Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.
Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Sepultura’yı ilk tanıdığımda ortaokuldaydım. Arkadaşlarımızla elimizdeki kasetleri çoğaltır dururduk. Bazılarımızda orijinal kasetler, bazılarımızda ise kopyanın kopyası kasetler olurdu. Sese, kaliteye bakmaz; üç liralık kulaklıklarımızın tek kulaklığını okul servisindeki arkadaşımıza uzatarak yeni keşfettiğimiz müzikleri paylaşırdık. 

Chaos A.D. ile hayatıma girdi Sepultura. Sonra Roots ile farklı bir yola girseler de müziklerinin hırçınlığı hiç azalmadı. Daha eski albümlerini keşfettiğim gün hayatım değişti. Arise, Beneath The Remains, Morbid Visions derken hayranlığım arttı. Distopik, karanlık, savaş ve küresel kıyamet temalarıyla tanıştığım Arise albümlerini 30 yıldır bıkmadan dinlerim. 

Grubun beyni Max Cavalera’yı ve Thor’un çekici gibi güçlü davulcu kardeşi Igor Cavalera’yı daha önce çok kez izledim. Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık metalini de bizlere tanıttılar. 

12 Temmuz'da Cavalera Kardeşleri Pantera’dan önce izleme şansına erişmeden Max Cavalera’yla konuşma fırsatı yakaladım.

İmzanız hâline gelen thrash, death tarzında ödün vermediğiniz groove hissini korurken modern tınılara da sırt çevirmeden sürekli gelişiyor olmanız çok özel bir durum. Günümüzün modern prodüksiyon teknolojisini, eski albümlerin o kaotik ve yırtıcı ruhunu kaybetmeden en iyi şekilde kullanmanın sırrı nedir?

Bu konuda en önem verdiğim nokta, asıl meselenin dijital ögeleri değil, insan elementini korumak olduğunu bilmek. Bu bağlamda her şey çiğ ve bir o kadar doğal kaldığı için kulağa iyi geliyor.

Çocuklarınız henüz bebekken, sizlerle birlikte konserden konsere gezer; kulaklıklarıyla gitar ve amfi kutularının üzerinde uyurlardı. Sizin renkli, hızlı ve gürültülü dünyanıza çok küçük yaşta adım attılar. Bugün ise Zyon ve Igor Amadeus, hem birer müzisyen olarak hem de Soulfly’ın Chama albümünün prodüktör koltuğunda aktif bir şekilde yer alıyorlar. Hem bir baba hem de bir metal efsanesi olarak, stüdyoda "patron" rolünden sıyrılıp kendinizi çocuklarınızın taze fikirlerine bırakmak nasıl bir duygu?

Çocuklarınız küçükken onlara bir şeyler öğretirsiniz, büyüdüklerinde ise onlar size öğretir. Ayrıca bana fikirlerle gelmekten de çekinmiyorlar; örneğin şovu değiştirmek ya da yazdığımız bir şarkının üzerinde oynama yapmak gibi. Gruplara sonradan giren diğer müzisyenler genelde sorun çıkmasın diye seslerini çıkarmazlar. Gençliklerinden dolayı onların bu işe dahil olmasını takdir ediyorum çünkü beraberlerinde modern fikirler getiriyorlar. Böylelikle her zaman taze kalma şansı yakalıyoruz.

Siz ve Igor, çocuk yaşta stüdyoya giren iki kardeş olarak metal dünyasına yön veren bir ikiliye dönüştünüz. Onlarca yılın ardından, bu iki kardeş bugün hâlâ stüdyoya birlikte adım attığında nasıl bir sinerji doğuyor? O dönemki iki gencin arasındaki bağ, bugün müzik yapma sürecinizi nasıl etkiliyor?

Çok gençken müziğimizi kaydetmek için inanılmaz heyecanlıydık ama çok da tecrübesizdik. Yıllar içinde stüdyodan ve kendimizden en iyisini nasıl alacağımızı öğrendik. Ama o heyecanı hiçbir zaman kaybetmedik. Bazen tek bakışta ne istediğimizi anlıyoruz. Bu iletişim, müzik yaparken büyük değer kazanıyor.

Bazı eleştirmenler Sepultura'nın Schizophrenia ve Morbid Visions yeniden kayıtlarının (re-recording) modern prodüksiyon sayesinde sonunda hak ettikleri netliğe kavuştuğunu söylerken bazı sadık hayranlar ise o eski, karanlık ve "çamurlu" atmosferinin kaybolduğunu savunuyor. Sesi temizlemek ile o dönemin "tekinsiz, kirli yeraltı ruhunu" korumak arasındaki sınırı nasıl çektiniz? Açıkçası ben eski usul death ve thrash sound’unu çok sevsem de bu yeni kayıtları dinlerken çok büyük keyif aldım çünkü bu yeniden kaydedilmiş albümlerin ruhundan eksiltmek yerine üstüne bir şeyler katmış.

