Likya mirasının izinde imece usulü festival: Kaş Tiyatro Günleri

“Likya Kültürel Mirası” temasıyla 15-18 Ekim’de beşinci kez düzenlenen Kaş Tiyatro Günleri, bu yıl Kaş’ın yanı sıra Myra ve Patara’ya da uzanıyor. Festivalin kurucularından, Kaş Çevre ve Kültür Derneği Başkanı Ahmet Murat Akoy ve gönüllü destekçi Aslınur Sarıca’yla tiyatronun, ekolojik mücadelenin ve birlikte üretmenin açtığı alanı konuştuk.
Likya mirasının izinde imece usulü festival: Kaş Tiyatro Günleri

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Akdeniz’in kıyısında, antik taşların gölgesinde tiyatro yeniden hayatla buluşuyor. “Likya Kültürel Mirası” temasıyla 15-18 Ekim’de beşinci kez düzenlenen Kaş Tiyatro Günleri, bu yıl Kaş’ın yanı sıra Myra ve Patara’ya da uzanıyor. Arkeoloji, mitoloji ve tiyatroyu buluşturan festival, 12 oyun, arkeoloji gezileri ve atölyelerle dört gün boyunca her yaştan izleyiciyi Likya coğrafyasında biraraya getirecek.

  • Bu karanlık günlerde asıl güç kaynağı, bütün o bunaltıcı gerçeklerden kaçmak değil, birarada olmak ve bir festivali birlikte mümkün kılmak belki de. Bazen bir festival, tiyatronun hayatın içinde, ekolojik mücadelede ve birarada olma ısrarında ne kadar önemli bir yeri olduğunu yeniden hatırlatıyor.

Kaş’ta ekim, yalnızca yazın ardından gelen bir ay değil; tiyatronun sokaklara, antik taşlara ve Akdeniz’in ritmine karıştığı bir buluşma zamanı. Beş yıldır sahneyi alışıldık sınırlarından çıkaran Kaş Tiyatro Günleri, seyircilerin yalnızca izlemek için değil, mekanla, sanatçılarla ve birbirleriyle temas etmek için de biraraya geldiği bir alan açıyor. Tiyatroyu gündelik hayatın içinden yeniden düşünmeye çağırıyor.

Kaş Tiyatro Günleri’nin ilk kurucularından, aynı zamanda Kaş Çevre ve Kültür Derneği Başkanı Ahmet Murat Akoy ve Antalya’dan oyuncu, eğitmen ve festival gönüllü destekçisi Aslınur Sarıca’yla beş yıllık yolculuğu, bölgede yarattığı değişimi ve bağımsız tiyatroya açtığı alanı konuştuk.

Ahmet Bey, sizinle başlayalım istiyorum. Bu sene beşinci kez Kaş Tiyatro Günleri’ni bizlerle buluşturuyorsunuz. Festivalin en önemli yönünün, ekoloji mücadelesi içinden çıkması olduğunu düşünüyorum. Bir tiyatro festivalinin doğa ve yaşam alanları mücadelesiyle buluşması nasıl mümkün oldu?

Ahmet Murat Akoy: Kaş Çevre ve Kültür Derneği’ni kurarken Kaş’ın denizel, karasal ve kültürel değerlerini korumayı, aynı zamanda burada yaşayan insanların nitelikli sanat etkinliklerine erişmesini amaçladık. Bu amaçlar bizim için birbirine çok yakın. Yaşadığımız yere sahip çıkmak, burada nasıl bir hayat kurmak istediğimiz üzerine düşünmeyi de içeriyor. Sanatın bu hayatın içinde önemli bir yeri var.

Tiyatro biraraya getirir!

Tiyatronun bu mücadelede nasıl bir rolü olabilir? Sizce ekolojik mücadele ile tiyatro yapmanın benzer yönleri var mı?

A.M.A: Tiyatro Günleri insanları biraraya getiriyor, birbirimizin hikayelerini duymamızı ve başka birinin gözünden bakabilmemizi sağlıyor. Ekoloji mücadelesinde de buna ihtiyacımız var. Geçen yıl temamız üzerinden mermer ocaklarından kıyılara erişime, denizimizin kirlenmesinden ormanlar üzerindeki baskılara, mücadelenin nasıl sürdürülmesi gerektiğine kadar pek çok meseleyi performanslar, belgeseller ve buluşmalar aracılığıyla gündeme getirerek konuşma, tartışma imkanı bulduk. Etkinlik, sorunların konuşulması ve çözülmesi için bir alan oluşturdu. Tiyatronun biraraya getirme, birlikte düşünme ve hissetme gücünün bu sorunlarla mücadele edebilmek için önemli bir zemin oluşturduğunu düşünüyorum.

Kaş Tiyatro Günleri’nin Kaş’ta tiyatroya bakışı değiştirdiğini düşünüyor musunuz?

A.M.A: Kaş’ta tiyatroyla karşılaşma imkanını artırdığımızı söyleyebilirim. Burada özellikle turizm sezonu dışında kültür-sanat etkinlikleri çok sınırlı. Bir oyun izlemek için çoğu zaman Antalya’ya ya da Fethiye’ye gitmek gerekiyor. Bunun hem zamansal hem de ekonomik açıdan bir karşılığı var. Oyunları insanların yaşadığı yere getirdiğinizde bu karşılaşma kolaylaşıyor. Çocuk oyunlarını köylere, performansları sokaklara ve kamusal alanlara taşımamız da bu yüzden önemli. İnsanların gündelik hayatlarının içinde tiyatroya yer açmaya çalışıyoruz. Beş yılda Kaş’ın tiyatroya bakışının bütünüyle değiştiğini söylemek iddialı olur ama düzenli bir buluşmanın zeminini oluşturduğumuzu düşünüyorum. 

Festivalin başından bu yana Kaşlıların, esnafın ve gönüllülerin desteğiyle ücretsiz düzenlenmesi önemli. Festivali gönüllüler mümkün kılıyor diyebiliriz. Bu gönüllülük faaliyetlerini, festivali nasıl mümkün kıldıklarını anlatır mısınız biraz?

A.M.A: İlk yıl büyük bir sponsor ya da belediye desteği olmadan, birbirimize güvenerek başladık. Oteli olan odasını açtı, restoranı olan yemek verdi, transfer firması ulaşımı sağladı, marangoz sahne kurdu. Video üreteninden küratörüne kadar pek çok insan bilgisini ve emeğini paylaştı, biraraya getirdi. Bu hâliyle KTG için kültür etkinliği imecesi diyebiliriz.

İlk yıl 41 yerel esnafın desteği vardı; bugün bu sayı 90’a yaklaştı. Gönüllülerimiz de 10’a yakın kişiden, aralarında Akdeniz Üniversitesi Tiyatro Bölümü öğrencilerinin bulunduğu 30’un üzerinde kişiye ulaştı. Zaman içinde belediyenin, kamu kurumlarının ve kültür fonlarının desteği de eklendi. Ama yerel dayanışma hâlâ festivalin temelini oluşturuyor. Ücretsiz olması, sanata erişimin önünde ekonomik bir engel bulunmaması için yaptığımız bir tercih. Bu tercihi sürdürebilmemizi sağlayan da maliyeti ve emeği birlikte üstlenmemiz. Kaş esnafı ve gönüllülerimiz olmadan bu etkinliği yapamazdık.

Bu dayanışma, bölgede bir festival yapmak için beraber çalışma, genelde İstanbul dışında karşımıza çıkıyor. Bergama Tiyatro Festivali de sizin gibi gönüllülerin ve Bergamalıların desteğiyle devam eden bir gelenek. Aslınur Hanım, size sorayım: İstanbul gibi kültür-sanatın yoğunlaştığı merkezlerin dışında festival yapmak neleri mümkün kılıyor, neleri zorlaştırıyor?

Aslınur Sarıca: İstanbul’da otuz yıl yaşamış ve üretmiş biri olarak, metropolün sunduğu konforlu altyapıyı da yarattığı devasa sıkışmışlığı da çok iyi biliyorum. Kaş gibi merkezden uzak bir coğrafyada büyük bir etkinlik yapmak, her şeyden önce sanatı o steril, sınırları çizilmiş sahnelerden çıkarıp mekanla çok daha organik ve bedensel bir diyaloğa sokmayı mümkün kılıyor. Antik dokunun, rüzgarın, taşın veya o anki ısının performansa doğrudan bir aktör olarak katıldığı, mekana özgü ve anın ekolojisiyle sürekli yeniden şekillenen bir ifade alanı açıyoruz. Burada seyirci ve sanatçı arasındaki mesafeler kapanıyor, izleme deneyimi somatik ve katılımcı bir hâle bürünüyor.

