Mert Tarlan: "Mevzuat değişikliği ile private credit'in önü çok açık"

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Küresel piyasalarda bankaların zaman zaman geri çekildiği kredi sahnesine, daha yüksek getiri arayan yatırımcıların sermayesi ve şirketlerin hızlı finansman ihtiyacı girince private credit birkaç yılda niş bir üründen dev bir piyasaya dönüştü. Özellikle krizler sonrasında, bankaların risk iştahının azalması nedeniyle finansman bulamayan ve kendisine uygun bir ürün tercihi arayan firmalar private credit ürününe başvurdu.
Özellikle 2008 Küresel Finans Krizinden sonra bankaların daha riskli ve uzun vadeli kredileri bilançolarında tutması zorlaşmış, kredi iştahı düşmüş ve orta ölçekli şirketler için hızlı, esnek finansman ihtiyacı açıkta kalmıştı. Private credit fonları ise bankaların bıraktığı bu boşluğu doldurarak büyüdü ve 2025 itibarıyla toplam 2 trilyon dolarlık bir büyüklüğe ulaştı.
Peki bir private credit ürünü bir firmaya neden ve ne zaman cazip geliyor, bir private credit yatırımı yapılırken en çok hangi metriklere bakılıyor ve Türkiye’de bu ürünün hacmi ne durumda? M&A ve kredi danışmanlığı firması Credia Partners Yönetici Direktörü Mert Tarlan, Aposto için anlattı.
“Müşterinin tercih etmesinin sebebi esneklik, şirkete özel kurgu ve hız”
Başlangıçta private credit ürününü kısaca açıklayan Mert Tarlan, “Private credit basit tanımıyla şirketlere alışılagelmiş geleneksel kredi kanalları haricinde fon sağlama yöntemidir. Bankaların standart kredi şablonlarının aksine daha terzi işi, vadesi, geri ödemesi ve teminatı şirkete ve şirketin ihtiyacına göre kurgulanmış, sermaye yapısı içinde özsermayenin üzerindeki her kademede farklı teminat yapılarına göre konumlandırılabilen bir finansman seçeneğidir. İlaveten çoğu durumda bankalara göre daha hızlı olabilmektedir” ifadelerini kullandı.
“Private credit'in arkasındaki fonlamanın banka bilançolarının sağ tarafından tamamen farklı olduğunu anlamak gerekiyor” diyen Tarlan, “Bankalar yaklaşık 1'e 10 oranında sermaye tutarak bilançonun kalanını mevduat ve sermaye piyasalarından fonlarlar. Private credit fonları ise özel sermaye gibi Limited Partner'lardan fonlanırlar” diye ekledi ve şöyle devam etti:
“Bu da pahalı bir fonlamadır ve getiri beklentisi yüksektir. Keza yine private credit dünyasında aktif olan hedge fonlar ve benzer finansal kurumlar da bankalara göre daha pahalı fonlanlar kendilerini. Bu dinamik private credit'i her zaman banka kredilerinden daha pahalı kılmaktadır. Buna rağmen borçlananların bu yapıyı tercih etmelerinin sebebi ilk cevabımızda yatıyor: Esneklik, şirkete özel kurgu ve hız.”
“Alternatif kanallara hazırlıklı olan şirketler bu dönemi daha rahat geçirebiliyor”
Private credit fonlarının son yıllarda hızlı bir biçimde büyüdüğüne dikkat çeken ve şirketlerin kimi zaman daha yüksek faiz maliyetleriyle karşılaşıyor olmasına rağmen yine de bu ürünü tercih ettiklerini söyleyen Tarlan, “Private credit, 2008 Küresel Finansal Krizi sonrası bankaların kredi dünyasından geri çekilmeye başlaması ve merkez bankalarını bilanço büyütmesi ile ortaya çıkan paranın kanalize edilmesi ile muazzam bir büyüme gerçekleştirdi ve şu anda AUM olarak 2 trilyon doların üzerinde büyüklüğe ulaştı” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye kredi hacmi %90'ın üzerinde Türk bankalarına dayalı bir sistem olduğu için makro politikalar sonrası bu bankaların orta ve uzun vade yabancı para kredi iştahı azalınca şirketlerimiz bilmedikleri bir dünya ile karşılaştılar. Bu denkleme bir de yüksek faizli TL fonlaması ve ihracatçı firmaların faizin altında seyreden kurdan olumsuz etkilenmesi eklendi. Sermaye piyasaları ve private credit gibi banka dışı alternatif kanallara daha hazırlıklı olan şirketler bu dönemi daha rahat geçirebiliyorlar. Bizim de odağımız bu firmalar açıkçası. Şirketin ihtiyacına uygun duruma özel bir private credit yapısı kurduğunuzda ve ödemesiz dönem de içerecek şekilde 6 yıla kadar vade verdiğinizde faiz bankaya göre daha yüksek olsa da cazip olabiliyor.”
