzaktan eğitim süreci sona erdi ve yüz yüze eğitim uzun bir aradan sonra başladı. Pandemi süreci yüz yüze eğitimin yerini çoğu zaman tutmadı,…
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, işsizlik oranı Temmuz 2021'de bir önceki aya göre 1,4 puan artarak %12 seviyesinde gerçekleşti. Genç nüfusta bu oran %23,1 olurken üniversite mezunlarının istihdama katılımı ise %66,3 oldu. Pandemi döneminde, gelir kaybı ve fakirliğin neden olduğu bunalım yüzlerce insanı intihara sürüklerken birçok genç işsiz kalmamak veya asgari ücretli çalışmamak için ne pahasına olursa olsun yurtdışına gitmeye çabalıyor. Gençler hayallerini gerçekleştirmek için Türkiye’de mühendis olmak yerine Avrupa’da garson olmayı tercih ediyor. Artık üniversiteden sonraki adım, yurtdışında “herhangi bir şey” olmak. Peki, neden? Suçlu işveren mi?
İşveren ne düşünüyor? İşverenler tarafında iki farklı görüş öne çıkıyor. Bir taraf, fazla maaş teklif ettiği halde başvuru almadığını iddia ederken diğer taraf başvuranların kalifiyesizliğinden ve uygun aday bulamadığından şikayetçi.
Bu konuda pandeminin etkisini en çok hisseden işverenlerin başında restoran sahipleri geliyor. Kapanmalar sebebiyle garsonlar, aşçılar ve diğer restoran çalışanlarının birçoğu kuryelik, taksicilik ve şöförlük gibi mesleklere yöneldiği için zaten nitelikli eleman bulmakta zorlanan restoran sahiplerinin önündeki seçenekler azalıyor.
İşverene asgari ücretli bir çalışanın maliyeti ne? PwC’nin yayınladığı “Asgari Ücret ve Asgari Ücretin İşverene Maliyeti” raporuna göre, bir işverenin net maaşı 2.825,9 TL olan asgari ücretli bir çalışanı için ödediği maliyet, 4.203,56 TL. Toplam yük içinde vergi ve prim payı ise %32,77.
Vergi takozu, bu iki ücret farkını ifade ediyor. Pandemide dünya genelinde vergi takozu azaltılırken Türkiye, 2020’de %39,7 ile %34,6 olan OECD ülkeleri ortalamasının üstünde kalıyor.
Diğer ülkelerde durum nasıl? Şili, %7 ile en düşük vergi takoz oranına sahipken %51,5 ile Belçika, OECD rekorunu kırıyor. ABD ve Birleşik Krallık ise sırasıyla %28,3 ve %30,8 oranlarına sahip.
Ankara Ticaret Odası (ATO) Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin ile geçen haftaki görüşmesinde ticari faaliyetlerin önündeki engellerin kalkması için asgari ücret ve kıdem tazminatında işveren yükünün azaltılması gerektiğini belirtti. Daha önce muhalefet partileri de asgari ücretin vergiden arındırılması, brüt asgari ücretin çalışanlara ödenmesi ve SGK primlerinin devlet tarafından karşılanması önerisinde bulunmuştu. Fakat 2018’de İYİ Parti’nin, 2019’da ise HDP’nin verdiği kanun teklifleri, AK Parti ve MHP oyları ile reddedildi.
Kurulan ve kapanan şirket sayıları neden artıyor?

