Şu anın sinemasıyla paralel ilerleyen bir oyuncu: Nazlı Bulum


O’Art ’tan yeni sergi: Benküre / Planet I Nedir? Sergi . Odeabank O’Art ’ın sunduğu, heykeltıraş Hande Şekerciler ve yeni medya sanatçısı Arda Yalkın ’dan oluşan sanatçı ikilisi ha:ar ’ın disiplinlerarası çalışmalarından oluşan Benküre / Planet I sergisi yarın kapılarını açıyor. O’Art nedir? Yolculuğuna 2015 yılında başlayan ve bu süre boyunca yeni sanat üretimini ve sanatçıları desteklemek üzere çok değerli projeler hayata geçiren ve geçirmeye devam eden Odeabank’ın sanat platformu O’Art; son dönemde dijital ve yeni medya alanında sanata ve sanatçılara destek vermeyi misyonunun en başına ekledi. Nerede? Zülfaris Karaköy’de. Ne zaman? 27 Ekim’den 4 Kasım’a kadar her gün 11.00-21.00 arasında ziyaret edilebiliyor. Neler var? ha:ar’ın Mindflow , Refraction ve Saudade adlı eserlerinin görülebileceği sergi; mermer, cam, metal gibi geleneksel malzemeleri ışık, ses, ekran, bilgisayar yazılımları, yapay zekâ gibi teknolojik araçlarla birleştiriyor. Sanatseverlere ve sanat yaşamına yeni bir değer katmak amacıyla hareket eden O’Art’ın imza attığı orijinal işleri takip etmek için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsin.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Nazlı'yı keşfetmek. "Film izleme alışkanlığı olan bir aileydik." diyor Nazlı, tiyatroya ilgisi de 9 yaşında başlamış. Bu ikisinin arasında da oyuncu olmayı hayal ettiği bir çocukluk geçirmiş: "Harry Potter bende çok güçlü bir figürdü. O karakterlerin yaşında olduğum döneme denk geliyor ilk filmin çıkışı. Dolayısıyla bizim jenerasyonda zaten bir sürü çocuğun sinemaya dair ilk hatırladığı o, açıkçası benim de öyle." Sahneye ve sahne figürlerine olan ilgisiyle de birleşince bu fantastik dünyanın içinde oynamak gibi bir hayale kapılmış: "Bir küresel oyuncu seçmesi yapılıyormuş ve ben seçiliyormuşum gibi [hayaller kuruyordum]. Bir çocuk için baktığında fazla sektörel ve bilinçli [hayaller]."

Nazlı Bulum, Sirkeci Garı'nda. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Tiyatro, sinema, televizyon. "Tiyatronun içinde geliştim ve benim için iş üretme algısında çok etkisi oldu." diyen Nazlı, profesyonel tiyatroya Oyun Atölyesi'yle başlamış. İlk sinema oyunculuğu Zeynep Dadak ve Merve Kayan'ın filmi Mavi Dalga. Yönetmenlerin filmin dünyasını kurarken oyuncularıyla şeffaf bir şekilde paylaştıkları bir süreci çok değerli bulduğunu söylüyor. Önce Mavi Dalga, ardından Derya Durmaz'ın kısası Gri Bölge ve sonrasında Berlinale Talents programı ile üç sene üst üste Berlin Film Festivali'ne gidince Çiğdem Mater'in "Ne o, kombinen mi var?" dediğini hatırlıyor.
Nazlı ne sinemaya başladığında tiyatrodan ne de televizyona devam ettiğinde sinemadan vazgeçen bir oyuncu: "Bir ilişkinin uzun sürmesi, ara ara tekrar karşılaşmak ve onun orada akıp devam etmesi çok sevdiğim bir şey. O yüzden Türkiye'de sanat üretmekle iyi bir ilişkim olduğunu düşünüyorum, hem tiyatroyla hem sinemayla. Televizyon daha yeni bir macera benim için."
Şu anın sineması. Şu anın sinemasıyla paralel ilerleyen bir ilişkisi olduğunu söylüyor Nazlı. Mavi Dalga'nın Gül'ü ve Kar'ın Ebru'sundan başlıyor, Nazlı'nın sinemada canlandırdığı karakterlerle ilgili konuşmaya geçiyoruz. Türkiye sinemasının taşra temasıyla olan bağından söz ederken, "Taşra bizde hâlâ baskın bir tema. Bense genelde ya olduğu yerden çıkmaya çalışan ya da oraya yeni gelmiş karakterleri oynadım." diyor ve ekliyor: "Şehir ve taşra ilişkisiyle ilgili açılıyor bizim sinema; o biraz heyecan verici."
"Sana o buhranı yaşattı mı bu şehir?" Sevdiğim kısa filmlerden Zeynep Dilan Süren'in Büyük İstanbul Depresyonu'na geliyor laf. "İstanbul'da doğup büyümüş biri olarak..." diyorum, "... sana o buhranı yaşattı mı bu şehir?" "Yaşattı." diyor, "ve tam o dönemde yaşattı." Senaryo eline geçtiğinde Berlin'e taşınmak üzereymiş Nazlı: "Göç ihtimaline baktığım bir-bir buçuk sene oldu hayatımda. Çok da acılı olmamakla beraber çok keyifli de değildi çünkü bir oyuncu olarak benim dilimle kurduğum bir ilişki var. O benim hayatımda önemli bir yerde, […] benim asıl ilişkim Türkçe’yle ve buranın hikâyeleriyle."

