Kimse anlamaz beni: Hadas Ben Aroya

Tel Aviv sokaklarında, iki kuşak arasında...
Kimse anlamaz beni: Hadas Ben Aroya

25 Haziran - Jam Session - Duende
The Irish Spirit ile birlikte

Müziğin tadını Jam Session ile çıkar

Saat kaç olursa olsun gözlerimizi kapatıp ruhumuzu dinlediğimiz, sahne ışıklarıyla gözümüzü açtığımız günlere kim ne derse desin çok az kaldı. Özlediğimiz konser deneyimini bir süre daha evimizde yaşamaya devam ederken Jam Session ile…

Daha fazlasını öğren →

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

2017 kışı. Yarışma bölümünü takip edeceğim !f başlamadan birkaç hafta önce yazılarıma başlayabilmek için festival ofisinde filmleri izlemeye başlamışım. Doğum günümün iki-üç gün öncesi ve seçtiğim ilk film, hemen hemen yaşıtım bir yönetmene, 1988 doğumlu Hadas Ben Aroya’ya ait. Filmin adı Türkçeye Kimse Benzemez Bana olarak çevrilmiş. Tel Aviv sokaklarında ve gecelerinde benliğini keşfetmeye çalışan Joy’u izlerkense tam tersini düşünüyorum: Tıpkı ben!

People That Are Not Me, 2016, IMDb


Sıfır noktası: Senarist ve yönetmen Hadas Ben Aroya, ilk uzun metrajlı filmi People That Are Not Me / Anashim Shehem Lo Ani’nin (2016) başrolünü de üstleniyor. Joy, dünyanın herhangi bir köşesindeki kafası karışık gençlerden biri. Üstelik olmadığı biri gibi görünmekte usta: Eski sevgilisini unutmuş gibi, Nir’e âşık değilmiş gibi, duygusal bir ilişkiye ihtiyacı yokmuş gibi, gitar çalmaya yetenekliymiş gibi… Her şey olmak isterken hiçbir şey olamayan, hayatın anlamını tek gecelik ilişkilerde arayan bu genç kadın, her şeyi yapmak, her şeyi olmak istiyor. Hatta bir sahnede şöyle diyor: “Hayır, gerçekten… Birçok şeyde iyi olabileceğimi düşünüyorum ve hepsini birden yapmaya zamanım olmadığını bilmek zihnimi allak bullak ediyor.” Evrensel bir milenyumlu portresi...

Hadas Ben Aroya
Fotoğraf: Cineuropa


Joy’la Avishag arası bir yerde: Hadas Ben Aroya'nın ikinci filmi All Eyes Off Me / Mishehu Yohav Mishehu (2021), üç bölüme ayrılabilecek yapısıyla dört ayrı karakteri merkezine alıyor. İlk bölümde, 2016’da bıraktığımız yerde buluyoruz sanki onun sinemasını; Tel Aviv’de, kalabalık bir gece kulübünde... Danny hamile olduğunu partnerlerinden Max'e söylemeye çalışıyor ama Max o sırada Avishag'ı etkilemeye çalışıyor. Bu ciddi konuşmayı yapmaya çalışırken müzik de karanlık da ortam da etkilemiyor Danny’i - All Eyes Off Me, milenyum kuşağına değil, Z kuşağına yakın bir film. Hiçbir yere ait olmama, -mış gibi yapma, olmadığı gibi görünme gibi dertler geride kalmış. Bu gece kulübü aitmiş gibi yapılan değil, ait olunan yer. Yönetmen, kendisini de içine kattığı bu ara kuşağın çok daha özgür olduğunu, cinsel kimliklerini, birden fazla partnere sahip olduklarını gizlemediklerini, cinselliği açıkça yaşayabildiklerini, partilerde rahat hissettiğini söylüyor ve ekliyor: “Diğer yandan çok basit şeylerden korktuğumuzu da görebiliyorum: 'Seni seviyorum.' demekten, dürüst ve savunmasız olmaktan… Uçlarda yaşıyoruz ama bir kişiyle yatakta baş başa kalıp duygularını paylaşmak dünyanın en zor görevi gibi…” Filmin ikinci ve üçüncü bölümlerinde tam olarak bunları izliyoruz; Avishag’ın seks sırasında acı çekme arzusunu, Avishag’ın mahrem anlarını ve duygularını paylaşma korkusunu... Yönetmen detaylarıyla, duygularıyla, müzik kullanımıyla, anı yaşamaktan geleceği boşlayan karakterleriyle; telefon ekranlarındaki kırıkları, “ghostlanma” korkuları ve acı çekme arzularıyla bu kez Z kuşağına daha yakın bir milenyumlu destanı yazıyor.