TOBB’un geçtiğimiz ay açıkladığı verilere göre, Türkiye'de ocak ayından itibaren kurulan şirket sayısı azalırken kapanan şirket sayısı hızla artıyor. Özellikle pandemi döneminde gelirlerine büyük bir darbe alan şirketler, yetersiz devlet destekleri ve pandemi şartlarında dahi yükselen vergiler nedeniyle kepenk kapamak zorunda kalabiliyor. Öte yandan, birçok şirket iflasla karşılaşmamak için daha çok borç yükünün altına giriyor. Bir şirketin borçlarını ödemesi ve büyüyebilmesi için iki yol bulunuyor:
Dışarıdan yatırım almak
Finansal kuruluşlardan kredi çekmek
En büyük reyting şirketlerine baktığımızda Türkiye, her birinin değerlendirmesinde risk eşiğinin altında kalıyor. Bu da gelişmekte olan piyasalarda risk almak isteyen küresel yatırımcılar için Türkiye merkezli şirketlerin riskli ve problemli görünmesine neden oluyor.
Dışardan yatırım almakta sıkıntı çeken işverenler, ikinci seçenek olan krediye başvuruyor. Kredi çekmenin kolay olduğu bir ortamda şirketler genişlerken ülke ekonomisi büyüyor; ancak yüksek faiz oranları ve teminatlar işin içine girdiğinde şirketler orta ve uzun vadede borçlarını ödemekte zorlanıyor ve likidite kriziyle karşı karşıya kalabiliyor.
Böylesine yüksek faizli ve yüklü teminat istenen bir ortamda işveren ya iflasa gidiyor ya da şirketi küçültmek zorunda kalıyor. Alınması gereken risk çok fazla olduğu için şirketlerin yaptığı inovasyonlar azalırken işverenin daha fazla istihdam sağlamak için alanı kalmıyor. Aynı zamanda, yüksek kredi faiz ve teminatları sadece işvereni değil işveren olmak isteyenlerin de zorluyor.
CHP Adana Milletvekili Burhanettin Bulut'un eylül başında açıkladığı verilere göre, KOBİ’lerin bankalara olan kredi borcu, 2021'in ilk yedi ayında 55,2 milyar lira daha artarak 961,2 milyar liraya yükseldi. Borcunu ödeyemeyen 286 bin KOBİ ise bankalar tarafından yasal takibe alındı.
Çözüm ne?
Ekonominin canlanması ve işsizliğin azalması için şirket sayılarının artması ve işverene büyüme imkanı sağlanması büyük önem taşıyor. Hem işveren hem de çalışanın sıkıntılarının giderilmesi için:
Devlet kurumları ve finansal sektörün eğitici, aydınlatıcı, ve proaktif biçimde el ele çalışması,
İşverenlerin düşük faizli kredi çekebilmesi,
Vergilerin istihdamı artırmak amacıyla yeniden belirlenmesi,
Eğitim sisteminin geliştirilmesi,
İşveren ve işçi arasında bilgi akışının düzenlenmesi gerekiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
TÜİK verilerine göre, işsizlik oranı Temmuz 2021'de bir önceki aya göre 1,4 puan artarak %12 seviyesinde gerçekleşti. Peki, suçlu kim? Yanlış eğitim ve ekonomi politikaları mı? Yoksa işverenler mi?
08 Eki 2021

YAZARLAR

Gülbahar Tanyeri
Yazar - Pareto

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
"Ödünç dikkat çağı" bugünlerde yeni bir şey gibi paketleniyor ama neredeyse reklamcılık kadar eski bir tartışma bu. Öte yandan viral akımlar, memler, trend sesler, influencerlar çağında araştırmalar, ödünç dikkatin kapıyı açsa da alışkanlık yaratmadığını da gösteriyor. Peki bu tartışmaların ortasında reklamcılıktan elde kalan ne? Bunun cevabı şeffaf süreçler, doğrulanabilir sonuçlar, kanıtlar ve gerçek insan emeğinde yatıyor.

Eskiden yalnızca satın alınan ürünleri taşımak için kullanılan bez çantalar, bugün tüketiciler için bir statü sembolüne, markalar için ise maliyetsiz bir reklam aracına dönüşüyor. Giderek daha fazla işletme, esas faaliyet alanının dışına çıkarak bez çantalardan tişörtlere, şapkalardan kupalara kadar uzanan “merch” koleksiyonları oluştururken bir dönemler ücretsiz dağıtılan bu promosyon ürünleri, tüketicilerin para ödemeye gönüllü olduğu yeni bir pazar yaratıyor.

Ortadoğu'daki savaşın tetiklediği akaryakıt krizi, elektrikli otomobillere yönelik talebi yeniden artırırken sektördeki dengeleri de değiştiriyor. Son bir yılda elektrifikasyon yatırımlarını küçülten otomobil devleri, yükselen talep ve Çin’deki üreticilerin güçlenen rekabeti karşısında gelecek stratejilerini yeniden değerlendirmek zorunda kalıyor.

Dijital ödeme çözümleri, her geçen gün daha da yaygınlaşırken işletmelerin bu çözümlere yaklaşımında güven, kullanım kolaylığı ve sağlanan somut fayda belirleyici hâle geliyor. Yakın tarihte Garanti BBVA’nın kuruluşu Tami’nin ve Ipsos Türkiye’nin işbirliğinde gerçekleşen çalışma da işletmelerin dijital ödeme çözümlerine açık olduğunu, fakat dönüşümün esas anahtarının güven olduğunu ortaya koyuyor.
12 Eki 2026

Tüketicilerin kredi kullanım tercihleri son yıllarda nasıl değişti, Türk bankacılık sektörü para politikası kararlarına nasıl uyum sağlıyor ve finansal teknolojiler alanında faaliyet gösteren girişimlerin büyümesinin önündeki başlıca sorunlar neler? TeklifimGelsin Kurucu Ortağı ve CEO’su İhsan Cem Zararsız, kredi piyasasındaki gelişmeleri, bankaların dijitalleşme sürecini ve Türkiye’de girişimlerin finansmana erişimde yaşadığı sorunları Aposto okurları için anlattı.





