Padel efsanesi Fernando Belasteguín: Zirvede 16 yıl insana ne öğretir?

Dünyanın en hızlı büyüyen sporlarından biri olan padel, artık bir sporun ötesinde bir yaşam biçimi. Kariyeri boyunca 230 şampiyonluk kazanan, tam 16 yıl boyunca dünya sıralamasının zirvesini kimseye bırakmayan Fernando Belasteguín de bu dönüşümün en yakın tanıklarından biri. Nano Padel'in davetiyle 3 Temmuz'da Lucca Beach Bodrum'da sporseverlerle buluşacak Arjantinli efsane; padelin hızlı yükselişinin arkasında yatan nedenler, iş dünyasının bu spora ilgisi, zirvede kalmanın psikolojisi ve Türkiye'nin potansiyeline dair sorularımızı yanıtladı.
Padel efsanesi Fernando Belasteguín: Zirvede 16 yıl insana ne öğretir?

Punto

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

Bazı sporlar seyirci kazanır. Bazıları ise yeni bir hayat tarzı yaratır. Son yılların en hızlı büyüyen sporlarından padelin yükselişini de insanların kişisel takvimlerinden takip ediyoruz bu aralar.

  • Yeni kortlar açılıyor, uluslararası turnuvalar büyüyor, yatırımcılar sektöre giriyor. Fakat asıl değişim rakamlarda değil. Madrid'den Dubai'ye, Stockholm'den İstanbul'a birçok şehirde padel kulüpleri, çalışanların iş çıkışı buluştuğu, yeni insanlarla tanıştığı, profesyonel ilişkilerini geliştirdiği, ailelerin bağlarını güçlendirdiği sosyal alanlara dönüşüyor. 

Padelin birçok ülkede yıllarca golf ve tenisin üstlendiği sosyal işlevi devralmasının en önemli nedenlerinden biri oyunun ruhunda yatıyor. Padele yeni başlayanlarla konuştuğumuzda tenise kıyasla teknik eşiğin daha düşük olmasının onları cezbeden nedenlerden biri olduğunu söylüyorlar. Dört kişiyle oynanan bu oyunda eline raketi ilk kez alan biri bile kolayca oyunun ritmini yakalayabiliyor. Bu da rekabet kadar sosyalleşmeye de alan açıyor. 

Fernando Belasteguín

Padelin İspanya ve Arjantin'deki birkaç korttan dünyaya açılma hikayesinin neredeyse tamamına tanıklık eden en önemli isimlerden biri ise Fernando Belasteguín. Kariyeri boyunca 230 şampiyonluk kazanan, tam 16 yıl boyunca dünya sıralamasının zirvesini kimseye bırakmayan Arjantinli efsane, yalnızca bir tanık da değil, bu hikayeyi birinci elden yazan kişilerden... Üstelik bir süre önce emekli olsa da raketini bir köşeye kaldırmış da değil. Halen padelin geleceğine ilişkin tartışmalarda en çok kulak verilen, bu sporu dünyaya yaymak için en çok çalışan isimlerin başında geliyor.

Nano Padel'in davetiyle 3 Temmuz'da Lucca Beach Bodrum'da oyuncular ve sporseverlerle buluşacak Belasteguín; padelin hızlı yükselişinin nedenleri, iş dünyasının bu spora ilgisi, zirvede kalmanın psikolojisi ve Türkiye'nin potansiyeline dair sorularımızı yanıtladı. Yanıtları ise bir sporun asıl değerinin kupalardan ziyade insanların hayatını nasıl değiştirdiğinde yattığını hatırlatıyor.


Padelin niş bir spor dalından küresel bir fenomene dönüşmesine tanıklık eden isimlerin başında geliyorsunuz. Bugün padel dediğimizde yalnızca bir spordan değil bir yaşam tarzından da bahsediyoruz. Öte yandan hızlı büyüyen sporlarda markanın oyunun önüne geçme riski de karşımıza çıkıyor. Bu dönüşümün sizi endişelendiren yanları var mı?

Son otuz yılda padelin gelişimini çok yakından izledim ve geleceğin sporu olduğuna dair hiç şüphem yok. Ama elbette bir branş bu kadar hızlı büyüdüğünde oyunun kendisini güçlendirmeye devam etmek de çok önemli hâle geliyor. Çünkü bir sporu geleceğe taşıyan, her zaman sağlam temelleri oluyor. 

Padelin etrafında oluşan ekonomi elbette değerli ama oyunun kendisi her zaman merkezde kalmalı.

