
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
The Beach Boys’tan Good Vibrations şarkısını mırıldanırken 60’larda Londra sokaklarında yürüyorsunuz. Bu şehrin sadece 10 yılda kasvetli ve tutucu havasından sıyrılıp savaşın sıkıntılarını geride bıraktığına, nasıl özgürlük ve umut başkenti hâline geldiğine şaşırıyorsunuz. Her şeyin mümkün olabileceğini düşündüğünüz; insanların elbiseler, arabalar tasarladığı, renkli ve özgün butikler açtığı Carnaby Street’ten Sloane Street’e doğru yürüyorsunuz. Belki de çoktan King’s Road numara 138A’ya geldiniz ve Mary Quant’ın, eşi Alexander Plunket Greene'le birlikte açtığı Bazaar’dan içeri girdiniz.

Carnaby Street,1966
Kaynak: Standard
Mary Quant’ın eğlenceli devrimi: Quant, tasarladığı eğlenceli kıyafetlerle genç kadınların İkinci Dünya Savaşı sonrası gardıroplarına yerleştirilen tutucu ve boğucu beklentileri göz ardı etti. Quant, 60’ların Londra’sında gençlerin başlattığı dönüşümün kaynağı olmayabilir ama dönüşüm hareketini giydirdiği söylenebilir. Tasarladığı canlı ve neşeli kıyafetler genç kadınların yeni özgürlük anlayışı ihtiyacını karşılıyordu. Feminizmin ikinci dalgasında yeni yeni ortaya çıkan Quant, kadınların özgürleşmesi için vakti olmadığını söylüyordu. Hem tasarımları hem de markasının ticari başarısıyla dönemin çalışan kadınları için de güçlü bir rol model olmuştu. Süper mini etekler, şortlar, ıslak görünümlü PVC yağmurluklar, parlak jarse elbiseler, Peter Pan yakalar ve bluz üzerine giyilen, öğrencilerden esinlenilmiş önlük tarzında askısız elbiseler… Zamanının ötesinde tasarımlarıyla kadınları özgürleştiren kadın Mary Quant…

Kaynak: Independent
Ya bale dersleri olmasaydı? Quant’ın annesi onu bale derslerine göndermeseydi belki de mini eteğin o dönemdeki yükselişine şahit olunamayacaktı. Quant, bale derslerinden birinde yan sınıftan gelen heyecanlı müziği takip ediyor ve camdan baktığında tap dansı dersinin olduğunu görüyor. Odanın ortasında ise kendisinden birkaç yaş büyük bir kız dans ediyor. Dans eden bu kızı “Olmak istediğim her şeyin vizyonu” olarak tanımlıyor. Bob tarzında kesilmiş saçlarıyla kızın dans ederken 25 cm uzunluğunda pileli bir etek, dar siyah süveter ve tayt giydiğini söylüyor. Asıl hayran kaldığının ise kızın kıyafetinin tamamının ayakkabı ve çorapları odak hâline getirmesi olduğunu belirtiyor. Bileklere kadar uzanan beyaz çoraplar ve bileklerinden atkılı tap dans ayakkabıların Quant’ın tasarımlarına ilham kaynağı olduğunu görüyoruz.

