Ne onunla ne onsuz: Tuz üzerinden dünya tarihi

Kitabın adı: Tuz
Türü: Kültür tarihi
Yazar: Mark Kurlansky
Çeviren: Selim Sezer
En basit tanımıyla asit ve bazın tepkimeye girmesiyle oluşan tuzların insanlığın damak tadına etkisi her zaman çok belirgin olmuş. Özellikle de tuz denince akla ilk gelen türü olan, sofra tuzu. Mark Kurlansky, Epsilon Yayınları'ndan Türkçeye çevrilen Tuz Üzerinden Dünya Tarihi'nde bu yüzden tarih boyunca sodyum klorürün, yani sofra tuzunun hikayesini anlatıyor. Sofra tuzunun farklı coğrafyalarda farklı yöntemlerle çıkarılışı ve taşınması oldukça detaylı bir şekilde okuyucuya aktarılıyor.
Peki insanlık olarak neden tuza bu kadar bağımlıyız?

Kitapta bahsi geçen Wieliczka Tuz Madeni’nde yer alan tuzdan heykeller. Kaynak: Visit Cracow
Herkesin tuzu kendine
İnsan bedeninin yaklaşık %75’i su. Kalan kısmında farklı ağırlık ve yapılarda bileşenler var. Üstelik besin ihtiyacımızda nötr kabul edilen su dışında asidik ve alkali aralıklarında envai çeşit besin maddesi tüketiyoruz. Farklı türlerdeki bu besin maddelerinin vücuda etkisini dengelemek için tuz oldukça önemli. Özellikle sinir ve kas fonksiyonlarının düzenlenmesindeki etkisi büyük.
Bu kadar önemli bir ürünün metalaşmaması sürpriz olurdu. Zaten ihraç yasağı konan, tekelleşen ilk ürünün tuz olduğu düşünülüyor. Yazar da eski metinler ve belgeler eşliğinde tuzun yöneticiler tarafından ne kadar önemsendiğini kitap boyunca aktarıyor. Farklı kıtalar ve dönemlerde karşımıza hep şu çıkıyor; tuzu kontrol eden kazanıyor.
Farklı tekniklerde üretilen tuzların deniz, kaya ve tuzlu su kaynağı gibi farklı kaynaklardan elde edilmesi mümkün. Geçmişten günümüze halkın ve orduların ihtiyacını gidermek için bu kaynaklardan faydalanılıyor. Emek yoğun ama en düşük ücretli iş kollarından biri olan tuz üretiminde uzun yıllar devlet kontrolü var. Tuza ulaşmak halk için zor aristokrasi için kolay olagelmiş. Baharat egzotik ve nadir tanımlanırken aslında tuzun ondan çok daha önce bu sıfatları kazandığını fark ediyorsunuz.
Teknolojinin gelişmesi ile hem üretimin arttığı hem de taşınmasının kolaylaştığı kitap boyunca vurgulanıyor. Sanayi Devrimi sonrası devlet tekellerinin yanı sıra kooperatifler ve özel şirketlerin de bu işe giriştiğini öğreniyoruz. Kitap boyunca tuz çıkarmak için teknikte nasıl gelişmeler yapıldığını ve ulaşımı için nasıl çözümler geliştirildiğini görüyorsunuz. Ancak kronolojik sıra bekleyen okur için kitapta dağınık bir akış var: Çin’in Milattan Önce nasıl tuz çıkardığını öğrendikten sonra araya giren birkaç bölüm sonrası yeniden Çin’e gidiyorsunuz.
Kitap hakkında bir eleştiri kaleme alan tarihçi Felipe Fernandez Armesto’ya bu noktada hak vermemek elde değil. Bu bir “dünya tarihi” değil; bölümlerce aktarılan Avrupa ve ABD’de tuzun tarihi yanında sadece tarihsel bağlam amacıyla kullanılan Antik Mısır, Çin ve Ölüdeniz bölümleri var. Üstelik Ölüdeniz ve Fizan'ın da dahil olduğu Balkanlar ve Karpatlardaki önemli tuz yataklarına uzun süre sahip olan Osmanlılar hakkında hiçbir satır yok.
Ancak İngilizce ücret anlamına gelen "salary" sözcüğünün kökeninin Romalı askerlere verilen tuz ödemelerinden geldiğini de öğrenebiliyorsunuz; Çin’in Siçuan bölgesindeki kadim "Tuz Başkenti" Zigong’u da. Napolyon’un başarısız Rusya Seferi’nin ordunun tuz ihtiyacının karşılanamamasından kaynaklandığı da vurgulanıyor, Amerikan İçsavaşı’nda Konfederasyon’un tuz kaynaklarına erişiminin kesilmesi sebebiyle yenildiği de...