Orijinal kayıt, o döneme ait olan o kendi orijinal sound'uyla her zaman orada duracak fakat biz bu albümlerin gerçek ve hakkı verilmiş bir prodüksiyonla nasıl tınlayacağını her zaman duymak istemiştik. Tamamen dürüst olmak gerekirse bu yeniden kayıtların orijinal kayıtlardan daha çiğ ve daha agresif olduğunu hissediyorum.

1980'lerin ortalarında, Brezilya'daki sosyo-politik çalkantı döneminde yazdığınız ilk sözlere baktığımızda, bir yanda Morbid Visions'ın çiğ, kıyamet benzeri öfkesini, diğer yanda ise Schizophrenia ile başlayan akıl sağlığı, klostrofobi ve yaklaşan küresel distopya temalarını görüyoruz. O dönem iki genç olarak hayal ettiğiniz o "karanlık, izole ve çürüyen dünya"nın bugün yapay zeka kaygıları, küresel savaş tehditleri, dijital yalnızlık ve modern insanın anksiyetesiyle pratikte bir gerçeğe dönüştüğünü hissediyor musunuz? 1986'da şarkı sözlerinizde kehanetini bıraktığınız distopya, sizce bugünün dünyasında tamamen vücut buldu mu?

Özellikle ilk iki albümde orijinal sözleri Portekizce yazmıştım. Sadece Venom ve Bathory'yi kopyalamaya çalışıyorduk. Ortada aslında bir kehanet falan da yoktu ama 80'lerdeki pek çok şarkı sözü gelecekte gerçeğe dönüştü; gerçi geçmiş için de geçerliydiler. Kara Veba, Romalılar, devrimler... Bunlar genel olarak metal müziğin konuları zaten. Engizisyon Mahkemeleri'nden daha metal bir şey olamaz herhalde.

40 yılı aşan bir kariyerin ardından, içinizdeki o öfke ve açlığı tıpkı ilk günkü gibi bir "katarsis (arınma) aracı" olarak kullanmayı hâlâ nasıl başarıyorsunuz?

Dünyada kafayı takıp öfkelenecek şeyler hiçbir zaman bitmiyor. İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı.

Türkiye'deki seyirciyi çok iyi tanıyorsunuz. "Bizim hakkımızda ne düşünüyorsunuz?" gibi klişe bir soru sormayacağım. Ancak gerçekten merak ettiğim şey şu: Bir müzisyen olarak, daha önce defalarca çaldığınız bir ülkenin seyircisi mi sizi daha çok heyecanlandırır, yoksa ilk kez sahne alacağınız bir ülkenin seyircisi mi?

İşler pek öyle yürümüyor. Daha önce 10 kez çaldığınız bir yerde de harika bir şov çıkarabilirsiniz; yeni bir mekanda yeni bir seyirciye ilk kez çalarken de harika bir şov yapabilirsiniz. Ne olursa olsun her şovda %110'umuzu vermeye çalışıyoruz.

Bir ülkede birden fazla kez sahne almak, sahne performansınızı nasıl etkiliyor?

Mesele mekan değil. Mesele şovlar, çalma listesi (setlist) ve hayranlar. Her yeni albümde müziğe yeni bir şeyler katmaya çalışıyorum; böylece daha önce defalarca gittiğim bir şehre tekrar gittiğimde şov her zaman farklı oluyor.

  • Editörün notu: Pantera, Cavalera ve Bodysnatcher 12 Temmuz'da Ataköy Marina’da Sahne alacak.
Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Barış Akpolat

Müzik yazarı. 2003'te Marmara Üniversitesi, Gazetecilik bölümüne girmesinin ardından 2005'te Hürriyet Gazetesi'nin hafta sonu eklerinde muhabir olarak çalışmaya başladı. BirGün Gazetesi Cumartesi Eki editörlüğünü, ana gazetenin kültür-sanat editörlüğü üstlendi. Ezhel ile Ankara'da geçirdiği bir haftanın hikayesini yazdığı "Kazıdım Tırnaklarla" adlı bir kitabı var ve 8 yıldır Radyo Eksen'de haftalık program hazırlıyor. 15 yıldır aktif olarak DJ'lik yapıyor.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR