Noga Erez ile sözler, hisler ve müzik üzerine

Noga Erez sıra dışı tarzıyla dikkat çekti, ekibimizden Sıla ve Taner kendisiyle bir röportaj gerçekleştirdi.

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Sıla Eser & Taner Turna
 
Prodüktör, müzisyen ve sanatçı Noga Erez’in elektronik müzik, hip-hop ve pop müzikten beslenen sıra dışı bir müziği var. Noga’yı dinlediğinizde hem yaşadığı coğrafyadan hem de küresel politik koşullardan güçlü bir şekilde etkilendiğini hissediyorsunuz. Güçlü sözlerin hisli melodilerle buluştuğu şarkılarında adeta anda yolculuğa çıkıyorsunuz.

Haziran başında Zorlu PSM TLVSOUND’da performansını dinlediğimiz Noga Erez, performansı ile bizleri kendine hayran bırakmıştı. Kendisini daha da yakından tanıma fikri bizi çok heyecanlandırdı ve Zorlu PSM ekibi aracılığıyla Noga’ya ulaştık. Müziği ile dünyaya ne tür hisler bırakmak istediğinden, sözlerini oluşturma sürecine uzanan samimi bir sohbet gerçekleştirdik. 

Aynı zamanda, müziğinin dışında Noga'ya ilham veren işlerden, yaratıcılığından ve özgün stiline dair de konuştuk. Bu sohbetimizin devamı moda ve stil bültenimiz Lagom'da yer alacak. Pazar görüşmek üzere! 

noga
loundandquite.com üzerinden


Şarkılarının “dünya ile ilgili seni rahatsız eden sorunları işlemenin ve kendinle sohbet etmenin” yolu olduğunu okudum. Müziğin sana ve insanlara ne tür hisler doğurmak istiyor?

Bu soru için özel bir cevabım yok. Benim için bu noktada ilginç olan şey, insanlara hissettirmeye çalıştığım şeyin aslında önemli olmadığı. İnsanlar nasıl hissetmek istiyorsa öyle hissedebileceğine inanıyorum. Şarkılarım beni dahi her seferinde farklı hissettirdiğinden niyetim insanların müziğim ile sadece bir şey hissedebilmesini ummak oluyor. Ama bu hissin spesifik olmasını bekleyemem. Bu müziğin güzelliği. Herkese kendi kişiliğine dair dokunuyor.

Müziğinin yanı sıra şarkı sözlerin de çok güçlü. Sözlerini nasıl hazırlıyorsun? Nereden ilham alıyorsun?

Şarkı sözü yazmak kendi adıma en çok geliştirmeye odaklandığım alan. İlk taslağım genellikle bilinç akışıma en yakın sözler oluyor. Bir taslak hazırlıyor, sonra bir plan çiziyorum. Bu versiyonu benim dışındaki insanların anlaması neredeyse imkânsız. Sözleri basit ve anlık tutmaya çalışıyorum. Bu da şarkının nereden başladığını hatırlamak ve onu geliştirmek için için geriye gidebilmemin tek yolu oluyor. Kendi bilinç akışınızı bir kağıda yazıp geriye dönüp baktığınızda, amaçladığınız yerden çok daha uzağa gittiğinizi anlamanız ilginç bir deneyim. Sözleri hazırlamak bir harita gibi. Başlangıç noktanızın ne olduğunu biliyorsunuz.

Müziğinin nereye evrilmesini istiyorsun?

Hâlâ çok fazla insanla rezonansa girecek bir şarkı yazma hayalim var.  Bu bir hit yazma isteği değil, sadece en samimi ve dürüst niyetlerle yazdığım bir şeyin insanlara benim hissettiğime benzer duygular hissettirebileceğini deneyimlemek istiyorum. Bence müziğin nihai gücü bu.

Yazar Jose Saramago "Gerçek doğum yeri, kişinin ilk kez kendine bilinçli bir şekilde baktığı yer" olduğunu söylüyor. Peki senin için gerçek doğum yerin neresi ve bu yerin müziğe etkisi ne oluyor?

Tel Aviv'deki sahilde, insanların koşu yaptığı uzun bir yol var. İnsanlarla dolup taşmadan önce bu yere zaman zaman sabah erkenden gidiyorum. Bir noktada kulaklıklarımı çıkartıp müziksiz koşuyorum ve kendimle ve nefesimle kaldığım bir an yaşıyorum. Bu an, gerçekten boş ya da genellikle gerçekleşmesi mümkün olmayan düşüncelerin aklımda belirdiği bir an oluyor. Bir çeşit meditasyon hissi gibi.

Pandemi müzik ve yaşamını nasıl etkiledi? Müziğin için yeni keşiflere ışık tuttu mu?

Evet, birçok farklı şekilde oldu. Bu yüzden kısa ve net anlatmaya çalışacağım. Birincisi, turne konusunda gelecek yıl için planladığım konserler iptal oldu. Bu yüzden, bu kayıpla ilgili ne yapacağımı bulmam gerekiyordu. Kendimi daha çok düşünürken bulduğumu söyleyebilirim. Ayrıca, diğer tüm sanatçılar gibi, kariyerimin müzik üzerine olması ile ilgili şüphelerim oldu. Bazen tüm ruh hâliniz yaratıcı veya kötü bir gün geçirmenize bağlı olduğunda, çokça hayal kırıklığına uğrayabiliyorsunuz. Bu noktada, müziğe olan sevgimi ve bunu her gün yapmamın nedenlerini sorgularken buluyorum kendimi. Ve pandemi her şeyi durdurduğunda, müziği bırakmak veya dinlenmek yerine, yapmak istediğim tek şeyin daha fazla müzik yapmak olduğunu fark ettim. 