Utrecht, 24 Mart 1969
Kaynak: Vogue
Mary Quant sergisi yeniden: 2019 Nisan ayında Londra’daki Victoria&Albert Müzesi ziyaretçileriyle buluşan Mary Quant sergisi, geçtiğimiz şubat itibarıyla 400 bin ziyaretçi sayısına ulaşmıştı. Christian Dior: Designer of Dreams ve Alexander ve McQueen: Savage Beauty sergilerinden sonra en çok ziyaret edilen üçüncü sergi olmuştu. Salgın olmasaydı belki de bu sayı çok daha fazla olacaktı. Londra’dan sonra bu yıl nisan-eylül ayları arasında İskoçya’nın Dundee şehrindeki V&A Müzesi'nde sergilenmesi planlanan ancak salgın nedeniyle ziyaretçileriyle buluşamayan koleksiyon 27 Ağustos itibarıyla ziyaretçilerini bekliyor olacak.
Nerede kalmıştık? Bazaar’a adım atmıştınız. Burası sadece Mary Quant’ın sürekli yenilenen, renkli, cesaretli ve aykırı tasarımlarının sunulduğu bir mağaza değil. Londra’nın atan kalbi hâline gelen, gençlerin ve sanatçıların bir araya gelebildikleri, müzik dinleyerek ücretsiz sunulan içeceklerin keyfini çıkardıkları, geç saatlere kadar açık bir vitrin. Belki siz de farklı tasarımları bir couture markasının mağazasına göre çok daha rahat bir ortamda görmek ve farklı bir alışveriş deneyimi yaşamak için kendinizi 60’ların Londra’sında Bazaar’da buldunuz. İster miydiniz?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Cesaret, soru sormakla ve kendi cevaplarını verebilmekle başlar. Moda dünyası, sorularını sordu. Cevaplarını verebilecek mi?
30 Ağu 2020

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
İnsanın toplulukla birlikte özneleşmesi, topluluğun içinde erimesini gerektirmez. Tersine, kendi sesini koruyabildiği, başkalarının sesini duyabildiği, ortak hayatı dönüştürmeye katılabildiği ölçüde, ben ile biz arasındaki ilişki yeni olanaklarla zenginleşerek güçlenir. Öyleyse birlikte yaşamanın sorusu, birarada kalırken birbirimizin özgürlüğünü nasıl koruyacağımızı yönelik olabilir. "Birlikte yaşamanın arkeolojisi" serisinin ikinci yazısında "kovuk, çember, eşik" kavramlarından hareketle birlikte yaşamanın sınırlarının nasıl çizildiğine odaklanıyoruz.

Ekonomik baskılar ve belirsizlik, liderliği giderek operasyonel hedeflere ve bütçe takibine indirgiyor. Oysa teknolojik dönüşümden iklim krizine uzanan çok katmanlı bir dünyada stratejik öngörüden zihniyet değişimine, insan odaklı yaklaşımlardan değişim öncülüğüne uzanan yeni liderlik anlayışı, bugünü yönetmenin ötesinde geleceği okuyabilmeyi gerektiriyor. Peki liderler bu dönüşüme nasıl hazırlanabilir?

İnsanların hikayelerini çoğu zaman başarıları, kazandıkları ödüller ve kariyerlerindeki dönüm noktaları üzerinden anlatıyoruz. Peki sahip oldukları imkanlarla başkalarının hayatında neyi değiştirdiler? "Etki Alanı" yazı dizisinin ilk bölümünde doğduğu bölgede binlerce insana geçim kapısı açan ve milyonlarca çocuğa kitap ulaştıran bir program başlatan country müziğin en tanınmış isimlerinden Dolly Parton var.

İstanbul’da dere yatakları yıllar içinde beton, yol, sanayi tesisleri ve konutlarla kuşatılırken kentin doğal su yolları giderek daraldı. İmar kararları, plansız yapılaşma ve altyapı yetersizlikleri, şiddetli yağışları sel felaketine dönüştüren riskleri büyüttü. İstanbul’un kayıp dereleri, kentin doğayla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini ve yağmur suyunun önündeki engellerin nasıl biriktiğini gözler önüne seriyor…

Deniz kabuğunun derinliklerinde yankısını dinleyen özne, kendi sesiyle birlikte dışarıdaki dünyanın çok sesli çağrısını da işitmeye başladığında, artık ne tamamen içeridedir ne de tamamen dışarıda... Kabuk, hapishanesi olmaktan çıkar, bir köprü hâline gelir. Ve bu köprüden geçenler, içeride biriktirdikleri yankıyı yanlarında götürerek, onu müşterek bir dünyanın inşasında kullanmayı öğrenirler.



