Netflix ödül sezonuna hazır: A House of Dynamite, Frankenstein ve Jay Kelly

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Netflix, dijital platformlara alıştığımız bu dönemde artık sadece televizyonun değil sinemanın da ödül sezonunda önemli yarışçılarından biri. Platform, Avrupa ve Amerika’daki güz festivallerinde boy gösterdikten sonra, 2025-2026 ödül sezonunun hareketleneceği Kasım ve Aralık aylarında bu seneki kozlarını da bir bir oynamaya, ödül sezonu pazarlama bütçesini ayırdığı, güçlü olduğunu düşündüğü yapımları izleyicisiyle buluşturmaya hazırlanıyor.
- Kathryn Bigelow imzalı A House Dynamite 24 Ekim’de kataloğa eklendi; Guillermo del Toro’nun Frankenstein’ını 7 Kasım’da, Noah Baumbach’ın Jay Kelly’sini ise 5 Aralık’ta izleyebileceksiniz.

Alfonso Cuarón, Roma ile kazandığı üç Oscar ödülü ile | Kaynak: Mike Baker / ©A.M.P.A.S.
Netflix’in ödül sezonu yolculuğu
Netflix’in abonelerine kırmızı zarflarda DVD gönderen bir film kiralama şirketinden küresel bir dijital medya platformuna dönüşümünde orijinal içeriklerinin payı büyük. Televizyon cephesindeki Netflix orijinal içeriklerinin öncüleri, her ikisi de 2013 yılında prömiyer yapan ve hem eleştirmenlerin hem de izleyicilerin beğenisini kazanan altı sezonluk House of Cards ve yedi sezonluk Orange Is the New Black oldu. İki yıl sonra orijinal filmler konusunda ilk adımı atan platform, isimsiz bir Afrika ülkesindeki bir çocuk askere odaklanan trajik büyüme hikayesi Beasts of No Nation’ı 2015’te yayımladı.
Yılda birkaç orijinal film ve dizi ile karşımıza çıkarken bugün artık neredeyse her gün farklı dillerde, farklı janr ve formatlarda orijinal içerikleri yayına alan Netflix, kaçınılmaz olarak nicelik arttıkça nitelikten ödün vermeye başladı. İnsanlar yemek yerken göz ucuyla bakacağı ya da telefonunda vakit geçirirken fonda oynatacağı film ve diziler aramaya başladıkça, platform kolay formüllerle yazılmış ve hızlıca üretilmiş (çünkü hızlıca tüketilecek) “içerikler” üretmeye başladı.
- Tabii ki bunu platformun tüm yapımlarına genellemek doğru değil. Netflix, yıl içinde belli dönemlerde (özellikle de ödül sezonuna hazırlık sürecinde) hem yapım kalitesi hem de sanatsal değeriyle diğerlerinden ayrışan yapımlara da imza atıyor.
House of Cards, Stranger Things, The Crown ve Ozark televizyon tarafında çok konuşulduğu kadar çok beğenilen ve ödüllendirilen dizilerden bazıları. Yine de platformun en başarılı olduğu, televizyon ödül sezonunda yüzünü en çok güldüren alanın mini-diziler olduğunu söylemek mümkün: Netflix, sadece 2020’lerde birbiri ardına The Queen’s Gambit, Beef, Baby Reindeer ve Adolescence ile Primetime Emmy Ödülleri’ni silip süpürmüştü hatırlarsanız.