16. yüzyıl yapımı bir tuz sandığı. Tuzun deniz ile bağına dikkat ediniz. Kaynak: Victoria& Albert Müzesi
Tarihi bir başka yorumlamak
Kültür tarihi üzerine yazılan çalışmalarda genellikle sosyoloji, ekonomi, etimoloji, coğrafya gibi farklı disiplinlerden yardım alınır. Okur belirli bir kültür üzerine kimi zaman genel bilgi kimi zaman da detaylı bilgi edinebilir; bu yazarın amacına ve tarzına göre değişir. Kitabın künyesinde hiç detay verilmeden tanıtılan yazar Kurlansky kültür tarihleri kitapları ile tanınan bir yazar.
1997’de yayımladığı ve bolca ödül kazandığı Cod: A Biography of the Fish That Changed the World kitabıyla morina balığı üzerinden dünya tarihini anlatıyor ve 2003’te yazdığı bu kitabın ardından müzik, beyzbol, şehir, kağıt gibi farklı kültür maddelerini konu ediyor. Ardından balık ve balıkçılık tarihi üzerine yazıyor.
Kurlansky’nin Tuz kitabı, Annales Ekolü’nden etkilenerek şeker üzerinden dünya tarihinin nasıl biçimlendiğini aktaran antropolog Sidney Mintz’in Şeker ve Güç kitabının genç bir ardılı olarak nitelendirilebilir. Yazarın daha önceki kitabı Cod’dan çokça bilgiyi buraya taşıdığı, buradaki diğer bilgileri de genişleterek Tuz’u takip eden diğer kitaplarına taşıdığı anlaşılıyor. Diğer kitaplarını okuyan okurların bu kitabı okuduklarında "Bu bilgileri ben daha önce bir yerde gördüm" duygusuna kapılmaları dolayısıyla çok olası.

Guérande’da eski yöntemlerle tuz yapımına devam ediliyor. Fotoğraf: Le Guérandis Kooperatifi
Garumdan peynire, Tabasco’dan havyara
Mutfak kültürü açısından kitap iddialı değil ancak yazar salamura, tuzlama gibi tekniklerle üretilmiş gastronomik ürünlere yer veriyor. Tüm bu ürünlerin yapılış amacı tek: Ürünü saklayabilmek. Sütün, balığın, etin, zeytinin ya da çeşninin saklanması tarih boyunca en azından soğutma ve şoklama teknolojileri gelişene kadar tuz olmaksızın mümkün değildi. Tuzun koruyucu özelliği o kadar önemli ki sadece gıda ürünleri değil, Antik Mısır’da mumyalama bile tuza bağlıydı.
Kitabın yiyecekler ve tarih arasındaki gelgitleri arasında garum, peynir, prosciutto, tabasco, soya sosu, botarga, havyar, tereyağı, ançüez, ketçap, lahana turşusu gibi ürünlerin tuz üretim yerleriyle ilişkisi de vurgulanıyor. Çoğu ürünün tuzla ya da tuz madenine yakın yerlerde üretildiğini söylemek mümkün. Yazar bu ürünlerin çoğuyla ilgili tarihî anekdotları ve tarifleri de veriyor. Fakat burada kitabın Türkçeleştirilmesinde yaşanan ilginç bir durum göze çarpıyor. Çeviride Amerikan ölçü sistemleri olduğu gibi bırakılmış. Oysa ki bunların okurun anlayabileceği ölçü sistemine çevrilmesi iyi olurdu.
Bu ürünler arasına girebilecek çok iyi bir tuzlama örneği olan pastırma ise tek satırla geçiştiriliyor. Günümüzde giderek artan "nitelikli tuz" konusunda yine tarihsel vurgular dışında birkaç satır ya var ya yok. Şeflerin ve şikemperverlerin gözdesi Maldon’un aslında geçmişinin daha eski olduğunu okuyabilirken ve Fransa’nın en nitelikli tuzlarından olan Guérande’a bolca yer verilirken artık popülerliği dorukta olan Himalaya tuzu, kömür veya kil içeren Hawaii tuzları kitap yer almıyor.
Günümüzde gıda endüstrisinin ürettiği yiyeceklerin günlük tuz ihtiyacının çok üzerinde tuz alımına yol açmasının altında tuzun çok daha ucuza üretilebilir hâle gelmesi büyük rol oynuyor. Dönemin Fransasında yetişkin bir bireyin devletten yılda 7 kilogram tuzu zorunlu olarak almasından günümüzde yıllık 1 kiloyu "gönüllü aşan" tuz tüketimine dönüşen bu sürecin tarihsel arka planını öğrenebileceğiniz bir eser.
Yazarın notu:
- Kitabın değinmediği Osmanlı dönemi ve Türkiye coğrafyasında tuz ve kültürde tuz için editörlüğünü Emine Gürsoy Naskali ve Mesut Şen’in Kitabevi Yayınları’ndan çıkan Tuz Kitabı tavsiye edilir.
- Bu kitabın 2003 yılında Aykırı Yayınları’ndan Ali Çakıroğlu çevirisi ile çıkmış bir versiyonu mevcut. Yazı bu edisyonu dikkate almamaktadır.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Apartıman Yeniköy'ün şefi Burçak Kazdal, adım adım "İlk tariflerimden" dediği portakallı, ıspanaklı karidesi anlatıyor. Mark Kurlansky, "Tuz Üzerinden Dünya Tarihi" kitabında tuza bağımlılığımızın tarihsel köklerine iniyor.
02 Şub 2025