Emre ve Nazlı, Galata sokaklarında göçten ve İstanbul'un yaşattığı buhranlardan bahsederken efkârlanıyorlar. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Nazlı'yla keşfetmek. Keşif rotamızı belirlerken çeşitli isimler geçiyor; Shiva Baby'sine ikimizin de hayran olduğu Emma Seligman, Nazlı'nın "kendi ayağıma mı sıkıyorum acaba?" dediği Charlie Kaufman, daha önce bu satırlarda yer verdiğimiz Alice Rohrwacher... Sonunda Nadav Lapid'de karar kılıyoruz. "Sinemasal geçişleri, çok dinamik bir estetik anlayışı var, çok stilize, çok ne yapmak istediğini bilen bir yönetmen." diyor onun için Nazlı, oyuncuyla kurduğu ilişkinin çok baskın olduğunu söylüyor: "Çok simgesel, neredeyse bazen sürreal ama aslında bir yandan da çok gerçekçi de diyebileceğimiz bir sineması var. Ben bunların bu kadar karma olmasını seviyorum ve bunu yaparken sırf kamera veya kurgu anlayışından değil, oyunculukla bunu buraya getirmesi bana çok etkileyici geliyor."
Kendini sıfırlamak. Bir yandan da hep büyük şehre giden, taşradan çıkmaya çalışan karakterleri oynadığı için kendi oyunculuk kariyerinin de Nadav Lapid sinemasıyla ortak bir yanı olduğunu düşünüyor Nazlı. Synonyms'i konuşmaya geçtiğimizde söz tabii ki göçe geliyor: "Bence göçle ilgili yapılmış en güçlü filmlerden biri." Göç için "kendini sıfırlamak" diyor Nazlı, "Tekrar orada hayatı inşa zorluğuna girebilecek olmak, o ihtimal çok korkutucu, çok sıkıştırıcı, çok insanı neredeyse yok edici bir ihtimal." Bugünün göç algısına ve Avrupa'ya bakışına dair noktalarından, seçimlerinden söz ediyoruz Synonyms'in ve filmi izleyince senin de hak vereceğin şu sonuca varıyoruz: "Doğru paltoyu giyersen, her yere girebilirsin."
Diyor ki...
Şu anın sinemasıyla çok güzel, paralel ilerleyen bir [ilişkim] var. Oraya ait hissediyorum ve oraya ait hissetmeyi de seviyorum. Burada sinema üretmek, o insanlarla beraber tekrar bir şey yapma ihtimali, daha önce çalışmadığım ama tanıdığım insanlarla bir şey yapmak, onların sinema yolculuğunu görmek çok etkileyici bir şey. O yüzden gönülden bir bağım var.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Nazlı Bulum'la tiyatro, sinema ve televizyon oyunculuğu, kimlik arayışı ve göç üzerine. | Keşif: Nadav Lapid
26 Eki 2022

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ölüm’ün hikayesi, İzmir’den The Strokes’un ön grubu olarak çıktıkları Red Rocks sahnesine uzanıyor. Türkçe sözlü saykodelik rock grubu Ölüm’ün arkasındaki isim olan Aykut Özen; Los Angeles’taki hayatını, 70’lerin parlatılmamış çiğ ruhunu ve ABD müzik sahnesinde ses getiren kırılma anlarını anlatıyor.

İlki 2018’de düzenlenen Bergama Tiyatro Festivali bu sene 7-8-9 Ağustos’ta yapılacak. Peki kendi kaderine terk edilmiş bir Ege kasabası nasıl tiyatroya, kolektif emeğe, yeni ihtimallere ve yerelden yükselen umudun ta kendisine dönüştü?

"İşe Yarar Bir Hayalet", daha ilk dakikalarında bütün derdini anlatıyor. Bir sanat merkezinde, Tayland toplumunun kolektif belleğini temsil eden bir rölyefin yapımını izliyoruz. Keşiş, asker, işçi, köylü, öğrenci, atlet, çocuk, keçi... Bir toplumun hafızasını oluşturan figürler tek bir yüzeyde buluşuyor. "İşe Yarar Bir Hayalet"te kabul görmenin ölçüsü kim olduğunuz değil, kimin işine yaradığınız. Filmin adındaki ironi de tam burada yatıyor.

Spider-Man’in radyoaktif örümcek ısırığından gizli kimliğine, kayıplarından kendini kabullenme mücadelesine uzanan hikayesi, farklı hisseden herkesin kendisinden bir şeyler bulabileceği bir büyüme anlatısı aynı zamanda. "Brand New Day" ise Peter Parker’ın yetişkinlikte de değişmeye, bedel ödemeye ve şu soruyla yüzleşmeye devam ettiğini gösteriyor: İnsanlar gerçek benliğiyle tanışsalar onu yine de severler miydi?

'Çizgili Pijamalı Çocuk'un yazarı John Boyne, dört kitaplık "Elementler" serisinde insan ruhunun karanlık ve fırtınalı topografyasını çıkarıyor. Boyne, her biri bir solukta okunabilecek serisinde, dijital çağın üzerimize yağdırdığı sosyal virüslerin cirit attığı ortamda travmalara ve insanlığın kurtuluş reçetelerine değiniyor. Her romanda "suç"u farklı bir yönüyle ele alıyor, birbiriyle iç içe geçmiş metinleri birbirinden özgür kılarken bir yandan da her birini ötekine sımsıkı bağlıyor.




