Şu anın sinemasıyla paralel ilerleyen bir oyuncu: Nazlı Bulum

"Benim asıl ilişkim Türkçe’yle ve buranın hikâyeleriyle."
Şu anın sinemasıyla paralel ilerleyen bir oyuncu: Nazlı Bulum

26 Ekim - O'Art - Duende
O'Art ile birlikte

O’Art ’tan yeni sergi: Benküre / Planet I Nedir? Sergi . Odeabank O’Art ’ın sunduğu, heykeltıraş Hande Şekerciler ve yeni medya sanatçısı Arda Yalkın ’dan oluşan sanatçı ikilisi ha:ar ’ın disiplinlerarası çalışmalarından oluşan Benküre / Planet I sergisi yarın kapılarını açıyor. O’Art nedir? Yolculuğuna 2015 yılında başlayan ve bu süre boyunca yeni sanat üretimini ve sanatçıları desteklemek üzere çok değerli projeler hayata geçiren ve geçirmeye devam eden Odeabank’ın sanat platformu O’Art; son dönemde dijital ve yeni medya alanında sanata ve sanatçılara destek vermeyi misyonunun en başına ekledi. Nerede? Zülfaris Karaköy’de. Ne zaman? 27 Ekim’den 4 Kasım’a kadar her gün 11.00-21.00 arasında ziyaret edilebiliyor. Neler var? ha:ar’ın Mindflow , Refraction ve Saudade adlı eserlerinin görülebileceği sergi; mermer, cam, metal gibi geleneksel malzemeleri ışık, ses, ekran, bilgisayar yazılımları, yapay zekâ gibi teknolojik araçlarla birleştiriyor. Sanatseverlere ve sanat yaşamına yeni bir değer katmak amacıyla hareket eden O’Art’ın imza attığı orijinal işleri takip etmek için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsin.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Nazlı'yı keşfetmek. "Film izleme alışkanlığı olan bir aileydik." diyor Nazlı, tiyatroya ilgisi de 9 yaşında başlamış. Bu ikisinin arasında da oyuncu olmayı hayal ettiği bir çocukluk geçirmiş: "Harry Potter bende çok güçlü bir figürdü. O karakterlerin yaşında olduğum döneme denk geliyor ilk filmin çıkışı. Dolayısıyla bizim jenerasyonda zaten bir sürü çocuğun sinemaya dair ilk hatırladığı o, açıkçası benim de öyle." Sahneye ve sahne figürlerine olan ilgisiyle de birleşince bu fantastik dünyanın içinde oynamak gibi bir hayale kapılmış: "Bir küresel oyuncu seçmesi yapılıyormuş ve ben seçiliyormuşum gibi [hayaller kuruyordum]. Bir çocuk için baktığında fazla sektörel ve bilinçli [hayaller]."

Nazlı Bulum, Sirkeci Garı'nda. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu

Tiyatro, sinema, televizyon. "Tiyatronun içinde geliştim ve benim için iş üretme algısında çok etkisi oldu." diyen Nazlı, profesyonel tiyatroya Oyun Atölyesi'yle başlamış. İlk sinema oyunculuğu Zeynep Dadak ve Merve Kayan'ın filmi Mavi Dalga. Yönetmenlerin filmin dünyasını kurarken oyuncularıyla şeffaf bir şekilde paylaştıkları bir süreci çok değerli bulduğunu söylüyor. Önce Mavi Dalga, ardından Derya Durmaz'ın kısası Gri Bölge ve sonrasında Berlinale Talents programı ile üç sene üst üste Berlin Film Festivali'ne gidince Çiğdem Mater'in "Ne o, kombinen mi var?" dediğini hatırlıyor. 

Nazlı ne sinemaya başladığında tiyatrodan ne de televizyona devam ettiğinde sinemadan vazgeçen bir oyuncu: "Bir ilişkinin uzun sürmesi, ara ara tekrar karşılaşmak ve onun orada akıp devam etmesi çok sevdiğim bir şey. O yüzden Türkiye'de sanat üretmekle iyi bir ilişkim olduğunu düşünüyorum, hem tiyatroyla hem sinemayla. Televizyon daha yeni bir macera benim için.

