
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Bilim insanlarına göre, iklim değişikliği sebebiyle kutup buzullarının erimesi, küresel ısınmayı daha da körükleyecek ve aşırı hava olaylarıyla kuraklık, orman yangınlarının daha da artmasına yol açacak.
- Bir adım geri: Dünya’nın aşırı ısınmasını engellemek için güneş ışınlarının yaklaşık %80’ini yansıtan kutup buzullarının, her yıl artan oranda erimesi hidrometeorolojik dengeyi bozarak aşırı hava olaylarının sayısını ve yoğunluğunu artırıyor.
- Sürecin sonucunda: Bu hava olayları, sıcaklık artışı, kuraklık, yağış düzenindeki değişiklikler ve daha kuru, güçlü rüzgârlar şeklinde ortaya çıkıyor ve orman yangınlarındaki artışın önemli nedenleri oluyor.
- Araştırma: AA muhabiri Gülseli Kenarlı’nın aktardığına göre Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, kutup buzulları, kıtasal buzullar, buz tabakaları ve deniz buzullarıyla yüksek dağlardaki alp tipi vadi buzullarının oluşturduğu buz kütlesinin, iklim sistemini oluşturan bileşenlerden biri olduğunu belirtiyor.
- “Sorun da burada çıkıyor. Son 50 yıllık dönemde dünyanın pek çok bölgesinde buzullar hacimsel ve alansal olarak küçülüyor çünkü iklim ısınıyor, kar yağışı azalıyor, kar yağsa bile hava sıcaklıkları arttığı için hızla eriyor, buzullar beslenmiyor. Türkiye’de de durum böyle. Buzullar bu hızla erimeye devam ederse önümüzdeki yüzyıl içerisinde kutuplar ısınacak, tümüyle eridiği bir dünya bugünden belki 10 santigrat derece daha sıcak olacak. Bu Türkiye’de tropikal, çok sıcak, çok kurak koşulların etkin olması anlamına geliyor.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Şehirde sıcak hava dalgalarının tarihsel değişimi ve neler yapabileceğimiz üzerine.
14 Tem 2023

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Farklı politikaları aynı şekilde uygulayarak liseyi kendi başına değer taşıyan bir yaşam alanı olmaktan çıkarıp üniversitenin bekleme salonuna dönüştürdük. Şimdi çocuklara hangi liseye gireceklerini soruyoruz; dört yıl sonra da hangi üniversiteyi kazanacaklarını soracağız. Déjà vu! Peki üniversite, bu bekleyişin sonunda başlayan bir başka bekleme odası olmasın?

1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?



