Maceraperest bir mimar, şanslı bir çilekeş: Arif Hikmet Koyunoğlu

İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün yeni sergisi "Maceraperest Bir Mimarın Fotoğrafhanesi", Cumhuriyet dönemi mimarlarından Arif Hikmet Koyunoğlu’nun çektiği fotoğraflar aracılığıyla çokyönlü kişiliğine odaklanıyor. Sergi, bir mimar olarak tanıdığımız Koyunoğlu’nu adım adım yeniden keşfetme imkanı sunuyor.
Maceraperest bir mimar, şanslı bir çilekeş: Arif Hikmet Koyunoğlu

Cumhuriyet dönemi mimarlık tarihinin en kuvvetli figürlerinden, modern Türkiye’nin inşa sürecinde yeni bir mimarlık dili oluşturma projesinin aktörlerinden biri Arif Hikmet Koyunoğlu. Dağınık bir alanda kurulmaya çalışılan “millî” mimari dilin üretiminde onun ve Mimar Kemalettin, Vedat Tek, Giulio Mongeri, Ernst Egli gibi isimlerin arayışları öne çıkar. 

Bugün Ankara Resim Heykel Müzesi’ne ev sahipliği yapan eski Türk Ocağı Binası, Hariciye Vekaleti, Çocuk Esirgeme Kurumu binası ve Etnografya Müzesi gibi yapılarıyla Ankara’nın bir başkent olarak yeniden inşasında da rolü vardır. Yine bugüne ulaşamayan birçok sivil mimari yapıda imzası bulunur. En çok ve çoğunlukla da sadece mimarlığıyla bilinir. Oysa Koyunoğlu’nun çocukluğundan itibaren sürdürdüğü, zorunlu veya keyfî birçok uğraşı, mesleği var: Ahşap ve taş işçiliği, aşçılık, nalburluk, madencilik, tüccarlık, fotoğrafçılık ve dahası... 

Hoş geldin! Aposto Premium üyelerine özel bu içeriği okumak için Premium üye olabilir ya da Premium hesabına giriş yapabilirsin.

Aposto Premium
Ayda

  • Aposto'nun tüm arşivine ve güncel yayınlara sınırsız erişim.
  • Yükselen endüstrilerden gelişme ve içgörüleri aktaran, entelektüel dünyanı besleyecek Premium üyelere özel makale ve bültenler.
  • Gündemdeki gelişmeleri küresel bir perspektifle aktaran analizler.
  • Aposto Radyo için hazırladığımız podcast ve sesli belgesellere websitemiz ve mobil uygulamamızdan erişim imkanı.
Aposto Premium üyesi misin? Giriş yap
demet
Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Seren Erciyas

Kültür-sanat editörü

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

OKUMAYA DEVAM EDİN

DuendeDuende

HİKAYE

MUBI Fest'te neler izledik?

İki yıllık aranın ardından geçen hafta sonu İstanbul’a dönen MUBI Fest'in atmosferine ve Cannes’dan taşıdığı dört filme yakından bakıyoruz.

Emre Eminoğlu

·

07 Eyl 2026

MUBI Fest'te neler izledik?
DuendeDuende

HİKAYE

Kurucu şiddetin öğle vakti: Kan Meridyeni

Cormac McCarthy’nin 1985’te yayımlanan büyük romanı "Kan Meridyeni"ni okurken insanın aklına zaman zaman şu tuhaf düşünce geliyor: Belki "Dünya masumdu ve biz onu bozduk" anlatısı baştan beri fazla iyimserdi.

Ömer Şentürk

·

07 Eyl 2026

Kurucu şiddetin öğle vakti: Kan Meridyeni
DuendeDuende

HİKAYE

Teenage Sex and Death at Camp Miasma: Final kızının beklenmedik hikayesi

Jane Schoenbrun, yeni filmi "Teenage Sex and Death at Camp Miasma"da slasher alt türünün tüm özelliklerini ters yüz ederek ortaya türün eleştirisini de merkezine aldığı, kitsch estetikle bezeli bir anlatı ortaya koymuş. Ortaya bu eleştiriyi dört başı mamur bir şekilde görsel dünyaya taşıyan ve mizahı elden bırakmayan bir slasher filmi çıkmış.

Sezen Sayınalp

·

07 Eyl 2026

Teenage Sex and Death at Camp Miasma: Final kızının beklenmedik hikayesi
DuendeDuende

HİKAYE

Rock En Seine sahnesinde dünyanın karanlığına karşı: 40 bin kişilik The Cure korosu

Paris’te düzenlenen Rock En Seine festivalinin son gününde The Cure, 40 binden fazla kişiye 3 saate yakın süren bir performans sundu. 67 yaşındaki Robert Smith’in sesi, geçen yıllara rağmen daha da güçlü ve bir o kadar kırılgan. Karanlığın, yalnızlığın ve umudun şarkılarını birlikte söyleyen binlerce kişiyle birlikte yazı The Cure’un müziğiyle uğurluyoruz.

Eda Solmaz

·

07 Eyl 2026

Rock En Seine sahnesinde dünyanın karanlığına karşı: 40 bin kişilik The Cure korosu
DuendeDuende

HİKAYE

'Yalvaç'ın yazarı Selda Uygur: Biraz cesaretle baktığımızda taşın bile bir ruha sahip olduğunu görürüz

Selda Uygur, yeni romanı "Yalvaç"ta iki farklı çağdan tutkularının peşindeki iki kadının özgürleşme öyküsünü ve zaman algısını, benlik ve kişiliklerini korumak için ortaya koyduğu mücadeleyi, iki farklı zaman koridorunda işliyor. Uygur ile zamanın ruhuna ve dair söyleşirken onun hiç değiştiremediği savaşları ve tutkuları, kahramanları Gece ve Livia üzerinden anlamaya çalıştık.

Soner Can

·

04 Eyl 2026

'Yalvaç'ın yazarı Selda Uygur: Biraz cesaretle baktığımızda taşın bile bir ruha sahip olduğunu görürüz