Kendi bildiği yoldan: Richard Spaven

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Richard Spaven, yedi yaşında bir sabaha uyandı. O günü diğerlerinden ayıran babasının heyecanlı teklifi üzerine akşam Buddy Rich konserine gidecek olması. Bir süredir ritim tutma sevgisini farklı oyuncaklardan çıkardığı seslerle babasına gösteren Spaven, nihayetinde tüm zamanların en iyi caz davulcularından biri kabul edilen Buddy Rich'le tanışma şansına erişti. O akşam bir çocuğun gözlerinde ve kulaklarında canlanan masalsı hikâye, çok geçmeden günde ortalama yedi saat pratik yaptıracak bir tutkuya dönüştü. Sonra ne mi oldu? Meraklı bakışlar ve kulaklar aşağıya gelsin.
• Davulcu, prodüktör, besteci: Yıllar sonra dönüp geriye baktığında Richard Spaven, hayatına eklediği davulcu, prodüktör ve besteci etiketlerinin başlangıç noktası olarak gittiği Buddy Rich konserini, caz davulcusu Freddie Wells’ten aldığı dersleri gösteriyor. Başından beri caz bayrağı altında kalan ve tekniğini bu tarafta kusursuz hâle getiren Spaven, zamanla Flying Lotus, Gregory Porter, Bill Laurance, The Cinematic Orchestra, Stuart McCallum başta olmak üzere pek çok grubun ve müzisyenin gerek albüm kayıtlarında gerekse canlı performanslarında davul eşlikçisi oldu. Farklı müzik türlerine yaptığı bu ziyaretler Spaven’in caz eksenli tekniğine kendisine özgü geçişler ekledi. Bu da onu çok geçmeden Birleşik Krallık'ta modern müziğin en çok aranan davulcusu hâline getirdi.
• 90'lar ve kulüp kültürü: Londra’yı bir araya gelen, paylaşan, kolektif üretimde bulunan ve tüm bunları farklı farklı sahnelere entegre edebilen benzersiz bir şehir olarak tanımlayan Richard Spaven, müzikal yolculuğunun bir diğer kırılım noktasını kulüp kültürüne bağlıyor. 90’ların sonunda Spaven’in kulağına dolan drum & bass, breakbeat, jungle ve UK garage etiketli müzikler sayesinde bir caz davulcusunun becerileri, bir kulüp müdaviminin zihniyetine taşındı. Bu da onu Spaven’in şimdilerde imzası olarak görünen katmanlı müziğinin temelini oluşturdu.
• Re:freshed: “Her zaman arka planda kendi müziğim üzerine çalıştım ama odak noktamın hep diğer projelerde davul çalmak olduğunu hissettim.” diyen Richard Spaven’in “Bitmemiş birçok işim vardı ve hiçbirini tamamlamak için gerekli motivasyonum yoktu.” itirafı, kişisel üretimden uzak geçen yılları açıklıyor. Bu durum, Jazz re:freshed plak şirketinin Spaven’in kapısını çalıp bireysel üretimlerini yayımlamak istemesiyle değişti. Bu sayede 2010 yılında Spaven’s 5ive isimli ilk albümü ortaya çıktı. Sonra sırasıyla Whole Other*, The Self ve Real Time albümleri geldi. Davulcuların başı çektiği albümlerde baskın davul sesleri ve solo yoğunluğu, istenilen müziğin ortaya çıkmasını engeller. Spaven, bu iki tuzağa da hiç düşmedi. Üstüne ömürlük partneri Jordan Rakei ile yakaladığı uyum, onu bambaşka seslerin peşine düşürdü. İkilinin uyumuna tanıklık etmek isterseniz bu videoya konuk olabilir, favori albümün Real Time'la samimiyetinizi artırabilirsiniz. Dilerseniz yedi yaşındaki Spaven’e de bir gülücük bırakabilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Marshall Bruce Mathers, "Eminem" oldu ama nasıl? Richard Spaven, davulun başına geçti ama nasıl? Napoleon, dünyaya hükmetti peki ama nasıl?
21 Ağu 2020

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Renata Salecl, birçok kitabında neden sonuç bağlamında gündeminde tuttuğu neoliberalizm değişmezini, yeni kitabı "Kabalık Çağı"nda da pergelin sabit ayağı olarak kullanıyor. Bireyselden toplumsala yeni liberal düzenin yarattığı sosyal erozyonu incelerken deyim yerindeyse çuvaldızı hem dayatılmış neoliberal düzene hem de onun heveslisi, faili, sürdürücüsü ve kurbanı durumundaki günümüzün şaşkın bireyine batırıyor.

Virtüöz davulcu Jojo Mayer, “ME/MACHINE” projesi ile geçen Cuma akşamı Terminal Kadıköy’ün içinde bulunan Komünite’de sahne aldı ve akustik davul ile yapay zekayı aynı sahnede gerçek zamanlı bir diyaloğa soktuğu canlı bir performans sundu. Mayer ile insan-makine etkileşimli benzersiz müzik deneyimi konuştuk. Sanatçı, teknolojiden korkmak yerine onu müziğine nasıl adapte ettiğini anlattı.

Dying for Sex’te (2025) yaralı, öfkeli ve arzularıyla var olabilen bir kadın yaratan Elizabeth Meriwether, Furious’ta da kadın öfkesinin başka bir yüzüne bakıyor. Dizinin üç kadın karakterinin öfkeleri aynı yerden doğmuyor, aynı biçimde dışarı vurulmuyor ve onları aynı yola götürmüyor. Fakat üçü de kendilerinden önce başka kadınların taşıdığı öfkeden bir parça devralıyor. İlk sezon sona erdiğinde geriye tek bir kadının intikamından çok daha fazlası kalıyor: Kuşaktan kuşağa, bedenden bedene dolaşan ve kendisine başka başka yollar arayan bir kadın öfkesi.

Sadakatsizliğe uğramak insanın eğitimiyle, yaşıyla, güzelliğiyle, zekasıyla ya da ne kadar “iyi bir partner” olduğuyla açıklanabilecek bir şey değil. Yine de insan böyle bir şey yaşadığında çoğu zaman suçu kendisinde arıyor. Oysa bu soruların çoğunun sebebi kontrolümüz dışında gelişen bir olayı yeniden kontrol edilebilir hâle getirme çalışmamız. "Sadakatsizlikle nasıl başa çıkarım?" diye düşünenler için üç kitap.

"Anatomy of a Fall"un Oscar ödüllü senaristi Arthur Harari, yeni filmi "The Unknown"da beden değiştirme motifini fotoğraf, kent hafızası ve kimlik üzerine tekinsiz bir bilmeceye dönüştürüyor.



