“Mezarcı” CEO Jamie Salter

Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Popüler batık markaların ve ölü şöhretlerin haklarını elinde bulunduran CEO Jamie Salter’la tanışın. Repertuvarında Forever 21 ve Barneys New York’un fikrî mülkiyet haklarını bulunduran Authentic Brands Group'un lideri, pandemi dönemini de boş geçmedi. Brooks Brothers ve Lucky Brand gibi batıkları topladı ve fikrî mülkiyet komisyonculuğunu yeniden tanımladı...
- Kimdir? Kanada doğumlu iş insanı, 1980'lerden beri perakendecilik sektöründe. O zamanlar spor mağazalarına rüzgâr sörfü ekipmanı satıyordu. Yıllar geçtikçe kariyerini marka rehabilitasyonu etrafında şekillendiren Salter, 35 bin dolara bir snowboard işletmesi satın aldı ve dört yıl sonra 5 milyon dolara şirketi elinden çıkardı. Girişimci kimliğiyle de bilinen Salter, 1992'de Ride Snowboards isimli bir board üreticisi de kurdu ve Nasdaq'da halka arza gitti. Ancak 1996'da istifası geldi...
- ABG öncesi: Salter, 2000’lerde Lifestyle Brands isimli firmasıyla çeşitli markalar satın alıyordu. Özgeçmişinde Airwalk gibi bir satın alma da bulunan iş insanı, nihayetinde şirketini 85 milyon dolara perakendeci Payless Shoesource'a satıyor ve yolculuğuna devam ediyor. 2006'da ortağı Jeff Heckman'la bir lisanslama şirketi kuruyor. Dört yıl boyunca Hilco, Polaroid ve Sharper Image gibi firmaları bünyelerine katıyorlar. Ancak Salter dört yıl sonra ayrılıyor ve ABG'yi kuruyor. Ayrılığın gerçek nedeni bilinmese de tazminat üzerine bir anlaşmazlık olduğu dedikoduları iş dünyası kulislerinde hâlâ konuşuluyor.
- ABG: Salter, kendi cebinden 20 milyon dolar koyarak başlattığı ABG'yle enteresan bir kariyer çiziyor. Şirketin iş modeli, batık perakendecilerin fikrî mülkiyetlerini başka firmalara lisanslayarak komisyon kapmak. The New York Times'a göre ABG, söz konusu anlaşmalardan %4 ila %6'lık bir pay alıyor. 2018 gelirlerinin 400 milyon doları aşması da modelin başarısını gözler önüne seriyor.

- Ayrıca: ABG; Marilyn Monroe, Elvis Presley, Muhammed Ali ve Michael Jackson gibi isimlerin münhasır haklarını elinde bulunduruyor. 2017'de Chanel ve Coca-Cola gibi şirketlerle yaptıkları anlaşmalardan 509 milyon dolar kazandılar.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
25 Eylül Cuma sabahından herkese merhaba. Pareto'nun yeni bülteninin ikinci sayısında iki kısa hikâyeye ve iki okuma önerisine yer veriyoruz.
25 Eyl 2020

YAZARLAR

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir insanın “Ne iş yapıyorsun?” sorusuna iki cümleyle cevap verip daha fazlasını anlatma ihtiyacı duymamasıyla bir markanın neyi söyleyip neyi geride bırakacağını bilmesi, aynı olgunluk eşiğine işaret ediyor. Sadelik; hiçbir şey bilmemenin getirdiği bir sığlıktan değil, aksine çok şey bilip hepsinin ağırlığını tarttıktan sonra lüzumsuz olanları arkada bırakabilme cesaretinden geçiyor.

Nike’ın marka adı, onlarca yıldır “spor” kelimesiyle neredeyse eş anlamlıydı. Bu başarı, şirketi uzun yıllar borsanın favorileri arasında tuttu. Fakat son birkaç yılda ivme şaşırtıcı bir hızla tersine döndü ve şirket, yaklaşık 18 yılın ardından S&P 100 endeksine veda etmek zorunda kaldı. Peki ne oldu da dünyanın en güçlü spor markalarından biri, bu denli hızlı bir düşüşe sürüklendi?

Reklamcılık artık dikkat ekonomisinden niyet ekonomisine geçiş yapıyor. ChatGPT’nin test ettiği Sponsorlu Ajanlar, markaların tüketicinin karar verme konuşmasına doğrudan katılmasını sağlayan yeni bir katman açıyor. Kişiselleştirilmiş iknanın birim maliyeti neredeyse sıfıra inerken mesele, anlatının nerede durduğu ve kimin adına konuştuğunun her aşamada görünür olup olmamasında düğümleniyor.

Arama deneyimimizin yapısal olarak değişmeye başladığı aşikar. Artık sadece bilgi aramıyoruz, aynı zamanda alım kararlarımızı da yapay zekaya danışıyoruz. Ancak yeni denklem yalnızca GEO’dan ibaret değil: Araştırmalar, tüketicilerin yapay zeka önerilerinde hâlâ bağımsız insan deneyimine ve güvenilir üçüncü taraflara ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Markalar için de esas mesele, algoritmada görünmek kadar, algoritmanın güvendiği üçüncü taraf dünyasında sahici, tutarlı ve organik bir yer edinebilmekte yatıyor.

Matcha, protein barlar, iki malzemeli Japon cheesecake’i, Gigi Hadid makarnası, çiğ köfte suşi… Yiyecek trendleri, artık sosyal medyanın etkisiyle çok daha hızlı yayılıyor. Tedarik zincirleri ise bu hıza ayak uydurmakta zorlanıyor. Talep, dijital hızda büyürken çiftlikler ve fabrikalardaki tarım ve gıda üretimi, fiziksel sınırlar içinde kalıyor.



