Mağaralardan bugüne yankılanan müzik

İlk insanlarla benzer seslerden hoşlanmamız, belirli müzikal bağlantılara biyolojik olarak yatkınlığımız olduğunu mu gösteriyor?
Mağaralardan bugüne yankılanan müzik

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Hayatımızın ilk anından son günlerimize kadar en çok iletişim kurduğumuz sanat formu müzik. Hepimizin bir favori şarkısı var, hepimiz bazı şarkıları ilk duyduğumuz anı tüm netliğiyle hatırlıyoruz, hepimiz kendi kendimize bir şeyler mırıldanıyoruz. Peki neden? Müzik neden insan yaşamının bu kadar ayrılmaz bir parçası? Neden bazı sesler hüzünlüyken bazıları mutlu geliyor? Dünyanın ayrı yerlerinde, birbirinden bağımsız kültürler müzikle nasıl birbirine çok benzeyen ilişkiler kuruyor? “Müziğin Etkisinde” serisinde insanlığın en büyük ortak paydalarından olan müziği daha önce düşünmediğimiz biçimlerde düşünüyoruz. 

Röportajlarda müzisyenlere içinde müzik olan ilk anılarını soruyorum bazen. Bu soru onları aile arabasında çalan şarkılara, evde mırıldanılan melodilere, oyunları içinde uydurdukları müziklere götürüyor. Varoluşçu psikolog Rollo May, Yaratma Cesareti eserinde, yaratıcılığın koşullarından biri olarak gördüğü “kavrayış” ortaya çıktığında çevremizdeki renklerin keskinleştiğini, sanki dünyanın yarı saydam olduğunu söyler. Bu hissi çoğumuz, hayatımızda iz bırakan şarkıları ilk dinleyişimizde yaşamışızdır. Müziğin de May’in bahsettiği kavrayış gibi yaşama deneyimini yoğunlaştırma gücü var. 

Müziğe dair ilk anılarımız: Keele Üniversitesi’nden Alexandra Lamont, yaptığı deneylerde anne karnında belirli bir müzik eseri dinletilen bebeklerin, doğumdan bir yıl sonra aynı eser dinletildiğinde onu tanıdıklarını tespit etmiş. Bu, çocukluğun ilk yıllarına dair bir hafızamız olamayacağı fikriyle çelişiyor ve müziğin, dil ya da farkındalık oluşmamışken bile hafızamızda yer edebildiğini kanıtlıyor. Ağır hafıza kaybı yaşayan Alzheimer hastaları ise çoğunlukla ergenliklerinde dinledikleri şarkıları hatırlayabiliyor. Hayata dair ilk ve son anılarımızda kendine böyle büyük yer bulan müzik, insanlar için neden bu kadar önemli? 

Mağara akustiğinde: Arkeolojik kayıtlar bize müziğin dünyanın her yerinde, her dönemde insan yaşamının bir parçası olduğunu gösteriyor. Atalarımız yaklaşık 50 bin yıl önce, henüz tarım yapmaya başlamamışken avladıkları hayvanların kemiklerinden flüt yapıyordu. Onlar da bizim gibi çok sessiz ortamlarda tedirgin olup ıslık çalıyor, çocuklarına melodiler mırıldanıyorlardı. İnanması güç olabilir ama kulaklarına hoş gelen armoniler, bugünkülerden çok farklı değildi.

Reverb ve echo: Müzisyen Jarvis Cocker, Yeraltının Sesi başlıklı makalesinde modern müziğin mağaralardaki kökleri üzerine düşünüyor. Mağara resimlerinin yankının çok olduğu noktalarda yoğunlaşması, Neanderthal akrabalarımızın müzik yaptıkları yerleri tıpkı bugünkü sahneler gibi görsellerle süslemesinden mi kaynaklanıyordu? Acaba bugün rock müzikte kullanılan en popüler efektlerin reverb ve echo olması, mağaralara dayanan geçmişimizle bağlantılı mı? İlk insanlarla benzer seslerden hoşlanmamız, belirli müzikal bağlantılara biyolojik olarak yatkınlığımız olduğunu mu gösteriyor?

Bu duygular nereden geliyor? Muhtemelen varoluşumuzun başından beri müzik yapıyoruz ve bunu belirli ölçeklere göre yapıyoruz. Duke Üniversitesi’nden Dale Purves, müziğe dair biyolojik temelimizin müzik ve konuşma arasındaki benzerlik olduğunu ileri sürüyor. İngilizce ve farklı dillerde 600 konuşma örneğini sessiz harflerden temizleyen, sadece ses tellerimizle çıkardığımız sesleri bırakan Purves ve ekibi, bu sesleri notaya aktardığında en yüksek ve öne çıkan seslerin bugün batı müziğinde kullanılan 12 notaya denk düştüğünü görüyor.

Mutlu ve melankolik: Konuştuğumuz kişinin ses tonundan duygularını anlayabiliyoruz. Mutsuz olduğumuzda kullandığımız ton ve melodilerle heyecanlı olduğumuzda kullandıklarımız birbirinden farklı. Müzikte de bazı sesleri ve melodileri melankolik, bazılarını ise mutlu olarak algılamamızın sebeplerinden biri bu olabilir. Majör gamların neşeli, minör gamların hüzünlü olduğu düşüncesi ise farklı kültürlerin müzik gelenekleri tarafından sarsılıyor. (Yine de müzikolog Deryck Cooke, Slav ve İspanyol müziğinde minör gamların neşeli müzikler için kullanıldığı hatırlatıldığında, bu toplumların hayatları çok zor olduğu için mutluluğun ne olduğunu bilmediklerini iddia ediyor.)