Beasts of No Nation | Kaynak: Netflix
Netflix’in film cephesindeki ödül sezonu yolculuğu da ilk orijinal filmi Beasts of No Nation’a kadar uzanıyor. O yıl Cary Joji Fukunaga’nın yönetmenliği, Idris Elba ile genç yetenek Abraham Attah’ın oyunculukları takdir edilse ve konuşulsa da bu Akademi Ödülleri’ne kadar korunamamıştı. Belli ki başta Akademi olmak üzere ödül veren kurumların dijital platformlara ve dijital platformlarda izleyiciyle buluşan yapımlara önyargısının kırılması için zamana ihtiyaç vardı.
Netflix’in büyük ödül törenlerinde boy göstermeye başlaması ve Oscar adaylıkları toplaması da doğru bir stratejiyle, kurmaca değil belgesel yapımlar aracılığıyla oldu. Platform ilk Oscar adaylığını 2014’teki 86. Akademi Ödülleri’nde, The Square adlı, Mısır devrimini konu alan belgeselle En İyi Belgesel Film kategorisinde aldı; 2017’deki 89. Akademi Ödülleri’nde ise Suriye iç savaşı sırasında gönüllü arama kurtarma çalışması yapan gruba odaklanan The White Helmets ile ilk Oscar ödülünü En İyi Kısa Belgesel kategorisinde kazandı.
2. Dünya Savaşı yıllarında Mississippi’de geçen, ırkçılık ve savaş dönemi ABD’sine odaklanan Dee Rees imzalı film Mudbound (2017), adı Dolby Tiyatrosu’nda birden çok kez okunan ilk Netflix filmi oldu: Senaryodan oyunculuğa dört Oscar adaylığıyla Mudbound, eli boş dönse de değişimin sinyallerini hissettiriyordu.
Sadece Netflix’in değil, rakip platformların da benimseyeceği, bir prestij projesi olarak çok ünlü yönetmenlere sınırsız bütçe verip hayallerini gerçekleştirme fırsatı sunma trendi, Alfonso Cuarón’un Roma’sı (2018) ile başladı. En İyi Film kategorisinde Oscar adaylığı elde eden ilk dijital platform filmi olan Roma, bu kategoride olmasa da 10 adaylığından üçünde (En İyi Yönetmen, En İyi Görüntü Yönetmeni ve En İyi Yabancı Dilde Film) zafere ulaştı.
Sonraki her yıl En İyi Film adayları arasında en az bir Netflix orijinal filmi (veya Netflix’in ABD dağıtımını üstlendiği film) yer almaya başladı: The Irishman (2019), Marriage Story (2019), Mank (2020), The Trial of the Chicago 7 (2020), Don’t Look Up (2021), The Power of the Dog (2021), All Quiet on the Western Front (2022), Maestro (2023) ve Emilia Pérez (2024). İronik bir şekilde, En İyi Film Oscar’ına uzanan ilk ve şimdilik tek dijital platform filmi, Apple TV+’ın CODA’sı (2021).

Roma | Kaynak: Netflix
A House of Dynamite | yön. Kathryn Bigelow
Oscar tarihinde En İyi Yönetmen Oscar ödülünü kazanan (The Hurt Locker, 2009) ilk kadın olan Kathryn Bigelow, 2012’deki Zero Dark Thirty’den beri ödül sezonundan uzaktı.
A House of Dynamite, kaynağı belirsiz bir nükleer füzenin Pasifik Okyanusu’ndan kıta ABD’sinde doğru ilerlediği gergin dakikalarda ülkenin politik ve askerî kontrol odalarında yaşananları ele alıyor. Geçen yıl Netflix mini-dizisi Zero Day’de de imzası bulunan Noah Oppenheim’ın senaryosu tamamen aynı olayları iki kez başa sararak üç ayrı perspektiften vermesiyle ters köşeye yatırıyor. Fakat ne yazık ki bu ters köşe, izleyiciye yeni ipuçları vermeye ya da olayların perde arkasını deştikçe çözülen bir düğüme hizmet etmek için var edilmemiş. Sunulan farklı perspektifler bize yeni bir bilgi sunmadığı gibi çözümsüz bir finalle bizi aptal yerine koyuyor.
Büyük rütbelere sahip insanların çaresizliğini resmetmesi, barışa ve barışçıl tepkiler verme olasılığına duyduğumuz özlemi hatırlatması ya da dünyanın kaderini belirleyecek kişilerin de insan olduğunu göstermesi senaryonun kuvvetli yanları. Öznelerinin insani yönünü ortaya koymak konusunda bazen (kahvaltı rutini ya da kritik anlarda her şeyden önce sevdiklerini düşünmek) yerinde detaylar verilirken, bazen bu detaylar abartı ve inandırıcılıktan oldukça uzak (nükleer bir savaş başlatmak üzereyken dinlediği podcast’ten bahseden ABD başkanı).
Filmin bütünü 40 dakikalık bir kısa filmi üç kez izlemiş hissi yaratıyor. Kamera hareketleri, kapalı mekanlarda “sahada” geçen Bigelow filmlerinde olduğu kadar etkilemiyor. Yıldız oyuncular ufak rollerde beklenen etkiyi yaratamıyor. Film, ABD-merkezci bakışını görmezden gelebildiğimiz, 90’lardaki bir politik gerilim filmi olarak izlendiğinde sürükleyici ve merak uyandırıcı, Bigelow’un militarizm aşkının biraz olsun söndüğünü görmekse sevindirici.
Son yılların yükselen bestecilerinden Volker Bertelmann ise yaylılarıyla harikalar yaratıyor. A House of Dynamite, ABD’deki gergin politik atmosfer ve sağı solu kestirilemeyen bir ABD başkanı nedeniyle dünyanın her an felakete sürüklenebileceğinin endişesiyle ödül sezonunda umduğunu bulacaktır. Bizim için mutluluğa giden yol ise, ödül sezonunda umduğunu bulan her filmin iyi bir film olmadığını kabullenmekten geçiyor.

A House of Dynamite | Kaynak: Netflix
Frankenstein | yön. Guillermo del Toro
Guillermo del Toro’nun Frankenstein uyarlamasını izlerken aklıma Mary Shelley’nin romanını Osmanlı dönemi Anadolu’suna taşıyan, Çağan Irmak imzalı mini-dizi Yaratılan için yaptığımız röportajda yönetmenin söylediği şu sözler geldi:
"[...] aslında kitap gerçek anlamda sadece iki kez uyarlandı: Biri Kenneth Branagh’ın Frankenstein (1984) filmi, biri de Yaratılan. Daha önceki uyarlamalar tamamen bir korku estetiği içinde Mary Shelley’nin romanının ruhuna çok da yakın olmayan uyarlamalardı."
Del Toro’nun uyarlaması, hem yönetmenin o kendine has korku ve gotik estetiğini hem de romanın ruhunu koruyan bir uyarlama olarak tatmin ediyor. Yaratıcı ve Yaratılan’ın perspektiflerinden anlatılan iki bölümle romandaki hikayeye sadık bir anlatım seçerken, Pan’s Labyrinth’ten The Shape of Water’a uzanan Guillermo del Toro görsel dünyasının sanatsal bir yetkinlikle gözler önüne seriyor.
Filmde Frankenstein’ın canavarını canlandıran Jacob Elordi, kariyerinin en iyi performansında şaşırtırken Oscar Isaac, kendi standartlarına göre sönük bir performans sergiliyor. Ödül sezonu açısından bakıldığında bu filmin sanatsal ve teknik gösteri için yapılmış ve seçilmiş olduğunu görmemek mümkün değil. Prodüksiyon tasarımı ve kostüm tasarımı başta olmak üzere kusursuz bir iş çıkaran ekibin sezon boyunca ödüllere boğulacağı belli.

Frankenstein | Kaynak: Netflix
Jay Kelly | yön. Noah Baumbach
Küçük filmlerini büyük performanslarla ölümsüzleştiren, Amerikan bağımsız sinemasının benim için en özel isimlerinden olan Noah Baumbach, bir yandan Wes Anderson ve Greta Gerwig ile işbirlikleriyle, bir yandan da solo kariyeriyle heyecan verici işlere imza atmaya devam ediyor.
Yine bir Netflix orijinal filmi olan Marriage Story ile ödül sezonunda elini güçlendiren yönetmenin bu sezonki Jay Kelly’si hem sinema endüstrisine içeriden bir bakış atan hikayesi hem de yıldızlarla dolu oyuncu kadrosuyla iddialı.
Film, sokakta rahat yürüyemeyecek kadar ünlü bir film yıldızı olan George Clooney’nin Jay Kelly’nin aile yaşamı, kariyeri ve dostluklarını tümüyle sorgulamaya başladığı bir orta yaş krizine girmesi sonucu çıktığı kendini keşfetme yolculuğunu konu alıyor. Gerçek anlamda bir yolculuk ve bir yol hikayesi bu çünkü Jay Kelly ekibini toplayarak İtalya’daki bir film festivaline doğru yola çıkıyor. Yol boyunca geçmişe açılan kapılarla kendini sorguluyor, bir bir onu terk eden çalışanları nedeniyle yalnızlaşıyor ve nihayetinde her şeyle ve herkesle yüzleşmek zorunda kalıyor.
Senaryo, sektörle, setlerle ve festivallerle ilgili şakalarla da zenginleşiyor. Mevcut politik atmosferde, ayrıcalıklı ve zengin, beyaz bir film yıldızının orta yaş bunalımını izlemek lüks sayılabilir elbet. Ama sinema aşkı ve tutkusu sizin için bir şeyler ifade ediyorsa, izleyerek büyüdüğümüz yıldızların ışıltılı yaşamına duygusal bir bakış atan bu senaryoyla duygulanmamak ve onların ruhunda dahi kendi fani ve sıradan yaşamlarımızdan izler bulmamak mümkün değil.
Daima iyi bir oyuncu yönetmeni olan Noah Baumbach, bu filminde de oyuncu kadrosundan mükemmel bir verim almış, film ufak rollere yıldızlar yerleştirmek konusunda Bigelow’un beceremediğini becermiş. Jim Broadbent, Stacy Roach, Riley Keough, Alba Rohrwacher, Lars Eidinger, Patrick Wilson ve Greta Gerwig ve nicesi, çok küçük rollerde parlarken, Adam Sandler ve Laura Dern, filmin yıldızı George Clooney’den rol çalıyorlar. Özellikle Punch-Drunk Love ve Uncut Gems filmlerindeki dramatik performansları ile harikalar yaratmasına rağmen komedi oyuncusu olarak tanındığı için bir türlü ciddiye alınmayan Adam Sandler için mutlu sonun yaklaştığını umuyorum.

