Poor Things: Feminist bir Frankenstein hikayesi


Takvimlere not: Yeni ve En Yeni Müzik Festivali Arter’de Arter ’in 2020 yılında İstanbul’a kazandırdığı Yeni ve En Yeni Müzik Festivali , bizleri karşılamaya hazırlandığı beşinci edisyonunda da konser ve performanslardan oluşan dört günlük programıyla çok yönlü bir keşif alanı yaratacak. Nedir? Müzik festivali . Yeni müzik alanında üretim yapan isimleri geçmiş yıllarda Arter’in performans salonlarında, pandemi süresince ise çevrimiçi ortamda ağırlayan Yeni ve En Yeni Müzik Festivali , öncü ses çalışmaları ve seçili eserlerin prömiyerlerinin yanı sıra atölyelere ve mecralararası performanslara da ev sahipliği yapacak. Ne zaman ve nerede? 22 - 25 Şubat tarihlerinde Arter ’de. Kimler var? Sanat yönetmenliğini Matthias Osterwold’ün üstlendiği dört günlük festivalde Gedik Filarmoni Solistleri, Onur Türkmen, Nicolas Collins, Juliet Fraser Mark Knoop, Mieko Suzuki Claudia Rohrmoser, Cevdet Erek, Raed Yassin ve Hezarfen Ensemble, ajandamıza not düştüğümüz ilk isimler arasında. Dikkat dikkat: Programdan haberler için gözümüz henüz yollarda. Yeni ve En Yeni Müzik Festivali ’nin bu yılki edisyonundan gelişmeler için Arter ’i buradan ve sosyal medya kanallarından takip etmekte fayda var.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Film: Poor Things
Yönetmen: Yorgos Lanthimos
Yapım yılı: 2023
Süre: 141 dakika
Akımla ilişkilendirilen yönetmenler ve bilhassa akımın öncülerinden Lanthimos, Yunanistan’da filizlenen Yunan Tuhaf Dalgası’nın aslında var olmadığını söylüyor. Her şey ekonomik krizin etkisinin yoğun bir şekilde hissedildiği 2010’lar Yunanistanı'nda sinema yapan bir grup insanın birbirlerini besleyerek üretmeye çabalamasıyla başlamış görünüyor. Başta Yorgos Lanthimos’un Dogtooth ve Athina Rachel Tsangari’nin Attenberg’i olmak üzere dünya çapında beğeni kazanan filmler, çağdaş Yunanistan sinemasının Yunan Tuhaf Dalgası olarak adlandırılmasına, ülkede hatta dünyada benzer işlerin üretilmeye başlamasına yol açıyor. Lanthimos, kendini öncüsü kabul edildiği bu "dalgadan" sıyırmayı başarmış belki de tek isim: Filmlerini İngilizce çekmeye, Britanya’nın önemli senaristleri ve dünya sinemasının yıldız oyuncuları ile çalışmaya ve okyanusun öteki kıyısında Akademi’nin dikkatini çekmeye başlamasıyla (özellikle 2018’de Olivia Colman’a Oscar ödülü kazandıran The Favourite’ın ardından) kabarık bütçelerin emanet edildiği, büyük stüdyoların yaratıcı özgürlük tanıdığı bir sinemacı o.
Lanthimos, son filmi Poor Things’de tüm bu imkanları kullanıyor ve İskoçya’dan Alasdair Gray’in aynı adlı romanından daha önce The Favourite’ın da senaryosunu yazan Tony McNamara’nın uyarladığı filmle feminist bir Frankenstein hikayesi anlatıyor. Dr. Godwin Baxter (Willem Dafoe) ya da kendine taktığı isimle “God / Tanrı”, yetişkin bir kadına yeniden hayat vererek Bella’yı "yaratıyor". Bella’nın (Emma Stone) çok büyük ayrıcalıkları var: Geçmişin, ahlak kurallarının ya da toplumsal olguların yükünden muaf bir şekilde kendi yaşamını inşa etme özgürlüğü. Biz zavallıların hiçbir zaman sahip olmadığı bir yaşamı...

Emma Stone, Poor Things | Kaynak: Disney Studios
Bella, Emma Stone’un kariyer zirvesi niteliğindeki performansının da etkisiyle, sinema tarihine geçecek, bağımsız, güçlü, çok katmanlı ve derin bir kadın karaktere dönüşüyor. Filmin girişinde bir yetişkinin bedenine hapsolmuş bir bebekten farksız gördüğümüz, sözcük dağarcığı ve motor becerileri henüz gelişmemiş Bella, Bella’nın yolculuğundaki konumuyla belirlenen bölümlerin her birinde kendini, hayatı ve toplumu farklı yönleriyle tanıyor. Lizbon’da bedenini, dünyevi hazları ve cinselliği (ya da furious jump’ın muhteşem Türkçe çevirisiyle "coşkulu zıpzıp"ı keşfediyor. Gemi bölümünde zihni felsefeyle, fikirlerle, ideallerle doluyor. İskenderiye’de toplumsal eşitsizlik ve sınıfsal dengesizlik Bella’yı acı gerçeklerin farkına varıyor. Paris’te işçiliği (Bella özelinde seks işçiliğini) tecrübe ediyor ve sosyalizme yaklaşıyor. Londra’da ise en zorlu sınav onu bekliyor—geçmişiyle, kökleriyle ve kendisiyle yüzleşmek.

Willem Dafoe, Poor Things | Kaynak: Disney Studios
Bella, karşısına çıkan toplumsal dayatmaları ya da ahlaki bariyerleri imrenilesi bir umursamazlık ve özgüvenle karşılıyor. Ayıp ya da ahlaksız kabul edilmiş davranışları bastırmayı reddediyor. Önce çocukluğundan, sonra mantığıyla sorgulamayı öğrendiğinden ve nihayetinde özgürlüğüne düşkün ve hakkını arayan bir bireye dönüşmüş olmasından... Bella’nın (Holly Waddington imzalı kostümlerle de yaratıcı bir şekilde yansıtılmış) hızlandırılmış büyüme yolculuğu, Victoria döneminin değerleri ya da Bella’nın etrafındaki erkeklerin tepkileri düşünüldüğünde feminist bir masalı andırıyor. Bella erkeklerden daha üstün, daha zeki ya da daha ayrıcalıklı değil. Sadece onların koyduğu kurallara uymayı reddetmesi, onların kısıtlamalarını hiçe sayması ve kendini özgür bir birey olarak ifade edebilmesi, başta Duncan Wedderburn (Mark Ruffalo) ve Alfie Blessington (Christopher Abbott) tarafından ezilme veya aşağılanma olarak algılanıyor. Duncan’ın "eğlenilecek adam"lığı ile Max McCandles’ın (Ramy Youssef) ‘evlenilecek adam’lığı, Alfie’nin yıkıcılığı ile God’ın yaratıcılığı arasındaki tezatlar Bella’nın yolculuğunda farklı uçları temsil ediyor ve kendi yolunu çizerken daha sağlıklı seçimler yapmasına yarıyor.
Tuhaf bir Frankenstein hikayesi, tuhaf bir feminist anlatı ya da tuhaf bir yol hikayesi... Hangisi olarak okumayı tercih edersen et, eğer Yunan Tuhaf Dalgası diye bir akım gerçekten varsa, bu film kesinlikle onun kusursuz bir örneği.
Benzer işler:
- Orlando (1992, Sally Potter)
- Being John Malkovich (1999, Spike Jonze)
Nerede izleyebilirsin? Poor Things, bugün gösterime giriyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Yorgos Lanthimos’un 11 dalda Oscar adayı yeni filmi Poor Things hakkında izlenimler, Kül'ün yaratıcıları Erdem Tepegöz ve Erdi Işık ile sohbet.
09 Şub 2024

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ölüm’ün hikayesi, İzmir’den The Strokes’un ön grubu olarak çıktıkları Red Rocks sahnesine uzanıyor. Türkçe sözlü saykodelik rock grubu Ölüm’ün arkasındaki isim olan Aykut Özen; Los Angeles’taki hayatını, 70’lerin parlatılmamış çiğ ruhunu ve ABD müzik sahnesinde ses getiren kırılma anlarını anlatıyor.

İlki 2018’de düzenlenen Bergama Tiyatro Festivali bu sene 7-8-9 Ağustos’ta yapılacak. Peki kendi kaderine terk edilmiş bir Ege kasabası nasıl tiyatroya, kolektif emeğe, yeni ihtimallere ve yerelden yükselen umudun ta kendisine dönüştü?

"İşe Yarar Bir Hayalet", daha ilk dakikalarında bütün derdini anlatıyor. Bir sanat merkezinde, Tayland toplumunun kolektif belleğini temsil eden bir rölyefin yapımını izliyoruz. Keşiş, asker, işçi, köylü, öğrenci, atlet, çocuk, keçi... Bir toplumun hafızasını oluşturan figürler tek bir yüzeyde buluşuyor. "İşe Yarar Bir Hayalet"te kabul görmenin ölçüsü kim olduğunuz değil, kimin işine yaradığınız. Filmin adındaki ironi de tam burada yatıyor.

Spider-Man’in radyoaktif örümcek ısırığından gizli kimliğine, kayıplarından kendini kabullenme mücadelesine uzanan hikayesi, farklı hisseden herkesin kendisinden bir şeyler bulabileceği bir büyüme anlatısı aynı zamanda. "Brand New Day" ise Peter Parker’ın yetişkinlikte de değişmeye, bedel ödemeye ve şu soruyla yüzleşmeye devam ettiğini gösteriyor: İnsanlar gerçek benliğiyle tanışsalar onu yine de severler miydi?

'Çizgili Pijamalı Çocuk'un yazarı John Boyne, dört kitaplık "Elementler" serisinde insan ruhunun karanlık ve fırtınalı topografyasını çıkarıyor. Boyne, her biri bir solukta okunabilecek serisinde, dijital çağın üzerimize yağdırdığı sosyal virüslerin cirit attığı ortamda travmalara ve insanlığın kurtuluş reçetelerine değiniyor. Her romanda "suç"u farklı bir yönüyle ele alıyor, birbiriyle iç içe geçmiş metinleri birbirinden özgür kılarken bir yandan da her birini ötekine sımsıkı bağlıyor.