YAZARLAR

Onur Daylan
Yazar ve rakı eğitmeni. 12 yıl boyunca reklam pazarlama yöneticiliği yaptıktan sonra yemek kültürü yazarlığına yöneldi. İçki ve gastronomi kültürü üzerine yarı akademik sunumların ardından, Gourmand Ödüllü "Meyhane İhtisas Kitabı"nın yazarlarından biri oldu. 2022’den beri bir rakı markasının saha eğitmeni.

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Fas mutfağı, tek bir tarif ya da birkaç simge yemekle açıklanabilecek bir mutfak değil. Essaouira'da bir sabah pazarda başlayan gün; alışverişten pişirmeye, sofradan gündelik hayattaki rutinlere kadarki küçük ayrıntılarla bunun nedenini kendiliğinden anlatıyor.
01 Ağu 2026

Fas mutfağında briouates, ince yufkaya sarılan ve üçgen biçiminde hazırlanan en yaygın atıştırmalıklardan biri. Etli, peynirli ya da sebzeli farklı iç harçlarla yapılabilen bu tarif, özellikle aile sofralarında, çay saatlerinde ve ramazan döneminde sıkça yer buluyor. Warqa adı verilen geleneksel Fas yufkasıyla hazırlansa da baklava yufkasıyla da benzer bir sonuç elde edilebiliyor.
01 Ağu 2026

Pastilla, Fas mutfağının en karakteristik yemeklerinden biri. Geleneksel olarak güvercin ya da tavuk etiyle hazırlanan bu kat kat börek, kıyı şehirlerinde deniz ürünleriyle de yorumlanıyor. İnce yufka, baharatlar ve farklı dokuların biraraya geldiği bu tarif, Fas mutfağının çok kültürlü lezzet anlayışını yansıtan en bilinen örneklerden biri.
01 Ağu 2026

Meskouta, Fas'ta ev mutfağının en bilinen keklerinden biri. Bölgelere göre limonlu, yoğurtlu ya da portakallı farklı versiyonları hazırlanıyor. Özellikle turunçgillerin bol yetiştiği dönemlerde yapılan portakallı meskouta, çayın yanında ikram edilen klasik ev tatlıları arasında yer alıyor.
01 Ağu 2026

Tarımda kriz çoğu zaman üretim, iklim ya da ekonomi üzerinden tartışılıyor. Oysa gözden kaçan daha temel bir mesele var: Bilginin kim tarafından üretildiği. Tarımsal bilginin köyden laboratuvara, devletten piyasaya ve bugün algoritmalara kadarki süreçlerini izleyerek çiftçinin bu değişimde nasıl edilgenleştiğini ve neden yeniden bilgi üretiminin öznesi olması gerektiğini tartışıyoruz.
25 Tem 2026






