Karanlığın ortasında romantizm ışıltıları


Yeni markalar, yeni ürünler, yeni hikâyeler: Güzel Kelimeler Dükkânı
Ortaya çıktığı 2015 yılından bu yana en güzel kelimelerle bizi mest eden Lûgat365 , 2018’den beri hislerimize tercüman olan Hisli Şeyler ve çok daha fazlası Güzel Kelimeler Dükkânı 'nda seni bekliyor sevgili Duende okuru. Neler var? Kendi…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Albüm: Weyes Blood, And In The Darkness, Hearts Aglow
Süre: 46 dakika
Plak şirketi: Sub Pop Records
Yayın tarihi: 18 Kasım 2022
Kartonet: Natalie Mering, sahne adıyla Weyes Blood, 6 stüdyo albümüne uzanan 15 yıllık kariyerinde bir başka görkemli çalışmayla çıkageldi. 2016 yılındaki Front Row Seat to Earth albümüyle başlayan ve pop müziğin ambient ve art alt-janrlarını orkestral ses manzaralarında buluşturan Blood, bu formülle birlikte 2019 etiketli Titanic Rising uzunçalarıyla söz ve şarkı yazarı yetkinliğinde yeni bir çıta belirledi. Bu albümle bir üçlemenin de kurdelesini kesen Weyes Blood, “distopyan bir romantik roman” diye tarif ettiği And In The Darkness, Hearts Aglow’la üçlemenin ikinci ayağını da tamamladı.
Weyes’ın Covid-19 pandemisiyle çekildiği ve kendisiyle baş başa kaldığı ev izolasyonunda yazdığı albüm, 2021’in başında Los Angeles’ın EastWest stüdyolarında kaydedildi. Foxygen grubunun gitarist ve klavyecisi Jonathan Rado prodüktörlüğünde hayata geçen And In The Darkness, Hearts Aglow, Mering’in Sub Pop Records’la ikinci işbirliği oldu.
Düşük omuz bir elbisenin içinde, göğsünden yayılan bir ışıkla parıldayan Weyes Blood’ı gördüğümüz albümün kapak fotoğrafı ve görsellerinde Neil Krug’un imzası var. Kataloğunda Lana Del Rey’in Ultraviolance’ı, Tame Impala’nın The Slow Rush’ı, Cage The Elephant’ın Social Clues’u ve dahası olan Neil Krug; karanlığın, karamsarlığın ve endişenin ortasında sevginin imkânlarına sarılarak aydınlanan albümle ortaklaşan bir görsel betimleme yarattı. Sisli bir atmosferin içinde yankılanan Blood’ın ruhani vokalleriyle içe dönük şarkı sözlerini somutlaştıran bir rüya deneyimi, And In The Darkness, Hearts Aglow albümüne başından sonuna değin eşlik etti.

Weyes Blood, And In The Darkess, Hearts Aglow
Neden dinleyelim? 2019 tarihli albümü Titanic Rising'le kariyer sıçraması yaşayan Weyes Blood, müzisyen ve söz yazarı kimliğinin en olgun hâlini ortaya çıkardı. Bu başarının ardından Weyes Blood, 2020 yılının başında artık bir pandemiyle birlikte kendini Los Angeles'taki evinde yapayalnız buldu. Evinin inzivasından -artık evrensel bir uyanışa da dönüşmüş Black Lives Matter hareketinin de sahnede olduğu- dünyaya doğru dışarı, kendine doğru da içe dönük gözlemlerle baş başa kaldı.
Albümle özdeş olan karanlık, (And In The Darkness) Blood'ın kendini dünyadan izole etmek zorunda kaldığı bir yalnızlık için metafor olurken, bu karanlıktan kaçış için sığındığı sevgi ve merhamet de sayesinde aydınlandığı deruni ışığın (Hearts Aglow) kaynağıydı.
Bu iki uçlu duygu durumunu aşağıdaki şarkı sözlerinin bir araya gelişinde görmek mümkün:
"I should've stayed with my family
I shouldn't have stayed in my little place
In the world's loneliest city
Weyes Blood, The Worst Is Done
It's not a one-way street
Sometimes, our love is enrapturing
And other times, it's just unraveling in front of me
And it feels like wе're burning
Making ashes of our joy
But love doеsn't need to destroy you anymore
Weyes Blood, A Given Thing
"Albümün ortaya çıkışı, ruhani yoksunluğun had safhada olduğu bir zaman diliminde ziyadesiyle "ruhani su" gerektirdi." diyen Weyes Blood, albümün anlatısal şeffaflığını alışılageldik sessel kompozisyonlarıyla bir araya getirdi. Şanslıysak dinlediğimizde "garip bir göğüs parıltısı" yaşayabileceğimiz 10 şarkılık hülyalı yolculuk, Blood'ın geniş vokal perdesinde hayat bulan art, ambient ve barok popun orkestral görkemliliğinde uçucu bir deneyim vadetti.
Titanic Rising albümü için çalışan; piyano baladlarıyla soft rock, ambient'la orkestral şaşaalık arasında mekik dokuyan formül, And In The Darkness, Hearts A Glow'u da müzisyenin kataloğunda üst sırala taşıyan temel faktör oldu. Weyes Blood Twin Flame şarkısı gibi örneklerle entrümentasyonunu genişleterek elektronik müziğin uzamlarını keşfetti. Yer yer de "ana sahneyi" müziğini iyice minimalleştirerek mikrofonuna bıraktı. Tüm bunlara rağmen o, 2019'da bıraktığımız sanatçıdan uzaklaşmadı ve tanıdık bir yüzle aramıza geri döndü.
Benzer işler:
- SPELLING, The Turning Wheel
- Julia Holter, Aviary
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta: Ödüllü Düet belgeselinin yönetmenleriyle söyleşi, Weyes Blood’ın romantik hayallerle dolu yeni albümü, Andrey Konçalovski’nin siyah-beyaz katliam güncesi Dear Comrades! filmi.
02 Ara 2022

YAZARLAR

Koray Soylu
Editor @ Aposto

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.