Şu anın sineması. Şu anın sinemasıyla paralel ilerleyen bir ilişkisi olduğunu söylüyor Nazlı. Mavi Dalga'nın Gül'ü ve Kar'ın Ebru'sundan başlıyor, Nazlı'nın sinemada canlandırdığı karakterlerle ilgili konuşmaya geçiyoruz. Türkiye sinemasının taşra temasıyla olan bağından söz ederken, "Taşra bizde hâlâ baskın bir tema. Bense genelde ya olduğu yerden çıkmaya çalışan ya da oraya yeni gelmiş karakterleri oynadım." diyor ve ekliyor: "Şehir ve taşra ilişkisiyle ilgili açılıyor bizim sinema; o biraz heyecan verici."

"Sana o buhranı yaşattı mı bu şehir?" Sevdiğim kısa filmlerden Zeynep Dilan Süren'in Büyük İstanbul Depresyonu'na geliyor laf. "İstanbul'da doğup büyümüş biri olarak..." diyorum, "... sana o buhranı yaşattı mı bu şehir?" "Yaşattı." diyor, "ve tam o dönemde yaşattı." Senaryo eline geçtiğinde Berlin'e taşınmak üzereymiş Nazlı: "Göç ihtimaline baktığım bir-bir buçuk sene oldu hayatımda. Çok da acılı olmamakla beraber çok keyifli de değildi çünkü bir oyuncu olarak benim dilimle kurduğum bir ilişki var. O benim hayatımda önemli bir yerde, […] benim asıl ilişkim Türkçe’yle ve buranın hikâyeleriyle."

Emre ve Nazlı, Galata sokaklarında göçten ve İstanbul'un yaşattığı buhranlardan bahsederken efkârlanıyorlar. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu

Nazlı'yla keşfetmek. Keşif rotamızı belirlerken çeşitli isimler geçiyor; Shiva Baby'sine ikimizin de hayran olduğu Emma Seligman, Nazlı'nın "kendi ayağıma mı sıkıyorum acaba?" dediği Charlie Kaufman, daha önce bu satırlarda yer verdiğimiz Alice Rohrwacher... Sonunda Nadav Lapid'de karar kılıyoruz. "Sinemasal geçişleri, çok dinamik bir estetik anlayışı var, çok stilize, çok ne yapmak istediğini bilen bir yönetmen." diyor onun için Nazlı, oyuncuyla kurduğu ilişkinin çok baskın olduğunu söylüyor: "Çok simgesel, neredeyse bazen sürreal ama aslında bir yandan da çok gerçekçi de diyebileceğimiz bir sineması var. Ben bunların bu kadar karma olmasını seviyorum ve bunu yaparken sırf kamera veya kurgu anlayışından değil, oyunculukla bunu buraya getirmesi bana çok etkileyici geliyor."

Kendini sıfırlamak. Bir yandan da hep büyük şehre giden, taşradan çıkmaya çalışan karakterleri oynadığı için kendi oyunculuk kariyerinin de Nadav Lapid sinemasıyla ortak bir yanı olduğunu düşünüyor Nazlı. Synonyms'i konuşmaya geçtiğimizde söz tabii ki göçe geliyor: "Bence göçle ilgili yapılmış en güçlü filmlerden biri." Göç için "kendini sıfırlamak" diyor Nazlı, "Tekrar orada hayatı inşa zorluğuna girebilecek olmak, o ihtimal çok korkutucu, çok sıkıştırıcı, çok insanı neredeyse yok edici bir ihtimal." Bugünün göç algısına ve Avrupa'ya bakışına dair noktalarından, seçimlerinden söz ediyoruz Synonyms'in ve filmi izleyince senin de hak vereceğin şu sonuca varıyoruz: "Doğru paltoyu giyersen, her yere girebilirsin."

Diyor ki...

Şu anın sinemasıyla çok güzel, paralel ilerleyen bir [ilişkim] var. Oraya ait hissediyorum ve oraya ait hissetmeyi de seviyorum. Burada sinema üretmek, o insanlarla beraber tekrar bir şey yapma ihtimali, daha önce çalışmadığım ama tanıdığım insanlarla bir şey yapmak, onların sinema yolculuğunu görmek çok etkileyici bir şey. O yüzden gönülden bir bağım var. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

🎬 Keşif Sineması #2.4: Nazlı Bulum

Nazlı Bulum'la tiyatro, sinema ve televizyon oyunculuğu, kimlik arayışı ve göç üzerine. | Keşif: Nadav Lapid

26 Eki 2022

O'Art ile birlikte
Fotoğraf: Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Renata Salecl'ten 'Kabalık Çağı': Nezaketsizlik bu çağın yeni normali mi?