İşin zorluklarına gelince; elbette lojistik, teknik donanım ve finansal sürdürülebilirlik İstanbul’daki gibi elinizin altında değil. Kendi altyapınızı, ağlarınızı ve dayanışma pratiklerinizi adeta sıfırdan örmek, inisiyatif almak zorundasınız. Sürecin, malzemenin ve ekibin taşıdığı bu yapısal kırılganlık, ilk bakışta bir dezavantaj gibi görünse de aslında bizi birbirimize çok daha sıkı kenetliyor ve yaratıcı çözümler bulmak konusunda ustalaştırıyor.

Dayanışmadan güç almak

Bu kez ikinizin de cevaplarını merak ediyorum. Beş yılın sonunda Kaş’ta üretmek size ne öğretti?

A.S: Beş yılın sonunda Kaş’ta üretmek bize şunu öğretti: Dayanışmadan güç alarak üretim yapmak mümkün. Merkez dışına taşmak üretim hızımızı, doğayla ve birbirimizle ilişki kurma biçimimizi dönüştüren bir eylem. Doğanın ve mekanın kendi ritmine uyumlandığınızda, imkansızlık gibi görünen şeyler yerini çok güçlü, kolektif ve yaratıcı bir dirence bırakıyor.

A.M.A: Beş yılın sonunda öğrendiğimiz en önemli şeyin tüm zorluklara rağmen elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıp, inatla devam etme direncini korumak olduğunu söyleyebilirim.

Bu yıl “Likya Kültürel Mirası” temasıyla Kaş’ın yanı sıra Myra ve Patara’ya da yayılıyorsunuz. Arkeolojik alanları tiyatro, mitoloji ve anlatıyla buluşturmanız hakkında ne söylemek istersiniz?

A.M.A: Kaş, Patara ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne kaydedilen Ksantos’un da aralarında bulunduğu antik kentleriyle, Likya kültürel mirasının izlerini taşıyan bir açık hava müzesi. Bu antik kentleri birbirine bağlayan dünyanın en iyi yürüyüş rotalarından biri olarak anılan Likya Yolu her yıl binlerce insanı kendine çekiyor. Ana sahne oyunlarımızı iki bin yıllık Antiphellos Antik Tiyatrosu’nda oynuyoruz. Performansların birçoğu yine Likya Kültürel Mirası’nın izlerinin olduğu kamusal alanlarda yapılıyor.

Bu alanların korunmasının bir yolu da bilinirliğinin ve görünürlüğünün arttırılmasından geçiyor. En çok da o yörede, bu mirasın üzerinde yaşayan insanımız tarafından bilinmesi, sahip çıkılması gerekiyor. Bu sebeple bu yıl "Likya Kültürel Mirası" temasını işleyeceğiz. Myra ve Andriake kazı başkanlığını yürüten Prof. Dr. Nevzat Çevik ile Myra Antik Kenti’ni ve Likya Uygarlıkları Müzesi’ni, Patara kazı başkanı Dr. Öğr. Üyesi Şevket Aktaş ile Patara Antik Kenti’ni tanıyacağız Patara kazılarını başlatan ve 20 yıl emek veren ilk kazı başkanı Fahri Işık ile Likya’yı konuşacağız.

Beş yılın sonunda seyirci, sanatçı ve yerel kültür-sanat ortamı açısından nasıl bir dönüşüm gördünüz?

A.M.A: İmeceyle hayata geçirilen böyle bir etkinliğin birçok insana cesaret verdiğini düşünüyoruz. İlk yıl tiyatroya ilk kez gelen seyircilerle karşılaştık. Bugün İstanbul, Ankara ve İzmir gibi şehirlerden izleyiciler de ekim ayında Kaş’a geliyor. KTG’nin sadık bir seyirci kitlesi oluşturmasını, sanatçılara eşsiz deneyimler yaşatmasını ve Kaş’ta tiyatro topluluklarının oluşmasını diliyoruz.

