Isabel Muñoz: Yeni Bir Hikâye - Göbeklitepe ve Çevresinden Fotoğraflar


Cumhuriyetin 100. yılına armağan: Yaşasın Cumhuriyet! sergisi
Yaşasın Cumhuriyet! İş Sanat ’ın koordinasyonunda hazırlanan, küratörlüğünü 19.
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
- Nedir? Kişisel sergi. Dünyanın en eski kült alanı olabileceği düşünülen Göbeklitepe’ye Isabel Muñoz’un fotoğraflarıyla bakıyoruz.
- Nerede? Pera Müzesi
- Ne zaman? 17 Eylül’e kadar
- Neden gitmeli? Pera Müzesi, İspanyol fotoğrafçı Isabel Muñoz’un Göbeklitepe ve çevresindeki arkeolojik alanları çektiği fotoğrafları ilk kez İstanbul’da izleyiciyle buluşturuyor.
- Not almalı: Muñoz’un fotoğraflarıyla Türkiye’nin en önemli arkeolojik alanlarından Göbeklitepe, Karahantepe ve Sayburç’ta görsel bir yolculuğa çıkarken gizem, köken ve sonsuzlukla ilgili soruların peşinden giden sanatçının peşine düşüyoruz. Büyülü ve görkemli bir alana saygı duruşu niteliğindeki fotoğraflarda Göbeklitepe ve çevresindeki bilinmeyenleri, efsunlu ve sanatsal görüntüleri, anıtsal megalitleri görüyoruz. Farklı kültürlerin doğasına, estetiğine, yaşam biçimlerine kucak açan bir bölgenin görselliğinin yanı sıra görünen ve görünmeyen hikâyelerine şahitlik ediyoruz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu ay şehri saran sergiler arasında Bir Balıkmışım Bacakları Olan, Ringin Ortasında, Onun ve daha niceleri var.
03 Eyl 2023

YAZARLAR

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ara Güler’in objektifinden kalan İstanbul’u bütünüyle geri getirmek mümkün değil. Sokaklar değişti, bazı yapılar ortadan kalktı, kıyılar başka işlevler kazandı. Ara Güler’in ölümünün 8. yılında fotoğraflarına yeniden bakmak, yalnızca eski günleri anmak için değil, yaşadığımız kenti sorgulamak için de bir fırsat.

Bir zamanlar iyi geldiği için adı "terapi" konan bölgelere sahip bu şehir, bugünlerde çoğumuzun psikolojisinin bozulmasının sebeplerinden biri hâline gelmiş gibi. Belki de sorun İstanbul’un yalnızca çok kalabalık olması değildir. Belki sorun, İstanbul’un bize kendimiz için giderek daha az yer bırakması. Belki mesele yalnızca trafik değil, gürültü değil, nüfus değil, beton değil. Bütün bunların arasında kendimize ait küçücük bir alan bulamamak.

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.