Renata Salecl, birçok kitabında neden sonuç bağlamında gündeminde tuttuğu neoliberalizm değişmezini, yeni kitabı "Kabalık Çağı"nda da pergelin sabit ayağı olarak kullanıyor. Bireyselden toplumsala yeni liberal düzenin yarattığı sosyal erozyonu incelerken deyim yerindeyse çuvaldızı hem dayatılmış neoliberal düzene hem de onun heveslisi, faili, sürdürücüsü ve kurbanı durumundaki günümüzün şaşkın bireyine batırıyor.

Soner Can

·

14 Eyl 2026

Renata Salecl'ten 'Kabalık Çağı': Nezaketsizlik bu çağın yeni normali mi?
DuendeDuende

HİKAYE

Makinelere karşı değil onunla aynı sahnede: Jojo Mayer ile ME/MACHINE üzerine

Virtüöz davulcu Jojo Mayer, “ME/MACHINE” projesi ile geçen Cuma akşamı Terminal Kadıköy’ün içinde bulunan Komünite’de sahne aldı ve akustik davul ile yapay zekayı aynı sahnede gerçek zamanlı bir diyaloğa soktuğu canlı bir performans sundu. Mayer ile insan-makine etkileşimli benzersiz müzik deneyimi konuştuk. Sanatçı, teknolojiden korkmak yerine onu müziğine nasıl adapte ettiğini anlattı.

Eda Solmaz

·

14 Eyl 2026

Makinelere karşı değil onunla aynı sahnede: Jojo Mayer ile ME/MACHINE üzerine
DuendeDuende

HİKAYE

Furious: Öfkenin kadından kadına aktarılan kanatları

Dying for Sex’te (2025) yaralı, öfkeli ve arzularıyla var olabilen bir kadın yaratan Elizabeth Meriwether, Furious’ta da kadın öfkesinin başka bir yüzüne bakıyor. Dizinin üç kadın karakterinin öfkeleri aynı yerden doğmuyor, aynı biçimde dışarı vurulmuyor ve onları aynı yola götürmüyor. Fakat üçü de kendilerinden önce başka kadınların taşıdığı öfkeden bir parça devralıyor. İlk sezon sona erdiğinde geriye tek bir kadının intikamından çok daha fazlası kalıyor: Kuşaktan kuşağa, bedenden bedene dolaşan ve kendisine başka başka yollar arayan bir kadın öfkesi.

Tuba Büdüş

·

14 Eyl 2026

Furious: Öfkenin kadından kadına aktarılan kanatları
DuendeDuende

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Sadakatsizlikle başa çıkmaya çalışanlar için kitap reçetesi

Sadakatsizliğe uğramak insanın eğitimiyle, yaşıyla, güzelliğiyle, zekasıyla ya da ne kadar “iyi bir partner” olduğuyla açıklanabilecek bir şey değil. Yine de insan böyle bir şey yaşadığında çoğu zaman suçu kendisinde arıyor. Oysa bu soruların çoğunun sebebi kontrolümüz dışında gelişen bir olayı yeniden kontrol edilebilir hâle getirme çalışmamız. "Sadakatsizlikle nasıl başa çıkarım?" diye düşünenler için üç kitap.

Aslı Perker

·

11 Eyl 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Sadakatsizlikle başa çıkmaya çalışanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende

HİKAYE

'The Unknown': Bir bedeni aynı insan yapan nedir?

"Anatomy of a Fall"un Oscar ödüllü senaristi Arthur Harari, yeni filmi "The Unknown"da beden değiştirme motifini fotoğraf, kent hafızası ve kimlik üzerine tekinsiz bir bilmeceye dönüştürüyor.

Emre Eminoğlu

·

11 Eyl 2026

'The Unknown': Bir bedeni aynı insan yapan nedir?