A.S: Festival, geçici bir etkinlik olmaktan çıkıp Kaş’ın kendi dinamikleriyle nefes alan bir ekosisteme dönüştü. Seyirci daha aktif bir role bürünürken sanatçılar için de risk alabilecekleri, doğayla ve birbirleriyle temas kurabilecekleri güvenli bir alan yarattı. Merkez dışındaki üretimlerin sürdürülebilirliğine dair inancı güçlendirdi.

Festivalin gerçekten bölgeye dokunduğunu size hissettiren, aklınızda kalan bir karşılaşma ya da hikaye var mı?

A.M.A: Birinin etkinliklerin kendisine iyi geldiğini söylemesi, bütün emeğin insanda nasıl bir karşılığı olduğunu hatırlatıyor. Ülke bu kadar büyük bir karanlıktan geçerken birlikte güzel bir etkinliğin parçası olmak hepimize iyi geliyor.

A.S: En kıymetli karşılaşma anı İstanbul ve Antalya arasındaki kültür-sanat köprüsünü güçlendirmek diyebilirim. Antalya’da yaşayan genç sanatçıların ve aynı zamanda Antalya’da okuyan sanat öğrencilerinin kendi şehirlerinde İstanbul’dan gelen işlerle karşılaşmaları, sanatçılarla diyalog geliştirebilmeleri ve alternatif, farklı, zengin üretim çeşitlerine ulaşabilmeleri çok büyük bir imkan sağlıyor. Bu kısacık karşılaşma, festivalin sadece dışarıdan gelen sanatçıların kendi aralarında ürettiği kapalı bir devre olmadığını bize çok iyi gösteriyor.

Kaş Tiyatro Günleri bir insan olsaydı, beşinci yılında nasıl biri olurdu? Beş yılda ne öğrendi, neye itiraz etmeye devam ediyor?

A.M.A: Biraz yorgun, çok heyecanlı, dostları kalabalık ve hâlâ hevesli, umudunu elden bırakmayan biri olurdu. Bazen imkanlarının sınırına gelen ama her yıl yeniden buluşmayı başaran KTG, yardım istemeyi, imkanlarını paylaşmayı ve herkese emeğiyle katılabileceği bir alan açmayı öğrendi.

A.S: Çıplak ayakla toprağa basan, rüzgarın yönüne göre hareket eden ama kökleri antik bir hafızaya uzanan biri olurdu. Her şeyi kontrol etmeyi bırakıp mekanın ve anın ekolojisine teslim olmayı öğrendi. Sanatın devasa binalara, steril sahnelere ve metropollerin tüketim kültürüne hapsedilmesine itiraz ediyor; bağımsız tiyatronun yaratıcı kırılganlığını savunuyor.

Neler var?

Kaş Tiyatro Günleri, "Likya Kültürel Mirası" temasıyla 15-18 Ekim arasında beşinci kez seyirciyle buluşmaya hazırlanıyor. Dört gün boyunca antik Likya coğrafyasının üç ayrı noktasına yayılacak olan Kaş Tiyatro Günleri; arkeoloji, mitoloji ve tiyatroyu biraraya getirip, yerel ve ulusal sanatçılar eşliğinde seyirciye dört günlük bir şenlik yaşatacak. Kaş Tiyatro Günleri bir kez daha Kaş Çevre ve Kültür Derneği tarafından, Kaş esnafı ve gönüllülerin maddi ve manevi katkısıyla hayata geçiyor… Kaş Tiyatro Günleri kapsamındaki tüm oyunlar seyirciyle ücretsiz olarak buluşacak.

