

Evde Spor yapmanın en kolay yolu: Heryerdepilates
ABD'de haftada en az iki kez egzersiz yapan 2 bin katılımcıyla yapılan bir araştırma, katılımcıların üçte birinin pandemi sona erdiğinde spor salonlarına daha az gideceğini gösteriyor. Bir başka araştırma, spor salonuna döndüğünde rahat…
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
“Bir mesleğin neden seçilmiş olduğu, geçmişe dönerek sorgulanır. Yazarın söylediği gibi; geçmişin başka bir ülke olduğunu kabul edersek; bunun için seyahat edilir. Ve işte o seyahatte, kimi başına gelen tesadüfleri anlatır kimi ustasını anar. Kimisi aile geleneklerini aktarır kimisi bir uyarıda bulunur ve der ki; ‘Bu meslek benimle birlikte bitecek.’ Bitecek. Bu kitapta yer alan bazı meslekler yok olacak. Bazı mekânlar boşaltılacak. Ve bu şehir; İstanbul, kalabalıklaştıkça yalnızlaşacak. Dilsizleşecek de aynı zamanda. Karaköy’de Judeo Espanyolca, Beyoğlu’nda Rumca, Kapalıçarşı’da Ermenice, Aramice artık hiç duyulmayacak…”
Rita Ender, “Kolay Gelsin” Meslekler ve Mekânlar
Geçen hafta aidiyeti, kimliği ve mekânı konuşurken bir insanı benzersiz kılan kimliğinin mekândan bağımsız düşünülemediğini söylemiştim. Aynı zamanda mekânın içinde yaşanılan tüm ilişkiler hem kişisel kimliğimizi hem de mekânın kimliğini şekillendiriyor. Beyoğlu’nda eski bir dükkân düşünün, içine girdiğinizde zamanla biriken katmanlar neredeyse gözle görünür. Bir merhaba, hatta artık herhangi bir markette veya mağazada karşılaşmayacağımız bir “çay içer misin?”, bazen insanı kendi evinden çok evinde hissettirme potansiyeline sahip. Bu ilişkiler denizi tanıdıklık hissiyatını, ortak anılarımızı oluşturuyor; ait olma hâlleri ve tabii karşıt olarak dışlanmalar, yerinden edilmeler ve en nihayetinde farklı kültürler yaratıyor.
İstanbul’a ait ve dair
İstanbul bence kimliğini tam da bu ilişkilerin bir sonucu olan ait olma ya da olamama hâllerinin bütününden alıyor. Zaman içinde yaşadığı mekânsal, kültürel ve ekonomik dönüşümle yepyeni bir çehreye bürünen şehrin eski hâline şahit olmasam da o günlere şahit olanların bugün bu şehre ait hissedemediklerini, hissettirilmediklerini görüyorum. İstanbul kim olduğunu unuttukça onlar da eskinin tadına özlem duymaya, ellerinde kalan son zanaatı icra ederek şehrin kolektif belleğini ve kimliğini kendi kimlikleriyle beraber diri tutmaya çalışıyor. Rita Ender’in “Kolay Gelsin” Meslekler ve Mekânlar isimli kitabında konuştuğu Beyoğlu’nun Kelebek Korse’si, Hacopulo’daki şapkacı Katia Kiracı, Moda Caddesi numara 89’da eczacı Melih Bey, gramofon tamircisi Mehmet Usta, smokinci Levon Kordonciyan, demirci Gabi Usta, meyhaneci Yorgo Okumuş ve daha nicesi ait oldukları İstanbul’a özlemle neden artık ne bu şehre ne de bu zamana ait olamadıklarını anlatıyor.
Hareket çağı
Kitabın her sayfasını tabii ki burada anlatmayacağım ama yukarıdaki alıntıda fark etmişsinizdir; kitapta yer alan ustaların, isimleri ve memleketlerinin ardından kendilerini ifade etmek için anlattıkları meslekleri yavaşça kayboluyor. Hepsinin değil belki ama yoğunluğu giderek artan bu hareket çağında elle, emekle üretilen; ustanın kendisinden, ait olduğu mekândan parçalar katılan ürünlere artık pek de sabrımız yok. İnsanların, nesnelerin ve bilginin sürekli hareket ettiği, yer değiştirdiği ve yersiz yurtsuzlaştığı; pek tabii sermayenin içinde ya yeniden tanımlandığı ya da artık o kimliğin bir parçası kabul edilmediği bu çağda, tam da yerleşmekle ilgili olan aidiyet artık hissedilebilir miydi? Değişime direnmek elbette zor; yorgancı da mıhlamacı da avizeci de bunun farkında. Yine de usta-çırak ilişkisi içinde, farklı dillerden ve dinlerden kelimelerle konuşulmuş, İstanbul’da ufak bir dükkânda üretilmiş her duygu ve her bilgi biz hatırladığımız sürece İstanbul’a ait.
Kendimizi ait hissettiğimiz mahallenin içinde "bir şey" hâline gelmek, bir topluluk olmak kültürel bir mevzu. Sınırlar gibi. Aidiyetini kaybetmek de bu mevzunun tam göbeğinde duruyor bence; dükkânını ve zanaatını kaybetmek gibi. O sosyal ilişkiler denizindeki en büyük balığın, egemen ideolojinin, kitapta dedikleri gibi, ekalliyet kimliği biçtiği insanlar aslında İstanbul’un artık başka biri olduğunu söylüyor bize. Tekdüze, huzursuz ve saldırgan biri.
Kaynak
Ender, R. (2017), “Kolay Gelsin” Meslekler ve Mekânlar, İletişim Yayınları.
Taylan, I; Ghazarian, M. (2018, Eylül 09). Kolay Gelsin: İstanbul'da Meslekler ve Mekânlar. Ottoman History Podcast.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
İçindekiler: Zamane konutları, mekânlar ve kültürel pratikler üzerinden aidiyet kavramı, denize bakma molası: Galata Köprüsü ve yaya hakları.
09 May 2021

YAZARLAR

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ara Güler’in objektifinden kalan İstanbul’u bütünüyle geri getirmek mümkün değil. Sokaklar değişti, bazı yapılar ortadan kalktı, kıyılar başka işlevler kazandı. Ara Güler’in ölümünün 8. yılında fotoğraflarına yeniden bakmak, yalnızca eski günleri anmak için değil, yaşadığımız kenti sorgulamak için de bir fırsat.

Bir zamanlar iyi geldiği için adı "terapi" konan bölgelere sahip bu şehir, bugünlerde çoğumuzun psikolojisinin bozulmasının sebeplerinden biri hâline gelmiş gibi. Belki de sorun İstanbul’un yalnızca çok kalabalık olması değildir. Belki sorun, İstanbul’un bize kendimiz için giderek daha az yer bırakması. Belki mesele yalnızca trafik değil, gürültü değil, nüfus değil, beton değil. Bütün bunların arasında kendimize ait küçücük bir alan bulamamak.

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.