Futbol kendi kahramanlarını yaratıyor. Tenis ezeli rekabet hikayeleri satıyor. Sizce padel insanlara nasıl bir hikaye anlatıyor?

Profesyonel padeli yakından takip eden herkes bu sporun da kendi hikayeleri, büyük rekabetleri ve efsaneleri olduğunu bilir. Padel de büyük şampiyonlar çıkardı. Ama hâlâ çok genç bir spor ve medyada hak ettiği görünürlüğe henüz ulaşmış değil.

Benim için en önemlisi şu: Padel insanlarda korta çıkma isteği uyandırıyor. Bu sporun asıl vaadi de burada yatıyor. Ailenizle ve arkadaşlarınızla birlikte iyi vakit geçirmek.

Padel bir gün Olimpik bir spor olursa bunun sporun geleceği açısından anlamı ne olur?

Olimpiyat Oyunları'nın bir parçası olmak padel için çok önemli bir eşik olur. Bu, sporun dünya çapında çok daha geniş çaplı bir bilinirliğe ulaşmasını sağlar.

Ama ben yine de önümüzdeki 15 yıl boyunca dünya padelinde sözün büyük ölçüde İspanya ve Arjantin'de olacağını düşünüyorum. Çünkü bu iki ülkenin hem çok sağlam bir altyapısı var hem de bu sporda uzun yıllara yayılan güçlü bir geçmişi...

Bu yükseliş devam ederken padel kültürünün hangi yönlerinin mutlaka korunması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Her şeyden önce oyunu korumamız gerekiyor. Endüstri büyüyebilir, etrafında büyük bir ekonomi oluşabilir. Ama oyunun kendisini, oyuncuları, kulüpleri ve bu sporu var eden değerleri hiçbir zaman ikinci plana atmamalıyız.

Pek çok sporcunun hayali dünyanın 1 numarası olmaktır. Sizin ise bambaşka bir sınavınız vardı: Oraya çıktıktan sonra tam 16 yıl boyunca bu zirveyi korumak. Psikolojik açıdan hangisi daha zor oldu: Zirveye ulaşmak mı, yoksa her sabah onu kaybetme endişesiyle uyanmak mı?

Her ikisi de son derece zor. Dünyanın 1 numarası olmak başlı başına bir meydan okuma. Ama bir kere o noktaya ulaştıktan sonra orada mümkün olduğunca uzun süre kalma arzusu da insanı motive ediyor. 

Benim için bu motivasyon her zaman zirveyi kaybetme korkusunun önünde geldi. 

Emeklilik sonrasında Fernando Belasteguín'in bugüne kadar padelin gölgesinde kalmış hangi yönlerini şimdi daha özgürce keşfedebiliyorsunuz?

Çok şanslıyım ki hem meslek hayatımda hem de özel hayatımda ulaşmak istediğim her hedefi gerçekleştirebildim. Bunu da hep aynı anlayışla yaptım: Her gün çalışarak; bunu kişiliğimin bir parçası hâline getirerek...

Emeklilikle birlikte hayatın başka güzelliklerinin de tadını çıkaracak zamanım oldu. Ama hayata bakışım değişmedi. Benim için hâlâ en değerli şey, her gün çalışmak ve her gün dünkünden daha iyi olmaya gayret etmek.

Geriye dönüp baktığınızda, sizi dünyanın zirvesine taşıyan rekabet anlayışınızın hayatınızı zorlaştırdığı anlar da oldu mu?

Antrenmana her çıktığımda bir gün öncekinden daha iyi olmayı düşündüm. Bu anlayışın bana kariyerim boyunca çok yardımı oldu ama bu, aynı zamanda her günü çok yüksek bir beklenti çıtasıyla yaşamak anlamına da geliyordu.

Bu kadar başarılı olmanıza yardımcı olan, ama hayatı da zorlaştıran bir saplantınızdan vazgeçme şansınız olsaydı bunu yapar mıydınız?

Keşke başardığım şeylerin tadını biraz daha fazla çıkarabilseydim. Emekli olduktan sonra bunu çok daha iyi yapabildiğimi düşünüyorum. 

Profesyonel sporculuk dönemimde kendimi geliştirmeye o kadar takıntılı hâle gelmiştim ki, sporda elde ettiğim başarıların çoğunun keyfini sürmeye fırsat bulamadım.

Padel, birçok bireysel sporun aksine yalnızca yeteneği değil işbirliği ve takım ruhunu da ödüllendiriyor. Sizce liderler arasında bu kadar ilgi görmesinin nedenlerinden biri de bu olabilir mi?