“Piyasadaki oyuncuları Türk mevzuatına göre finansal kurum olarak tanıtmakta güçlük çekiyoruz”
Ortodoks makro politikalar sonrası kurda oluşan sakinliğe rağmen hem M&A hem de private credit tarafında TL ağırlıklı işlere daha az vakit ayırdıklarını söyleyen Tarlan, “Özellikle private credit tarafında yatırımcılar TL riskine hala daha temkinli yaklaşıyorlar. Yabancı para cirosu, ihracat ve yabancı paraya dayalı gelirleri olan altyapı imtiyaz sözleşmeleri ön plana çıkıyor. Çoğu durumda gayrimenkul teminatı da isteniyor. Bu da bize private credit tarafında TL gelir ağırlıklı işlerden daha ziyade yurtdışı gelirleri olan sanayi şirketleri, gayrimenkul teminatı verebilecek şirketler ve imtiyaz sözleşmeli altyapı işlerini işaret ediyor” dedi.
“Credia Partners olarak 2025 yılında başarıyla tamamladığımız iki private credit işlemi -Boyner Altınyıldız ve Bodrum Kaplankaya- ve halen yürütmekte olduğumuz 3 private credit işimiz bu kategorilerde. M&A tarafı için de TL yorumumu tekrarlamak isterim. Onun dışında M&A dinamikleri private credit'ten oldukça farklı. Yeni nesil problemi, farklı sebeplerden nakite dönme ihtiyacı, yurtdışı yatırımları, büyük grupların ana işlerine odaklanarak yan işlerden çıkma ihtiyacı, private equity satışları, diğer ortakları satın alma, nakitte olan grupların fırsat kovalaması ve ortak alarak büyüme fonlaması gibi çok farklı sebeplerle M&A gündeme gelebiliyor. O yüzden ilginç fırsat lafını tercih etmem. Açık görüşle piyasa değişim ve trendlerini hem Türkiye içinde hem de dışarıda takip ederseniz, bizler gibi işi bu trendleri takip etmek olan ve işlemlerin nasıl yapılandırılacağı ile beraber o işe uygun hangi yatırımcılarla konuşulması gerektiğini iyi bilen yatırım bankacılarına kulak verirseniz, karşınıza sayısız fırsat ve bu fırsatları fonlama ve yapılandırma yöntemleri çıkar karşınıza.”
Tarlan, private credit tarafında bir mevzuat genişlemesi bekleyip beklemediğine dair sorduğumuz soruya ise, “Çok doğru bir soru. Dediğim gibi, 2 trilyon dolara ulaşan bu dev piyasadaki oyuncuları Türk mevzuatına göre finansal kurum olarak tanıtmakta güçlük çekiyoruz, ki bu bize ilave maliyetler doğuruyor ve teminatlandırma tarafında fonların kafasını karıştırıyor. Burada bir mevzuat değişikliği ihtiyacı aşikar. Ben Türkiye gibi dev bir kredi piyasasında private credit'in özellikle mevzuat değişikliği ile önünün çok açık olduğunu düşünüyorum” yanıtını verdi.
Private credit yatırımı yapılırken en çok hangi metriklere bakılıyor?
Bir private credit yatırımı yapılırken en çok bakılan metriklere ilişkin sorumuzu da cevaplayan Tarlan, bu konuyla ilgili, “Private credit sonuçta bir kredi enstrümanı. Metrikleri private equity'den çok farklı. En önemlilerini saymak gerekirse yabancı para gelir ağırlığı, 4’ü geçmeyen borç/EBITDA oranı, sağlıklı serbest nakit akışı ve EBITDA'nın nakite dönüş oranı ve teminat -burada loan-to-value %50 geçmeyecek şekilde- sayabiliriz” yanıtını verdi ve, “Teminatsız işlere de bakmıyor değiliz, ama burada faiz ister istemez artıyor, ya da yatırımcıya ilave gelir önerebilmek için M&A ile satış ve halka arz gibi bir likidite olayını önlerine koyuyoruz, tabii şirketin ve hissedarların böyle bir niyeti varsa” diye de ekledi.
Son günlerde Bloomberg gibi platformlarda, private credit fonlarında oluşan aşırı yoğunlaşma riski konusunda çıkan haberlere ilişkin yorum da yapan Tarlan, “Bir kere fonda bir kredi belli bir oranın üzerine çıkmamalı, keza endüstri dağılımı da gerekiyor. Öte yandan kredi fonları private equity fonlarından bu açıdan çok farklı zira private equity fonu 1-2 yatırımında başarısız olup bir tane 3-4 çarpanlı çıkış yaparsa fon genelinde yine tatminkar bir getiri sağlayabilir. Private credit işinde böyle bir çarpan imkanınız olmadığı için 1-2 krediniz default ederse kalanlarla bunu dengeleme şansınız pek yok. O yüzden risk dağılımı ve ölçek önemli” dedi.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR


