Noktaları birleştirmek: Zirai don ve iklim kanunu arasındaki yakın ilişki

İklim Kanunu teklifi hangi nedenle olduysa oldu, Komisyon’a geri çekildi. Şimdi sakince, bilimsel gerçeklere dayanarak ve gerçekten ihtiyacımız olan düzenlemeleri ekleyerek gerçek bir iklim kanunu teklifinin hazırlanması için bir imkan var. Peki bir iklim kanununda neler olmalı?
Noktaları birleştirmek: Zirai don ve iklim kanunu arasındaki yakın ilişki

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Uzun yıllardan beri beklenen ve en sonunda bu yılın başında TBMM’ye sunulan İklim Kanunu teklifi, daha ilk dakikadan itibaren yoğun şekilde eleştirildi. Ben de burada bunun bir iklim değil, emisyon ticareti sistemi (ETS) kanun teklifi olduğunu yazmıştım. Çok sayıda sivil toplum kuruluşunun yanı sıra CHP, DEM ve DEVA Partili milletvekilleri de teklifteki eksiklikleri bulabildikleri her platformda ve tabii ki Çevre Komisyonu’nda dile getirdi. 

  • Buna karşın teklif, bu eleştirilere kulak tıkayan AK Parti ve MHP’li üyelerin oylarıyla Komisyon’dan hızlıca geçti ve Genel Kurul’a geldi. Üstelik ilk dört maddesi de kabul edildi. 

Ancak ne olduysa bundan sonra oldu. Sosyal medyadan yayılan dezenformasyon kampanyasında et yemenin yasaklanacağından artık duş dahi alınamayacağına kadar ipe sapa gelmez iddialar havada uçuşmaya başladı. 

Teklif Komisyon’a geri çekildi

Sonuç olarak teklif, hangi nedenle olduysa oldu, Komisyon’a geri çekildi. Bu, son derece hayırlı bir durum. Çünkü şimdi sakince, bilimsel gerçeklere dayanarak ve gerçekten ihtiyacımız olan düzenlemeleri ekleyerek gerçek bir iklim kanunu teklifinin hazırlanması için bir imkan var.

Daha önceki yazımda da ifade ettiğim üzere, mevcut hâliyle bu İklim Kanunu’nun iklim değişikliğini durdurmak veya ona uyum için gerekli önlemler almak gibi bir amacı veya hedefi yok. Şu anda teklifin tek bir amacı var: Avrupa Birliği’nin sınırda karbon vergisinden kaçmak ve ekonomik zararı azaltmak. 

Bunu nereden anlıyoruz? Şuradan: Emisyon ticaret sistemi teklifte—her ne kadar hâlâ eksikleri olsa da—ayrıntılı şekilde düzenlenmiş ancak geri kalan kısımlarda somut herhangi bir düzenleme yok. 

Emisyon azaltım hedefi olmayan iklim kanunu mu olur?

Mevcut teklifteki en büyük eksiklik somut sera gazı emisyon azaltım tarihleri ve oranlarının olmaması. Bir iklim kanunu için bu mümkün değil. Çünkü iklim kanunu dediğiniz şeyi, iklim değişikliğini durdurmak için yaparsınız. İklim değişikliğine de atmosferdeki sera gazları neden olmakta. Dolayısıyla, iklim değişikliğini durdurmak için sera gazlarını azaltmayı bir hedef olarak somut şekilde ortaya koymanız gerekir. Oysa bu kanunda ne bir tarih ne de oran bulunmakta. 

Karşılaştırmak için Almanya’nın 2019’da kabul ettiği ve 2024’te Federal Anayasa Mahkemesi’nin Neubauer kararı doğrultusunda revize ettiği kanuna bakılabilir. Bu kanunun tanımlardan sonra gelen ilk maddesinde (md. 3.1) Almanya’nın sera gazı salımının 2030 yılında 1990 seviyesine göre %65, 2040 yılında ise %88 azalacağı düzenlenmiş durumda. Hemen sonraki 3.2 maddesinde ise devlete 2045 yılında net sıfır, 2050 yılında ise negatif salım hedefine ulaşma yükümlülüğü getirilmekte.

Bizim kanun teklifininse sadece gerekçesinde “Cumhurbaşkanımızın 2053 net sıfır emisyon” hedefinden bahsediliyor. Ancak bu, yasama organının yetkisindeki bir konunun yürütmeye bırakılması demek ki bu da Anayasa’nın 7. maddesindeki “Yasama yetkisi devredilemez” kuralına aykırı. 

Siz emisyon azaltım hedeflerini kanunla belirlemelisiniz ki yürütmeye bir çerçeve çizmiş olun ve Cumhurbaşkanlığı makamına kim oturursa otursun o hedeflerle bağlı olsun. Yoksa her gelen yeni Cumhurbaşkanı net sıfır hedefini de diğer hedefleri de kendi politikalarına göre değiştirir. 

Tarımla iklimdeki istikrar arasındaki bağlantı

Ülkemizin orta ve doğu bölgelerini vuran zirai don, tam da İklim Kanunu teklifinin Komisyon’a geri çekildiği günlere denk geldi. Bu açıdan, teklifin neden eksik olduğunu da çok güzel gösterdi. Arada nasıl bir bağlantı olduğunu merak edenlere kısaca anlatmaya çalışayım.

Doğal afetler tarih boyunca yaşandı. Seller, kuraklıklar, fırtınalar, don vb. felaketler yüzyıllardan beri insanları olumsuz şekilde etkiliyor. Bunun temel nedeni, tarımdaki verimin düzenli bir iklime ihtiyaç duyması. Bu düzenin bozulduğu bu tür istisnalar, gıda güvenliğini tehlikeye sokuyor. Hatta bazen tarım ve hayvancılık yapmayı tamamen imkansız hâle getirip göçlere de sebep oluyor. 

Nitekim insanlık 300 bin yıldan beri Dünya üzerinde bulunsa da bugünkü medeniyetini sadece 11,700 yıl önce başladığı düşünülen Holosen Devri’nde kurabildi. Çünkü bu Devir’de iklim daha önceki dönemlere göre daha istikrarlı bir hâl aldı. Nitekim tohum ekilerek yapılan tarım da—ne kadar ilginç bir rastlantı ki (!)—11,500 yıl önce başladı. 

Doğal afetler her zaman oldu ama…

İklim, Holosen Devri’nde daha istikrarlı bir hâl aldı ancak bu, “hiç beklenmedik olay olmadı” demek değil. Elbette oldu. Aşırı yağışlar, seller, kuraklıklar veya don tarımla uğraşanları ara sıra zarara uğrattı. Ancak bunların sayısı öyle bir seviyedeydi ki yaşanan zarar sonraki senelerde telafi edilebilir düzeyde kaldı. İşte iklim değişikliğiyle değişen şey bu. 

İlginç şekilde bu konu bugünlerde Avustralya’da gündemde. Kısa süre önce erken seçim kararı alınan ülkede muhalefet lideri Peter Dutton, başbakanla birlikte çıktığı bir tartışma programında (evet, gerçek demokrasilerde böyle şeyler oluyor) “Doğal afetler ülke tarihimizin bir parçası” deyiverdi. Bunun üzerine iklim değişikliği inkarcısı olup olmadığına yönelik yoğun bir soru yağmuruna tutuldu ve en sonunda iklim değişikliğini inkar etmediğini açıkladı.

Sorun, atmosferik istikrarı kaybediyor olmamız

İklim değişikliği bilimiyle uğraşanlar şunu demiyor: “Atmosferdeki sera gazları belli bir eşiği geçtiğimizde hop! Bir anda her şey değişecek!” Ya da şunu da demiyorlar: “2 derece ısınmayı aştığımızda her yer alev alacak ve bir anda topluca öleceğiz!” 

  • İklim değişikliği öyle bir şey değil. Olmakta ve giderek artmakta olan, atmosferik olaylardaki dengesizliklerin daha sıklıkla ve güçlü şekilde görülmesi. 

Örneğin, yaşadığımız son zirai don olayının yaşandığı bölgelerde son 30 yılın en düşük sıcaklıkları kaydedildi. Diyeceksiniz ki “E 30 yıl önce de yaşanmış işte!” Doğru. Ama bugün farklı olan, bu son don vakasının bu sene ülkemizde görülen üçüncü don olayı olması. 21-25 Şubat tarihlerinde Adana-Hatay hattında ve 21-22 Mart’ta Ege Bölgesi’nde de don yaşanmış ve karpuz, narenciye ve sultaniye kuru üzümü zaten zarar görmüştü. Şimdi 36 şehri etkileyen 10-13 Nisan arasındaki donda ise çok geniş bir coğrafyada fındıktan cevize, şekerpancarından kayısıya çok büyük bir kayıp yaşandı.

Doğal felaket değil, siyasal ihmal

İşte İklim Kanunu’nu yapanların görmesi ve dikkate alması gereken durum bu: Eğer iklim değişikliğini durduracak önlemleri almazsak 30 yılda bir görülen sıcaklık düşüşleri artık daha sıklıkla görülmeye başlanacak, ülkenin çeşitli yerlerinde arka arkaya yaşanacak ve hem ülkedeki gıda zinciri güvenliğini etkileyecek hem de dünyanın en üst sıralarında yer aldığımız ihracat kalemlerimizi yok edip devasa ekonomik kayıplara yol açacak. 

Üstelik don, görülme sıklığı artan felaketlerden yalnızca biri. Coğrafyamız asıl kuraklık tehdidi altında. İklim değişikliğine uyumlu tarımsal dönüşüm sağlanmadan yakalanacağımız arka arkaya iki sene görülecek bir kuraklık, hem tarımı hem de hayvancılığı tamamen kaybetmemize sebep olabilir. Tarlasındaki ürünleri ve hayvanlarını kaybedenler, hâlihazırda içme suyu sıkıntısı yaşayan ve sıcak hava dalgalarıyla mücadele eden şehirlere göç etmek zorunda kalacak. Bu, hem şehirlerdeki altyapının üzerinde daha büyük bir baskı yaratacak hem de toplumsal çatışmaları tetikleyecek.

Bunların yanında, iklim değişikliğine bağlı olarak bölgemizde yaşanacak göç ve çatışmalar da ülkemizi tehdit ediyor. Türkiye yakın zamanda daha fazla iklim göçüne maruz kalacak. Bu kişilerin geri çevrilmesi, iklim değişikliğindeki sorumluluğumuz nedeniyle ahlaki olmayacaktır. O yüzden iklim göçmenlerinin yerleştirilmesi ve istihdamı için hazırlıklı olmamız gerekiyor. 

İklim Kanunu’nda olması gerekenler

Düzgün bir iklim kanunu, öncelikle iklim değişikliğini önlemeyi amaçlamalı. Bu doğrultuda, hızlı şekilde kömür, doğalgaz ve petrolden çıkmaya yönelik düzenlemeler getirilmeli. Keskin emisyon azaltımı için somut hedefler ve projeler geliştirilmeli. 2030 ve 2040 için somut emisyon azaltım hedefleri yüzde olarak ve 2053 net sıfır emisyon hedefi açık şekilde yazılmalı. Bu çerçevede yeşil enerji dönüşümü planlanmalı ve adil geçiş politikaları belirlenip fosil yakıt endüstrisinde çalışanların yeşil enerji ve iş yatırımlarına kaydırılması sağlanmalı. Kanun bunlar için gereken kaynakları ve bütçeyi ayrıntılı şekilde düzenlemeli. 

Buna ek olarak ETS'den elde edilecek gelirlerin tarım, hayvancılık ve enerji sektöründeki dönüşüme yönlendirilmesi için gerekli düzenlemeler kanunda yer almalı. Son yaşadığımız zirai don gibi afetler henüz yaşanmadan gereken önlemler devlet tarafından alınmalı (Bu konuda DEVA milletvekili Evrim Rızvanoğlu’nun paylaştığı video son derece doğru mesajlar içeriyor). Bu tür felaketlerden zarar görenlere yönelik devlet destekli sigorta sistemi kurulmalı. Bu sistemin primleri ETS'den ödenmeli. 

İklim değişikliğinden daha fazla etkilenecek olan kadınlar, çocuklar ve yaşlılara yönelik koruyucu politikalar geliştirilmeli. Özellikle şehirlerin dar gelirli mahallelerinde sıcak hava dalgalarından korunmayı sağlayacak klimalı sığınaklar inşa edilmeli. Şehirlerdeki betonlaşma azaltılıp sıcaklığı düşürecek yeşil alanlar yaratılmalı. Hastaneler sıcak hava dalgalarına karşı güçlendirilmeli, elektrik kesintilerinden etkilenmeyecek hale getirilmeli ve sıcak hava dalgalarında devreye girecek ek kapasitelere sahip olmalı. 

Elbette alınması gereken çok daha fazla önlem var ancak son olarak, orman yangınlarına karşı yangın çıkmadan önce önlem alınmalı ve orman sahaları düzenli olarak kurumuş ot, dal ve kütüklerden temizlenmeli. Yangınlara karşı itfaiye ekiplerinin insan ve araç sayısı artırılmalı. Ve elbette, iklim değişikliğinin nedenlerine ilişkin bilimsel bilgiler ve ona uyuma ilişkin önlemler eğitim müfredatına dahil edilmeli. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

YAZARLAR

Serkan Köybaşı

Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanı, Hayvan ve Doğa Hukuku Laboratuvarı Direktörü. 2005 yılından bu yana Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi akademik kadrosunda olan Köybaşı'nın ifade özgürlüğü, vicdani ret, hayvan hakları, doğanın hak özneliği ve iklim değişikliği hukuku gibi konularda makaleleri ve tebliğleri bulunmaktadır. 2023 yılında doçentlik eseri olarak “İklim Değişikliğine Karşı Yeşil Anayasalcılık” başlıklı bir kitap yayınlamıştır.

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Performans toplumunun arayüzleri: Kimliğimiz artık sürdürebildiğimiz alışkanlıklardan mı ibaret?

Pratiklerimizi takip ettiğimiz ve paylaştığımız sosyal uygulamalar, performans toplumunun arayüzleri mi? Duolingo, Strava ve benzeri uygulamalar, yalnızca alışkanlıklarımızı takip etmeyi sağlamıyor; gelişimi görünür ve paylaşılabilir kılarak kimlik kurma biçimimizi de dönüştürüyor olabilir.

Elif Bayram

·

06 Ağu 2026

Performans toplumunun arayüzleri: Kimliğimiz artık sürdürebildiğimiz alışkanlıklardan mı ibaret?
AngstAngst

HİKAYE

Hayatın yeni bekleme odası: Liseyi kaybettik, peki üniversite nerede?

Üniversite kavramı aşınsa da ona duyduğumuz ihtiyaç canlı. Gençlerin erteledikleri hayatı deneyimledikleri, insanlaştıkları, dünyaya dair tavır geliştirdikleri, beceri seti, düşünme biçimi, formasyon edindikleri kurumsal anlamda kavramın altını dolduran üniversite olanaklıdır. İhtiyacımız, yönümüz, kutup yıldızımız hâlâ özerk üniversitedir.

Metin V. Bayrak

·

02 Ağu 2026

Hayatın yeni bekleme odası: Liseyi kaybettik, peki üniversite nerede?
AngstAngst

HİKAYE

Alev püskürten ejderha: Ateş bulutları orman yangınlarını nasıl büyütüyor?

Fransa ve İspanya’da etkili olan orman yangınları sadece aşırı sıcaklık ve güçlü rüzgarla değil, alevlerin oluşturduğu sıra dışı bir hava olayıyla da büyüyor. NASA’nın “ateş püskürten ejderha” olarak tanımladığı, bilimsel adı “pyrocumulonimbus” olan ateş bulutları, çok büyük ve yoğun yangınların oluşturduğu aşırı sıcak hava, duman, kül ve nemin atmosferin üst katmanlarına doğru hızla yükselmesiyle oluşuyor. Prof. Dr. Doğanay Tolunay, “Bu bulutlar, büyük yangınlarda 12 kilometreye kadar yükselebilir. Bu kritik bir eşik çünkü uçaklar da o seviyelerden geçiyor” diyor.

Pelin Cengiz

·

29 Tem 2026

Alev püskürten ejderha: Ateş bulutları orman yangınlarını nasıl büyütüyor?
AngstAngst

HİKAYE

Kumardan alışverişe: Görünmez bağımlılıklar neyi görünür hâle getiriyor?

Bağımlılık denince ilk akla gelenlerden biri alışveriş değil şüphesiz. Ya da spor. Bazen bir hafta boyunca oyun oynamak. Çoğumuz sosyal medyada geçirdiğimiz saatleri sorun olarak bile görmüyoruz. Oysa bağımlılık artık kendini pek çok farklı alanda gösteriyor ve işsizlik, gelecek kaygısı, anksiyete arttıkça bağımlı olduğumuz şeylerin sayısı ve çeşidi de artıyor.

Ayça Örer

·

25 Tem 2026

Kumardan alışverişe: Görünmez bağımlılıklar neyi görünür hâle getiriyor?
AngstAngst

HİKAYE

Büküldüğümüz yerden buluşmak: Anksiyete politik mi?

Travma sadece olayın içinde olanların değil, ona tanık edilenlerin de bedenine yerleşir. Çünkü güven duygusunun yıkılışını görmek de insanın sinir sistemine yazılır. Bu yüzden bazı anksiyeteler kişisel değil; toplumsal ve politiktir. Çünkü sürekli alarmda yaşamak politiktir.

Nis Tuğba Çelik

·

25 Tem 2026

Büküldüğümüz yerden buluşmak: Anksiyete politik mi?