Kesinlikle. Çünkü padel, iki kişiyle oynanan bir takım sporu. Kendi egonuzu bir kenara bırakıp takım için düşünmeniz gerekiyor.

Bu yönüyle iş hayatına çok benziyor. Yetenek elbette önemli ama bir başkasıyla uyum içinde çalışabilmek de en az onun kadar önemli.

Peki padelin bir yöneticiye öğretebileceği en önemli ders ne olurdu?

Genel olarak sporun her branşı bize hayatlarımızın her gününde bir gün öncesinden daha iyi olmamız gerektiğini öğretiyor. Ve bu öğreti iş hayatıyla birebir örtüşüyor. 

Sporda kendinizi geliştirmeyi bıraktığınız anda zirvedeki yerinizi kaybedersiniz. İş dünyasında da bu kaide aynı şekilde işliyor.

Bugün eline ilk kez raketini alıp bir padel kulübüne giden 15 yaşındaki bir çocuğun 20 yıl sonra padelden bahsederken kupalar haricinde ne kazandığını düşünmesini istersiniz?

Umarım padelin ona her gün emek vermenin değerini öğrettiğini söyler. Ve bunu yaparken en büyük motivasyonunun her zaman ailesi olduğunu...

Kupalar elbette önemli. Ama sporun insana hayatta kazandırdıkları, kupalardan çok daha büyük.

3 Temmuz'da Lucca Beach Bodrum'da Türk oyuncular ve padel tutkunlarıyla buluşacaksınız. Pek çok ülkede padelin gelişimine tanıklık ettiniz. Bugün Türkiye'nin bu sporu benimsemeye hazır olduğunu düşündüren en önemli işaretler neler sizce?

Türkiye spora karşı genel olarak çok tutkulu bir ülke. Bu tutkunun önümüzdeki 10 yılda Türkiye'yi dünya padelinin önemli merkezlerinden biri olmaya taşıyabileceğine inanıyorum. 

Bir ülkede spora karşı bu denli yoğun bir tutku varsa, üstüne de o sporu geliştirmek için doğru insanlar çalışıyorsa o zaman padelin orada kök salması için gereken her şeye sahipler demektir.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Punto

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

YAZARLAR

Deniz Kaynak

Editor-in-chief at Aposto

Punto

Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Punto Punto

HİKAYE

Serena’nın başlattığı tartışma: Zayıflama ilaçları doping sayılmalı mı?

Serena Williams’ın dört yıllık aranın ardından Wimbledon’la birlikte kortlara dönüşünü mümkün kılan fiziksel değişim, spor dünyasında yeni bir tartışmanın da kapısını açtı. Serena, profesyonel tenise dönmeye hazırlanırken yeni nesil zayıflama ilaçlarından yararlanarak yaklaşık 15 kilo verdi. Peki bir madde sizi doğrudan daha güçlü veya hızlı yapmıyorsa da ideal kabul edilen vücuda ulaşmanızı kolaylaştırıyorsa doping kapsamına alınmalı mı?

Serena’nın başlattığı tartışma: Zayıflama ilaçları doping sayılmalı mı?
Punto Punto

HİKAYE

Aslı Pelit ile bir spor yazarının anne olduktan sonraki Dünya Kupası macerası

Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Alp Ulagay

·

15 Tem 2026

Aslı Pelit ile bir spor yazarının anne olduktan sonraki Dünya Kupası macerası
Punto Punto

HİKAYE

Yarı final heyecanı: Dünya Kupası'nda dört şampiyon sahnede

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Yarı final heyecanı: Dünya Kupası'nda dört şampiyon sahnede
Punto Punto

HİKAYE

Arjantin'de tribün engeli: Futbol yasağı, nafaka krizini çözmeye yeter mi?

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Kavel Alpaslan

·

11 Tem 2026

Arjantin'de tribün engeli: Futbol yasağı, nafaka krizini çözmeye yeter mi?
Punto Punto

HİKAYE

Trump, kartallar ve akbabalar: Dünya Kupası’nın siyasi yolsuzluklar tarihi

Trump’ın FIFA Başkanı Infantino’yu arayarak Balogun’un kırmızı kart cezasını askıya aldırması futbol dünyasının tepkisini çekti. Ama aynı zamanda FIFA’nın bu tip liderler karşısında ne kadar zayıf bir karnesi olduğunu da yeniden hatırlattı.

07 Tem 2026

Trump, kartallar ve akbabalar: Dünya Kupası’nın siyasi yolsuzluklar tarihi