Son olarak, özellikle sanatçıların ve serbest çalışanların hükümetlerden bu zor zamanda aldıkları destek, geldiğim ve yaşadığım yerde gerçekleşmedi. Dün burada büyük bir protesto düzenlendi. Bu olay, yıllarca müzikten geçimini sağlayan beni de zaman zaman düşündürüyor. 

Ancak olanlar her şeyi temel bir anlayışa geri getiriyor. İnsanların müziğimi dinleyişlerini, ruh hâllerinde gerçekleşen kısa bir anı bile deneyimleyebilirsem o zaman yukarıda bahsettiğim şeyi yapmaya devam ederek onu kucaklamam gerektiğini anlıyorum. Müziğimle insanlara dokunabildiğimi bilmekten daha tatmin edici bir şey yok. Ve hiçbir şey, pandemi dahi bunu değiştirmeyecek.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

📍 Kenter Tiyatrosu, BRZRKR, Noga Erez

Bu hafta Londra müzik sahnesinin isimlerinden Laura Misch’i, sanat piyasasında 2020’de ilk 6 ayı, Kenter Tiyatrosu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi görüşmelerini, Türkiye basılı medya dünyasındaki son durumu ve çok daha fazlasını ele aldık.

24 Tem 2020

📍 Kenter Tiyatrosu, BRZRKR, Noga Erez

YAZARLAR

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

'Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar': Bir aile arşivinden dünyaya bakmak

“Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar” başlıklı sergi, 212 Photography Istanbul’un 2026 edisyonunda Erbak ailesinin üç kuşağının seyahat tutkusu ve fotoğraflarını biraraya getiriyor. Nuri Z. Erbak (1914), Mehmet H. Erbak (1950) ve Ceylin Erbak Aytekin’in (1988) dünyanın farklı noktalarında çektiği kareler, 1930’ların Mısır ve Japonya’sından Tibet’e, Antarktika’ya uzanıyor. Bu arşivin nasıl oluştuğunu fotoğrafçı, yazar ve Erbak ailesinin üçüncü kuşak temsilcisi Ceylin Erbak Aytekin ile konuştuk.

Elif Bayram

·

02 Eki 2026

'Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar': Bir aile arşivinden dünyaya bakmak
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Ela Lee'den 'Ceyda': Kırılınca görünür olanlar

Ela Lee, kendi hayatından izler taşıyan ilk romanı Ceyda’da, dışarıdan kusursuz görünen hayatı bir cinsel saldırının ardından parçalanan Türk-Koreli genç avukat Jade’in hikayesini anlatıyor. Rıza, adalet, göçmenlik, aile, başarı baskısı ve suçluluk duygusu etrafında ilerleyen roman, Jade’in başına gelenlerden çok, yaşadıklarının ardından kendisi ve kurduğu hayatla yeniden yüzleşmesine odaklanıyor.

Şeyma Ye

·

02 Eki 2026

Ela Lee'den 'Ceyda': Kırılınca görünür olanlar
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bavuldaki dil: Türkçeden Almancaya göç edebiyatı kuşaklar boyunca nasıl değişti?

1960’ların başında Sirkeci’den Almanya’ya giden trenlere binenler birkaç yıl çalışıp dönmeyi düşünüyordu. Ama bavullarda yalnızca eşya değil, dil ve kültür de taşındı. Bekir Yıldız’dan Aras Ören’e, ‘Emine’ Sevgi Özdamar’dan Fatma Aydemir’e uzanan 60 yılı aşkın edebiyat geleneği “misafir işçi”nin Almancayı nasıl içeriden dönüştürdüğünü ve sonunda o dili kendi evi hâline getirdiğini anlatıyor.

Bavuldaki dil: Türkçeden Almancaya göç edebiyatı kuşaklar boyunca nasıl değişti?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Dağ, güneş ve zaman: Ugo Rondinone yeniden İstanbul'da

İsviçreli sanatçı Ugo Rondinone, İstanbul’daki ilk kişisel sergisi "the sun and the mountain"da neon renkli taş heykellerini gün doğumu ve gün batımı suluboyalarıyla buluşturuyor. Dirimart Dolapdere’de 8 Kasım’a kadar görülebilecek sergi, dağların dikeyliğiyle ufkun yataylığını karşı karşıya getirerek insanın doğayla kurduğu ilişkiyi ele alıyor.

Yaren Serra Akgün

·

29 Eyl 2026

Dağ, güneş ve zaman: Ugo Rondinone yeniden İstanbul'da
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Lukas Dhont: 'Geçmiş meğerse çok modernmiş!'

Lukas Dhont’un Cannes’ın ana yarışmasında prömiyerini yapan üçüncü uzun metrajı "Korkak", Emmanuel Macchia ve Valentin Campagne’a En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandırdı. Dhont ile festivalde biraraya geldiğimizde ilk kez bir savaş filmi yapmasından, daha büyük bir ölçekte çalışmaktan ve filmin çıkış noktasındaki fikirlerden konuştuk.

Müge Turan

·

28 Eyl 2026

Lukas Dhont: 'Geçmiş meğerse çok modernmiş!'