Sırada ne var? Hadas Ben Aroya’nın bu yepyeni filminin ilk gösterimleri 71. Berlin Film Festivali’nin Panorama bölümünde, çevrim içi olarak mart ayında, fiziksel olarak da geçtiğimiz günlerde gerçekleştirildi. Yönetmenin ilerleyen yıllarda Z kuşağıyla birlikte büyümeye ve onları gözlemleyerek üretmeye devam edeceğine şüphem yok.

Diyor ki… "Kendi çevremizde o kadar özgürüz ki - sanki herhangi bir şey hissedebilmek için bizi birinin gerçek anlamda tokatlamasına ihtiyacımız var.”


Keşif Sineması Letterboxd’da. İlk haftasından itibaren Keşif Sineması'nda yer alan yönetmenlerin, yazılarda adı geçen filmlerini bulabileceğiniz, serinin her yeni yazısıyla güncellenen listeyi, buradan takip edebilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

X, Y, Z, gelecek

İçindekiler: Pyongyang'ın nükleer roketleri ve kiraz ağaçları, Hadas Ben Aroya'nın iki kuşak arası tahlilleri, Batu Bozoğlu'nun gelecek fısıltıları, Melike Şahin'in "Dönsün Dursun"ları.

25 Haz 2021

The Irish Spirit ile birlikte
All Eyes Off Me, 2021, Meidan Arama

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: İşi dışında kim olduğunu unutanlara kitap reçetesi

Mesleğimiz, “Ben kimim?” sorusuna verdiğimiz en hızlı yanıtlardan biri. Peki, “İşimi yeterince iyi yapamadım” demek ne zaman “Ben yeterince iyi değilim” düşüncesine dönüşüyor? Üç kitap eşliğinde başarıyla özdeğer arasındaki ince çizgiye, değişen ihtiyaçlarımıza ve işimize hayatımızda ayırdığımız yere bakıyoruz.

Aslı Perker

·

06 Kas 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: İşi dışında kim olduğunu unutanlara kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Asghar Farhadi’nin söyledikleri ve ötesi: Yapay zeka insan yaratıcılığının ne kadarını üstlenebilir? 

İranlı yönetmen Asghar Farhadi, Brand Week İstanbul’daki söyleşisinde “Yapay zekanın bilinçaltı yok” diyerek yapay zekanın insan yaratıcılığının yerini bütünüyle alamayacağını savundu. Peki, insanı farklı kılan bilinçdışı süreçlerin varlığı mı, yoksa bedenli, ilişkisel, utançla yüklü, geri döndürülemez bir hayat tortusu mu?

Ümit Alan

·

06 Kas 2026

Asghar Farhadi’nin söyledikleri ve ötesi: Yapay zeka insan yaratıcılığının ne kadarını üstlenebilir? 
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bir filmi 'duygular sosyolojisi' üzerinden okumak: Lanthimos'un 'The Lobster'ı

"The Lobster" postmodernizmin kimliklerin ve toplumsal normların kuruluşuna ilişkin sorgulamalarını, duygular sosyolojisinin temel meselesiyle buluşturur. Filmin asıl trajedisinin, insanların baskıcı kurallara itirazsız itaat etmelerinde değil, bu kuralların belirlediği duygusal ihtiyaçları kendi arzularıymış gibi yaşamalarında saklı olduğunu gösterir izleyiciye. David’in kişisel trajedisiyse, otelden ormana kaçmasına rağmen otelin “aşk kurallarını” da yanında götürmesidir.

Mehmet Sindel

·

06 Kas 2026

Bir filmi 'duygular sosyolojisi' üzerinden okumak: Lanthimos'un 'The Lobster'ı
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Aristo'nun 'Altın Orta'sından Z kuşağının isyankarlığına: Enes Özel'le 'Normal' üzerine

M. Enes Özel, bir hayli aktif kullandığı Instagram hesabında kendisini "Psikiyatri uzmanı. Kalan her şeyin amatörü, talihli ucube, falsolu kul" olarak takdim ediyor. Özel ile yeni kitabı "Normal" ve farklı kuşakların normali algılama biçimleri üzerine konuştuk.

Soner Can

·

04 Kas 2026

Aristo'nun 'Altın Orta'sından Z kuşağının isyankarlığına: Enes Özel'le 'Normal' üzerine
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Gözünü bile kırpmadan: 'You Can See Everything'in aynalı labirenti

Nathan Fielder ve Lance Oppenheim imzalı Elizabeth Holmes belgeseli "You Can See Everything", son yılların en tuhaf ve katmanlı filmlerinden biri. Filmde herkesin, Nathan dahil, farklı yansımalarını görüyoruz; hem kendilerini gördükleri gibi, hem herkesin onları gördüğü gibi, hem de bizim onları gördüğümüz gibi. Bu ayna labirentinde herkes, herkesi, izleyiciye oynuyor. Ve izliyor.

Aslı Ildır

·

03 Kas 2026

Gözünü bile kırpmadan: 'You Can See Everything'in aynalı labirenti