  • Sevgili Arsız Ölüm/Dirmit, Monologlar Müzesi Pavyon, Yıldız, Apsolit ve Gong gibi bağımsız yapımlar bu kez Kaş’ta.
  • Yaklaşık 40 yıldır Kaş’ta tiyatro yapan Yeşilköy Halk Tiyatrosu’nun Bizim Köyün Sosyetesi, Genç Sahne kapsamındaysa Mono Creative’in Uyku, Ölüm, Dondurma, Ülke yapımı sahnelenecek.
  • Myra Antik Kenti ve Likya Uygarlıkları Müzesi, kentin kazı çalışmalarını uzun yıllar yöneten Prof. Dr. Nevzat Çevik eşliğinde gezilecek. Patara Antik Kenti gezisine ise kazı başkanı Dr. Şevket Aktaş eşlik edecek. Böylece festival seyircisi, oyunları izlemenin yanı sıra antik kentler, kazı çalışmaları ve Likya uygarlığının bıraktığı izler hakkında uzmanlardan bilgi alma fırsatı bulacak.
  • Çocuk ve Gençlik Sahnesi seçkisinde ACT Project’in Of Ah Oh ve Boş Sahne’nin Kum Feneri adlı oyunları gençlerle; ASSITEJ Genç Sahne’nin Dünyadaki En Güzel Şey, Güzel Şehir Kumpanyası’nın Karınca Kararınca ve Tiyatro Keşif’in Martıya Uçmayı Öğreten Kedi adlı oyunları ise çocuklarla buluşacak. 
  • Antiphellos Antik Tiyatrosu’nun ana sahne olduğu festivalde oyunlar, Kaş merkezinin yanı sıra Myra ve Patara’ya uzanan farklı tarihî ve kamusal mekanlarda seyirci karşısına çıkacak.
  • Kaş Tiyatro Günleri’nin ilk günden bu yana Kaş esnafının desteği ve gönüllülerin emeğiyle, nitelikli sanat etkinliklerine erişimin önünde engel olmaması amacıyla ücretsiz düzenlendiğini bir kez daha hatırlatalım.

Yaza veda etmeye henüz hazır olmayanlar için hatırlatalım: Kaş’ta ekim, tiyatroyla, dayanışmayla ve biraraya gelmekle geçecek. Yolunuzu düşürün deriz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali: 'Yerel, küçük, yavaş'

Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali’nin etkinlik koordinatörü Nigar Mat ile festivalin yerelle kurduğu bağı, adanın ekolojik sorunlarını ve dayanışmayla bir festival sürdürmenin koşullarını konuştuk.

Emre Eminoğlu

·

12 Eki 2026

Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali: 'Yerel, küçük, yavaş'
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bir neslin geçmişiyle buluşması: Çilekeş 16 yılın ardından yeniden sahnede

Çilekeş, Epifoni Organizasyonu ile 16 yıl sonra orijinal kadrosuyla sahneye döndü. Grup yalnızca eski şarkılarını çalmadı, kolektif bir kitlenin parçası olmamızı da sağladı.

Eda Solmaz

·

12 Eki 2026

Bir neslin geçmişiyle buluşması: Çilekeş 16 yılın ardından yeniden sahnede
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Baş karakterini unutan film: Unabomber

Ted Kaczynski’nin hayatı, sinemanın tekrar tekrar dönmek isteyeceği kadar çok soru barındırıyor. Netflix’te yayımlanan "Unabomber", aynı hikayeye bu kez gençlik yıllarındaki psikolojik deneyler üzerinden yaklaşıyor. Öte yandan filmde Kaczynski’nin üslubu, neyi neden yazdığının önüne geçiyor. Metz’in filmi, kendisine konu ettiği karakterin izlerini takip ederken onunla karşılaşmamak için elinden geleni yapıyor.

Ömer Şentürk

·

12 Eki 2026

Baş karakterini unutan film: Unabomber
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Nermin Ülker: 'Bazen ifade etmenin yolu eksik bırakmaktan geçiyor'

Nermin Ülker’in "Dört Köşeli Üçgen: Yerini Bulamamış Cümlelerin Anıtları" adlı sergisi, Filiz Ağdemir küratörlüğünde 16 Ekim-5 Aralık arasında Black Light Gallery’de izleyiciyle buluşacak. Sergi kapsamında Nermin Ülker ve Filiz Ağdemir ile sohbet ettik.

Burcu Dimili

·

12 Eki 2026

Nermin Ülker: 'Bazen ifade etmenin yolu eksik bırakmaktan geçiyor'
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Kendini ifade etmekte zorlanan ergenler için kitap reçetesi

Duygularımızı düşünmekle onları ifade etmek arasında sandığımızdan daha uzun bir mesafe var. Hatta bazen düşünmek, ifade etmenin alternatifi hâline geliyor. İnsan kendi zihninde o kadar uzun zaman geçiriyor ki başkalarıyla konuşmak zorunda kalmıyor. Ergenlikte bütün bunlara bir de başkalarının ne düşündüğüne dair hassasiyet ekleniyor. Kendini ifade etmekte zorlanan ergenler için üç kitap.

Aslı Perker

·

09 Eki 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Kendini ifade etmekte zorlanan ergenler için kitap reçetesi