Jay Kelly | Kaynak: Netflix
Ve diğerleri...
Netflix’in iddialı yapımları bu üç filmden ibaret değil; Rian Johnson’ın Knives Out hikayelerinden en yenisi Wake Up Dead Man’in (12 Aralık’ta) öncülleri gibi senaryo kategorisinde adaylık elde edeceği öngörülüyor. All Quiet on the Western Front ve Conclave’in yönetmeni Edward Berger’in Colin Farrell ve Tilda Swinton’lı yeni filmi Ballad of a Small Player (29 Ekim’de) sezonda şansını deneyecek bir diğer yapım.
Netflix, En İyi Animasyon Film kategorisinde KPop Demon Hunters (yayında) ve In Your Dreams (14 Kasım’da) ile En İyi Belgesel Film kategorisinde ise The Perfect Neighbor (yayında) ve Apocalypse in the Tropics (yayında) ile de altın peşinde.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
"The Lobster" postmodernizmin kimliklerin ve toplumsal normların kuruluşuna ilişkin sorgulamalarını, duygular sosyolojisinin temel meselesiyle buluşturur. Filmin asıl trajedisinin, insanların baskıcı kurallara itirazsız itaat etmelerinde değil, bu kuralların belirlediği duygusal ihtiyaçları kendi arzularıymış gibi yaşamalarında saklı olduğunu gösterir izleyiciye. David’in kişisel trajedisiyse, otelden ormana kaçmasına rağmen otelin “aşk kurallarını” da yanında götürmesidir.

M. Enes Özel, bir hayli aktif kullandığı Instagram hesabında kendisini "Psikiyatri uzmanı. Kalan her şeyin amatörü, talihli ucube, falsolu kul" olarak takdim ediyor. Özel ile yeni kitabı "Normal" ve farklı kuşakların normali algılama biçimleri üzerine konuştuk.

Nathan Fielder ve Lance Oppenheim imzalı Elizabeth Holmes belgeseli "You Can See Everything", son yılların en tuhaf ve katmanlı filmlerinden biri. Filmde herkesin, Nathan dahil, farklı yansımalarını görüyoruz; hem kendilerini gördükleri gibi, hem herkesin onları gördüğü gibi, hem de bizim onları gördüğümüz gibi. Bu ayna labirentinde herkes, herkesi, izleyiciye oynuyor. Ve izliyor.

24-31 Ekim tarihleri arasında düzenlenen 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali, yarışma seçkisi ve Film Forum etrafındaki tartışmalarla Türkiye sinemasının bugününü, geleceğini ve festivalin prestij iddiasını sorgulamaya açtı.

"Norm: The Tale of Norm Macdonald" bazen tanıdık görüntülerin rahatlığına fazla güveniyor, bazı güç soruların üzerinde daha uzun durabilecekken yeni bir şakaya geçiyor. Yine de Norm’la vakit geçirme duygusunu yakalıyor.