Ayna nöronlar: Müzik dinlerken ateşlenen ayna nöronlarımız sayesinde, dinlediğimiz piyanistin piyano çalarken kullandığı kaslarla ilişkili nöronlar beynimizde ışıl ışıl yanıyor. Müziğin binbir çeşit duygu hissettirmesinde, şarkıların anlatılarıyla birleştirdiğimiz kişisel deneyimlerimizin yanında ayna nöronların da etkisinin olması mümkün. 

İster doğa seslerinin taklidinden doğmuş olsun ister savaşçıları transa sokma ihtiyacından; müzik, tarih öncesinden beri insanı insan yapan şeylerden biri. Doğumumuzdan ölümümüze kadar her önemli anımızda; ninnilerde, oyunlarda, düğünlerde, cenazelerde bizimle. Müzisyen David Byrne’ün dediği gibi sosyal bir tutkal. İyi ki müzik var. 

Kaynaklar
Byrne, David, How Music Works, Canongate, 2012
Levitin, Daniel J., Müziğin Etkisindeki Beyin, Pegasus Yayınları, 2015
Cocker, Jarvis, The Sound of the Underground, 2020 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

Müzik bize ne yapıyor böyle?

Ayna nöronların hilesi, Fazıl Say'ın Suya Yazılan'ı, Sagopa Kajmer'in Yunus EP'si.

11 Eyl 2020

Müzik bize ne yapıyor böyle?

YAZARLAR

Artemis Günebakanlı

Duende müzik yazarı

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Amerika’da bir Türk underdog: Aykut Özen ve grubu Ölüm

Ölüm’ün hikayesi, İzmir’den The Strokes’un ön grubu olarak çıktıkları Red Rocks sahnesine uzanıyor. Türkçe sözlü saykodelik rock grubu Ölüm’ün arkasındaki isim olan Aykut Özen; Los Angeles’taki hayatını, 70’lerin parlatılmamış çiğ ruhunu ve ABD müzik sahnesinde ses getiren kırılma anlarını anlatıyor.

Eda Solmaz

·

03 Ağu 2026

Amerika’da bir Türk underdog: Aykut Özen ve grubu Ölüm
DuendeDuende

HİKAYE

Bir kentin tiyatronun ta kendisine dönüşümü: Bergama, neden tiyatrosun sen?

İlki 2018’de düzenlenen Bergama Tiyatro Festivali bu sene 7-8-9 Ağustos’ta yapılacak. Peki kendi kaderine terk edilmiş bir Ege kasabası nasıl tiyatroya, kolektif emeğe, yeni ihtimallere ve yerelden yükselen umudun ta kendisine dönüştü?

Bahar Çuhadar

·

03 Ağu 2026

Bir kentin tiyatronun ta kendisine dönüşümü: Bergama, neden tiyatrosun sen?
DuendeDuende

HİKAYE

İşe Yarar Bir Hayalet: Unutturuldu sanılan hafıza nasıl geri döner?

"İşe Yarar Bir Hayalet", daha ilk dakikalarında bütün derdini anlatıyor. Bir sanat merkezinde, Tayland toplumunun kolektif belleğini temsil eden bir rölyefin yapımını izliyoruz. Keşiş, asker, işçi, köylü, öğrenci, atlet, çocuk, keçi... Bir toplumun hafızasını oluşturan figürler tek bir yüzeyde buluşuyor. "İşe Yarar Bir Hayalet"te kabul görmenin ölçüsü kim olduğunuz değil, kimin işine yaradığınız. Filmin adındaki ironi de tam burada yatıyor.

Tuba Büdüş

·

31 Tem 2026

İşe Yarar Bir Hayalet: Unutturuldu sanılan hafıza nasıl geri döner?
DuendeDuende

HİKAYE

Bir büyüme hikayesi: Spider-Man nasıl farklı hisseden herkesin kahramanı oldu?

Spider-Man’in radyoaktif örümcek ısırığından gizli kimliğine, kayıplarından kendini kabullenme mücadelesine uzanan hikayesi, farklı hisseden herkesin kendisinden bir şeyler bulabileceği bir büyüme anlatısı aynı zamanda. "Brand New Day" ise Peter Parker’ın yetişkinlikte de değişmeye, bedel ödemeye ve şu soruyla yüzleşmeye devam ettiğini gösteriyor: İnsanlar gerçek benliğiyle tanışsalar onu yine de severler miydi?

Emre Eminoğlu

·

31 Tem 2026

Bir büyüme hikayesi: Spider-Man nasıl farklı hisseden herkesin kahramanı oldu?
DuendeDuende

HİKAYE

İnsan ruhunun karanlık sularında: John Boyne'un 'Elementler' serisi üzerine

'Çizgili Pijamalı Çocuk'un yazarı John Boyne, dört kitaplık "Elementler" serisinde insan ruhunun karanlık ve fırtınalı topografyasını çıkarıyor. Boyne, her biri bir solukta okunabilecek serisinde, dijital çağın üzerimize yağdırdığı sosyal virüslerin cirit attığı ortamda travmalara ve insanlığın kurtuluş reçetelerine değiniyor. Her romanda "suç"u farklı bir yönüyle ele alıyor, birbiriyle iç içe geçmiş metinleri birbirinden özgür kılarken bir yandan da her birini ötekine sımsıkı bağlıyor.

Soner Can

·

31 Tem 2026

İnsan ruhunun karanlık sularında: John Boyne'un 'Elementler' serisi üzerine