Poor Things: Feminist bir Frankenstein hikayesi

Emma Stone’un başrolünde yer aldığı, En İyi Film dahil 11 dalda Oscar’a aday gösterilen Poor Things, bugün gösterimde.
Poor Things: Feminist bir Frankenstein hikayesi

31 Ocak - Arter
Arter ile birlikte

Takvimlere not: Yeni ve En Yeni Müzik Festivali Arter’de

Arter ’in 2020 yılında İstanbul’a kazandırdığı Yeni ve En Yeni Müzik Festivali , bizleri karşılamaya hazırlandığı beşinci edisyonunda da konser ve performanslardan oluşan dört günlük programıyla çok yönlü bir keşif alanı yaratacak. Nedir?…

Daha fazlasını öğren →

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Film: Poor Things

Yönetmen: Yorgos Lanthimos

Yapım yılı: 2023

Süre: 141 dakika

Akımla ilişkilendirilen yönetmenler ve bilhassa akımın öncülerinden Lanthimos, Yunanistan’da filizlenen Yunan Tuhaf Dalgası’nın aslında var olmadığını söylüyor. Her şey ekonomik krizin etkisinin yoğun bir şekilde hissedildiği 2010’lar Yunanistanı'nda sinema yapan bir grup insanın birbirlerini besleyerek üretmeye çabalamasıyla başlamış görünüyor. Başta Yorgos Lanthimos’un Dogtooth ve Athina Rachel Tsangari’nin Attenberg’i olmak üzere dünya çapında beğeni kazanan filmler, çağdaş Yunanistan sinemasının Yunan Tuhaf Dalgası olarak adlandırılmasına, ülkede hatta dünyada benzer işlerin üretilmeye başlamasına yol açıyor. Lanthimos, kendini öncüsü kabul edildiği bu "dalgadan" sıyırmayı başarmış belki de tek isim: Filmlerini İngilizce çekmeye, Britanya’nın önemli senaristleri ve dünya sinemasının yıldız oyuncuları ile çalışmaya ve okyanusun öteki kıyısında Akademi’nin dikkatini çekmeye başlamasıyla (özellikle 2018’de Olivia Colman’a Oscar ödülü kazandıran The Favourite’ın ardından) kabarık bütçelerin emanet edildiği, büyük stüdyoların yaratıcı özgürlük tanıdığı bir sinemacı o. 

Lanthimos, son filmi Poor Things’de tüm bu imkanları kullanıyor ve İskoçya’dan Alasdair Gray’in aynı adlı romanından daha önce The Favourite’ın da senaryosunu yazan Tony McNamara’nın uyarladığı filmle feminist bir Frankenstein hikayesi anlatıyor. Dr. Godwin Baxter (Willem Dafoe) ya da kendine taktığı isimle “God / Tanrı”, yetişkin bir kadına yeniden hayat vererek Bella’yı "yaratıyor". Bella’nın (Emma Stone) çok büyük ayrıcalıkları var: Geçmişin, ahlak kurallarının ya da toplumsal olguların yükünden muaf bir şekilde kendi yaşamını inşa etme özgürlüğü. Biz zavallıların hiçbir zaman sahip olmadığı bir yaşamı...

Emma Stone, Poor Things | Kaynak: Disney Studios

Bella, Emma Stone’un kariyer zirvesi niteliğindeki performansının da etkisiyle, sinema tarihine geçecek, bağımsız, güçlü, çok katmanlı ve derin bir kadın karaktere dönüşüyor. Filmin girişinde bir yetişkinin bedenine hapsolmuş bir bebekten farksız gördüğümüz, sözcük dağarcığı  ve motor becerileri henüz gelişmemiş Bella, Bella’nın yolculuğundaki konumuyla belirlenen bölümlerin her birinde kendini, hayatı ve toplumu farklı yönleriyle tanıyor. Lizbon’da bedenini, dünyevi hazları ve cinselliği (ya da furious jump’ın muhteşem Türkçe çevirisiyle "coşkulu zıpzıp"ı keşfediyor. Gemi bölümünde zihni felsefeyle, fikirlerle, ideallerle doluyor. İskenderiye’de toplumsal eşitsizlik ve sınıfsal dengesizlik Bella’yı acı gerçeklerin farkına varıyor. Paris’te işçiliği (Bella özelinde seks işçiliğini) tecrübe ediyor ve sosyalizme yaklaşıyor. Londra’da ise en zorlu sınav onu bekliyor—geçmişiyle, kökleriyle ve kendisiyle yüzleşmek.

Willem Dafoe, Poor Things | Kaynak: Disney Studios

Bella, karşısına çıkan toplumsal dayatmaları ya da ahlaki bariyerleri imrenilesi bir umursamazlık ve özgüvenle karşılıyor. Ayıp ya da ahlaksız kabul edilmiş davranışları bastırmayı reddediyor. Önce çocukluğundan, sonra mantığıyla sorgulamayı öğrendiğinden ve nihayetinde özgürlüğüne düşkün ve hakkını arayan bir bireye dönüşmüş olmasından... Bella’nın (Holly Waddington imzalı kostümlerle de yaratıcı bir şekilde yansıtılmış) hızlandırılmış büyüme yolculuğu, Victoria döneminin değerleri ya da Bella’nın etrafındaki erkeklerin tepkileri düşünüldüğünde feminist bir masalı andırıyor. Bella erkeklerden daha üstün, daha zeki ya da daha ayrıcalıklı değil. Sadece onların koyduğu kurallara uymayı reddetmesi, onların kısıtlamalarını hiçe sayması ve kendini özgür bir birey olarak ifade edebilmesi, başta Duncan Wedderburn (Mark Ruffalo) ve Alfie Blessington (Christopher Abbott) tarafından ezilme veya aşağılanma olarak algılanıyor. Duncan’ın "eğlenilecek adam"lığı ile Max McCandles’ın (Ramy Youssef) ‘evlenilecek adam’lığı, Alfie’nin yıkıcılığı ile God’ın yaratıcılığı arasındaki tezatlar Bella’nın yolculuğunda farklı uçları temsil ediyor ve kendi yolunu çizerken daha sağlıklı seçimler yapmasına yarıyor. 

Tuhaf bir Frankenstein hikayesi, tuhaf bir feminist anlatı ya da tuhaf bir yol hikayesi... Hangisi olarak okumayı tercih edersen et, eğer Yunan Tuhaf Dalgası diye bir akım gerçekten varsa, bu film kesinlikle onun kusursuz bir örneği.

Benzer işler:

  • Orlando (1992, Sally Potter)
  • Being John Malkovich (1999, Spike Jonze)

Nerede izleyebilirsin? Poor Things, bugün gösterime giriyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

🧠 Lanthimos’tan Poor Things, Netflix’ten Kül

Yorgos Lanthimos’un 11 dalda Oscar adayı yeni filmi Poor Things hakkında izlenimler, Kül'ün yaratıcıları Erdem Tepegöz ve Erdi Işık ile sohbet.

09 Şub 2024

Arter ile birlikte
Poor Things | Kaynak: Disney Studios

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi

Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Aslı Perker

·

23 Eki 2026

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Mehmet Sindel

·

23 Eki 2026

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Emre Eminoğlu

·

23 Eki 2026

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Özge Şimşek

·

22 Eki 2026

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.

Yasemin Kaya

·

22 Eki 2026

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar