

Samsung Galaxy Sahipleri Futbolda da Kazanır!
Heyecan dolu bir sezonu tuttuğunuz takımla beraber hop oturup hop kalkarken yaşamak bambaşka bir keyif. Puan durumları, derbiler, çekişmeli maçlar, yeni transferler derken, sezonun aksiyonu ve rekabeti tüm hızıyla devam ediyor.
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İstanbul, 2 bin 700 yıllık tarihi boyunca su ihtiyacını karşılama konusunda sürekli karmaşık zorluklarla karşı karşıya kalmış. Bu zorlukları, su kemerlerini, sarnıçları ve çeşmeleri düşünürken iki yakasını bir araya getiren bir boğazı olan bu “su şehri”nin, içinde bulduğu her boşluktan akan kim bilir kaç su yolu vardır diye düşünüyordum. Günümüze ulaşamayan fazlaca su varlığı olduğu ortadaydı. Eskiden Beşiktaş’la Ortaköy arasında, Dereboyu Caddesi boyunca uzanan bir dere mi vardı gerçekten? Prof. Dr. Cemalettin Şahin’in hazırladığı İstanbul’da Su ile Anılan Sokak Adları: Hidrografik Adlar araştırması aslında bu soruya ve daha fazlasına cevap veriyor.
Şahin’e göre İstanbul’daki sokaklar isimlendirilirken şehrin su kültüründen ve su varlığından çokça esinlenilmiş. Sokağın bulunduğu yerden geçen derelerden ya da mahalle sakinlerinin su ihtiyacını karşılamak üzere yapılan çeşmelerden ismini alan sokaklar, daha sonraları o mekânın ve şehrin hafızasını korumada önemli bir rol üstlenmiş. Hatta bazı sokaklara o bölgede karşılığı olmadığı hâlde hidrografik bir isim verilmiş. Kimi sokak şehrin su mimarisinden almış adını kimisi de günümüzde artık olmayan, suyla iç içe mesleklerden. Ben de size bu mikro-toponimi - mahalle ve sokak adlarını inceleyen alan - araştırmasından hareketle İstanbul’un su varlığına ve suyla kurduğu kaotik ilişkiye dair adını su yapılarından alan sokaklardan başlayarak bir şeyler söylemeye çalışacağım.
Kırkçeşme, Hamidiye, Halkalı, Taksim ve Üsküdar’dan İstanbul’a su dağıtmak için İstanbul’un farklı bölgelerine farklı dönemlerde pek çok su yapısı inşa edilmiş. Her köşe başında ahalinin suya rahatça ulaşabilmesi için çeşmeler yapılır; İstanbul’u İstanbul yapan anıtsal çeşmelerin yanında sebil, selsebil, fıskiye ve şadırvan gibi yapıların inşası için para harcamak hayır işi sayılırmış. Bu yapıların bazılarına artık rastlayamasak da adını verdiği sokakta İstanbul’un su kültürünü yaşatmaya devam ediyorlar.
Çeşme: 1927’de yapılan nüfus sayımı, o yıllarda İstanbul’da içinde “çeşme” geçen sokak adı sayısının 57 olduğunu söylüyor. Kürkçübaşı Çeşmesi, Mimar Çeşmesi, Kuru Çeşme, Çengelköyü Çeşmesi, Hacıkadın Çeşmesi, Emirgan Çeşmesi, Kadıçeşmesi, Mütevelli Çeşmesi… Hâl böyleyken 57 sokak ismi içinde tekrar edenler de oluyor tabii. O nedenle bazı sokak isimlerine çeşmeyi inşa ettiren kişinin de adı verilmiş. Abdullahağa Çeşmesi ve Mehmet Efendi Çeşmesi sokakları gibi. Bazen çeşmelerin karakteristik yapıları öyle ilham olmuş ki sadece sokakla kalmamış, daha geniş bölgeleri adlandırmak için kullanılmış. Çeşmelere su taşıyan eski isale hatları evlere su girmesiyle devre dışı kalınca da bazı çeşmeler kurumuş, mesela Kuruçeşme semtine de bu kuru çeşmelerden biri adını vermiş.
Kuyu: Su ihtiyacını karşılamak adına çeşmeler kadar önemli bir diğer yapı olan kuyular, sadece bulunduğu mahalle sakini için bir içme suyu varlığı değil; aynı zamanda şehirdeki bostanlar için de birer can suyu kaynağı. Bu yüzden şehrin nüfusu artınca da kuyuların hem sayısı hem de önemi artmış. 19. yüzyılda sadece Suriçi’nde içinde kuyu geçen sekiz sokak ismi varken 1934’te bu sayı 46’ya, 1971’deyse 60’a çıkmış. Feriköykuyu, Ayvansaraykuyu, İkbaliyekuyu gibi sokak isimleri kuyuların mevkiine işaret ederken Abbasağakuyu ve Arpaeminikuyu gibi isimler kuyu sahibinin adını yaşatır olmuş.
Sarnıç: Yüzyıllar boyu temiz suya ulaşmak, yağmur suyuyla ve su kemerleriyle şehrin dışından taşınan suları depolamak için kullanılan sarnıçlar şehrin toponomisine çokça katkıda bulunmuş. Şahin’in araştırması, suyun şehir içine göre daha zor ulaştığı Adalar dâhil, Eyüp-Emniyettepe, Beyoğlu-Camiikebir, Sarıyer-Merez, Kocataş ve Kazımkarabekir, Bahçelievler-Şirinevler, Üsküdar-Ünalan, Pendik-Kurtköy ve Tuzla-Yayla Mahallesi’nde içinde sarnıç geçen toplam 19 sokak olduğunu söylüyor.
Değirmene akan suyun yön değiştirmesi, barajlarda fazla suyu boşaltmak ya da su taksim etmek için inşa edilen havuz gibi farklı anlamlara gelen savak, su taksim yeri anlamına gelen maksem ve suyolu üzerinde bulunan su haznesi anlamına gelen maslak kelimeleri de bize İstanbul’da suyun idaresiyle ilgili ipuçları veriyor. Örneğin; Eğrikapı Maksemi, İstanbul’un en büyük maksemi olma özelliğini taşıdığı gibi Fatih Ayvansaray Mahallesi’nde bulunan Eğrikapı Maslağı sokağına da isim olmuş. Genelde birbirine yakın bölgelerde konulmuş bu isimler, su kaynağının bölüşüldüğü esas merkezleri o günden bu yana işaret etmeye devam ediyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Hidrografik hafıza, metrobüsün dünü/bugünü, Mecidiyeköy'ün yarını, sokak fotoğrafçıları
07 Mar 2021

YAZARLAR

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ara Güler’in objektifinden kalan İstanbul’u bütünüyle geri getirmek mümkün değil. Sokaklar değişti, bazı yapılar ortadan kalktı, kıyılar başka işlevler kazandı. Ara Güler’in ölümünün 8. yılında fotoğraflarına yeniden bakmak, yalnızca eski günleri anmak için değil, yaşadığımız kenti sorgulamak için de bir fırsat.

Bir zamanlar iyi geldiği için adı "terapi" konan bölgelere sahip bu şehir, bugünlerde çoğumuzun psikolojisinin bozulmasının sebeplerinden biri hâline gelmiş gibi. Belki de sorun İstanbul’un yalnızca çok kalabalık olması değildir. Belki sorun, İstanbul’un bize kendimiz için giderek daha az yer bırakması. Belki mesele yalnızca trafik değil, gürültü değil, nüfus değil, beton değil. Bütün bunların arasında kendimize ait küçücük bir alan bulamamak.

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.



