Phedora'dan Cânân'a

Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Şehri mekânlardan ve kimi mekânları da müdavimlerinden ayrı tutamıyorum, nitekim en sevdiğim hikâyelerin de ortak noktası bu. Aklımda kalmış bir tanesinden bahsedeceğim bu hafta. Dolayısıyla bu pazarın notu, biraz şiir ve kültürel dönüşüm esnasında “yaşanılan” bir mekânı içeriyor. Keyfinizi yerine getirmesi dileğimle.
Cânân ki Degüstasyon'a gelmez
Balıkpazarı'na hiç gelmez…
demiş Orhan Veli. Bu mısraların da kimi yerde açıklaması kelimeler ikincil anlamları ve dönemin ahbaplıkları üzerinden yapılıyor. Fakat hikâyeyle ilgili şöyle bir rivayet de var, hatta belki rivayetin ötesidir: Lambo’nun Meyhanesi, 1940’lardan itibaren ve 1950’lerin çok ünlü yerlerinden biri. Nevizade’de yer alan mekânın sahibi Lambo Çolakoğlu’nun Rusya’da doğduğu söyleniyor. Mösyö Lambo olarak anılan Çolakoğlu’nun neden ve ne zaman geldiğiyle ilgili ise pek bir bilgi yok. 1917’deki Ekim Devrimi sonrası gelmiş olabileceği düşünülüyor.
Orhan Veli: Meyhaneyi ünlü yapan ise Orhan Veli. Sık sık gittiği mekân, kaçınılmaz olarak dönemin diğer edebiyatçılarını ve okurlarını da ağırlıyor. Buranın küçüklüğünden bahsederken tren vagonuna benzeten İlhan Berk, yine buranın daimî müşterilerinden. Abidin Dino, Melih Cevdet, Oktay Rıfat ve Sait Faik Abasıyanık da öyle. Burada zaman geçiren kişilerin günün sonunda parası yoksa veresiye defterine bir şiir, resim veya söz karalamasını istiyor Çolakoğlu. Dolayısıyla bu sayfalar bir veresiye defterinin ötesi olarak değerlendiriliyor. Hatta kimi zaman müşterilerinden aldığı ilhamla Çolakoğlu da bir şeyler karalıyor. Tanışıklığa dönersek Orhan Veli vefat ettiğinde onunla ilgili ne düşündüğü sorulunca arkadaşlıklarını şöyle anlatıyor:

“Buraya gelip şiir yazdığı olurdu. Eserlerinin değeri Türk edebiyatında göze batar bir hâl almaya başlamıştı. Bunu da meslektaşlarından öğreniyordum. Onların tebriklerini tevazu içinde gülümseyerek karşılık verirdi. (...) Resimlerini ve el yazısını kıymetli bir hatıra olarak saklıyorum.”
Phedora: Şiiri, Orhan Veli’nin Mösyö’nün bir eczanede karşılaştığı Phedora isimli bir kadına duyduğu aşkın sonucunda onunla buluşamaması üzerine yazdığı söyleniyor. Olayın başlangıcı, Dacat Güler’in sahibi olduğu Hazzopulo pasajında yer alan eczanede yaşanıyor. Dacat Bey, Çolakoğlu’nun eczaneye geldiği o malum günde, eski dostlarından Torik Yehor’un kızı Phedora’yla konuşuyor. Phedora’yı gördüğü gibi âşık olan ve ilaçlarını aldıktan sonra eczaneden utaranak çıkan Çolakoğlu, kısa bir süre sonra beğendiği kişinin kim olduğunu öğrenmek için tekrar eczaneye gidiyor. Güler’den aldığı bilgilerle ve bir ihtarla ayrılıyor: “Aman kızı üzme, eski ahbabımın kızıdır.” Bu arada Dacat Bey, Ara Güler’in babası. Hemen ardından heyecanla soluğu meyhanede alan Çolakoğlu’nun niyeti güzel bir mektup yazarak âşık olduğu kadınla buluşmak fakat bunun için kendine güvenemiyor. Elbette, aklına ilk gelen şey şair müşterilerinden birinin onun adına bu mektubu yazması ve o esnada orada bulunan Orhan Veli’ye durumu açıklıyor. Orhan Veli, bir aylığına bedava içebilmesi karşılığında hislerini açıklayan bir mektup yazmayı öneriyor, buluşmayla ilgili de bir nasihatı oluyor: “Sakın Phedora’yı buraya getirme! Onu Degüstasyon’a götür.” Degüstasyon, 1920’de Çiçek Pasajı’nın girişinde açılan bir meyhane. Yine oldukça popüler bir alternatif.
Phedora'dan Cânân'a: Buluşma günü, Phedora gelmiyor ve üzgün bir şekilde meyhanesine dönen Çolakoğlu, Orhan Veli’ye sitem ediyor. Degüstasyon cadde üzerinde olduğu için Phedora’nın çekinmiş olduğunu düşünüyor, “halbuki Lambo’nun Meyhanesi’ne çağırsaydı gelirdi.” Orhan Veli ise düşüncesinin yanlış olduğunu söylemek için “Degüstasyon’a gelmeyen buraya hayatta gelmez,” diyerek bu mısraları karalıyor. Aslında buluşmaya gelmeyi isteyen Phedora, bir gün öncesinde evlerin saldıran bir grupla kavgaya karışıyor ve bir hafta yoğun bakımda kalıyor. Gazetelere etnisiteye bağlı bir şiddet olarak yansıyan olayın ardından Dacat Güler’in tavsiyesiyle taşınıyorlar ailecek. Belki de bir aşk hikâyesi de başlamadan bitiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Günaydın! Bugün İstanbul 24 derece, bulutlu. Kahvenizin yanında eski İstanbulluların hikâyeleri, İstanbul'u olduğu gibi seven filmler, bir Levanten semti: Galata ve hayvan dostu mahalle girişimi SemtPati var.
25 Eki 2020

YAZARLAR

Ege Dikencik
1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.




