Powell'a veda: Kriz ve baskılarla geçmiş 8 yıl

Jerome Powell’ın Fed başkanlığı, modern merkez bankacılığının en çalkantılı dönemlerinden birine denk geldi. Powell, 2018’de göreve geldiğinde karşısında görece dengeli bir ekonomi olsa da kısa süre içinde küresel ticaret gerilimleri, pandemi, tarihi enflasyon dalgası ve finansal sistem krizleriyle mücadelede liderlik rolüne soyunmak zorunda kaldı.
Powell'a veda: Kriz ve baskılarla geçmiş 8 yıl

EXANTE

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

Jerome Powell’ın Fed başkanlığı, modern merkez bankacılığının en çalkantılı dönemlerinden birine denk geldi. Powell, 2018’de göreve geldiğinde karşısında görece dengeli bir ekonomi olsa da kısa süre içinde küresel ticaret gerilimleri, pandemi, tarihi enflasyon dalgası ve finansal sistem krizleriyle mücadelede liderlik rolüne soyunmak zorunda kaldı. Powell’ın mirası bugün hala tartışmalı. Kendisi kimi çevrelere göre krizleri başarıyla yöneten pragmatik bir lider, kimilerine göre ise enflasyonla mücadelede geç kalan bir eski model bir politika yapıcı.

Hayatı ve kariyerinin temelleri

1953 yılında Washington’da doğan Powell, klasik anlamda akademik bir ekonomist olarak tanınmıyor. Princeton’da siyaset bilimi, Georgetown’da hukuk eğitimi alan Powell kariyerine avukatlık ve yatırım bankacılığıyla başladı. 1990’larda ABD Hazine Bakanlığı’nda üst düzey görevler üstlenerek finansal piyasalar konusunda önemli deneyim kazandı. İlerleyen dönemde de özel sektörde mesai harcadı.

Powell’ın merkez bankacılığına geçişi 2012’de Fed Yönetim Kurulu üyeliğiyle oldu. Bu dönem, finansal kriz sonrası düzenlemelerin şekillendiği yıllardı. Powell, 2018 yılında bugün kanlı bıçaklı olduğu Donald Trump tarafından Fed başkanlığına getirildi. 2022’de demokrat başkan Joe Biden tarafından yeniden atanarak nadir görülen bir şekilde iki farklı siyasi yönetimin güvenini kazandığını teyit etti. Bu durum, onun pragmatik duruşunu teyit etse de bugün mücadele ettiği siyasi baskının da temellerini attı.

İlk dönem: Piyasa türbülansı ve tutum güncellemesi

Powell’ın başkanlığının ilk önemli dönüm noktası 2018’in son çeyreğinde yaşandı. Fed, bu dönemde politika faizini kademeli olarak artırırken aynı anda bilançosunu küçülterek finansal koşulları sıkılaştırıyor ve kriz sonrası uygulanan genişleyici politikaları geri almaya çalışıyordu. Ancak bu adımların da etkisiyle ABD hisse senedi piyasalarında belirgin bir satış dalgası görüldü. S&P 500 endeksi yılın son aylarında yaklaşık %20’ye varan bir değer kaybı yaşadı. Küresel risk iştahındaki bozulma, kredi piyasalarında spreadlerin açılması ve finansal koşulların beklenenden hızlı sıkılaşması Fed üzerindeki baskıyı artırdı.

Bu gelişmelerin ardından Powell, 2019’un başında politika duruşunda belirgin bir değişikliğe gitti ve “sabırlı” tona geçiş yaptı. Bu dönemde faiz artırımlarına ara verildi ve hatta yılın ilerleyen döneminde üç faiz indirimi yapıldı. Aynı zamanda bilanço küçültme süreci de beklenenden daha erken sonlandırıldı. Bu yön değişimi, Fed’in finansal istikrarı ve piyasa işleyişini gözetme refleksinin güçlü olduğunu gösterdi.

Bu hızlı geçiş, Powell’ın en belirgin özelliklerinden biri olan finansal koşullardaki değişimi ve makro verileri yakından izleyerek pragmatik hareket etme güdüsünü piyasalara gösterdi. Öte yandan, birlikte Powell’ı eleştirenler, bu tür keskin yön değişimlerinin Fed’in ileriye dönük yönlendirme (forward guidance) kapasitesini zedelediğini ve politika yapım sürecinin öngörülebilirliğini azalttığını savundu.

Covid-19: Sınırsız müdahale dönemi

Powell, en kritik sınavını Covid-19 salgınında verdi. Modern ekonomik tarihte eşi görülmemiş bu şok, finansal sistemden bağımsız olarak hem arz hem de talep dinamiklerinin çöktüğü, reel ekonominin “kapandığı” küresel bir durgunluk yarattı. Ekonomik faaliyetler haftalar içinde keskin biçimde daralırken, finansal piyasalarda likidite hızla kurudu ve küresel finansal sistem neredeyse kilitlendi.

Bu olağanüstü koşullar altında Fed, tarihindeki en hızlı ve en agresif müdahalelerden birini gerçekleştirdi. Politika faizi iki acil toplantıyla sıfıra indirildi. Bununla birlikte sınırsız tahvil alımını da içeren geniş çaplı varlık alım programları devreye sokuldu. Fed yalnızca hazine tahvilleri ve mortgage destekli menkul kıymetler almakla kalmadı; aynı zamanda finansal piyasaların işleyişini sürdürebilmek için çok sayıda acil kredi ve likidite mekanizmasını hızla hayata geçirdi.

Bu dönemde Fed’in piyasalar üzerindeki baskın rolü belirgin şekilde genişledi. Geleneksel bankacılık sistemine odaklanan merkez bankası, ilk kez doğrudan şirket tahvili piyasasına müdahale etti; yatırım yapılabilir ve belirli koşullarda yüksek getirili segmentleri de kapsayan alım programları oluşturarak likidite endişelerini törpüledi.

Ancak bu güçlü ve kapsamlı müdahaleler tartışmaları da beraberinde getirdi. Bir yandan Fed’in sistemik bir çöküşü önlediği ve kriz yönetiminde hızlı hareket ettiği kabul edilirken, diğer yandan kurumun varlık fiyatlarını destekleyerek risk algısını bozduğu, piyasa disiplinini zayıflattığı ve uzun vadede bir ahlaki bozulma yarattığı yönünde görüşler yayıldı.

Enflasyon şoku: Geç kalan müdahale mi?

Powell’ın en çok eleştirildiği, belki gelecekte adı anıldığında akla gelecek ilk konu ise salgın kaynaklı enflasyon dalgası oldu. Fed, yükselen fiyat baskılarını büyük ölçüde “geçici” faktörlerle açıkladı ve piyasa fiyatlamalarına rağmen uzun süre bu söyleminden geri adım atmadı. Tedarik zinciri aksaklıkları, yeniden açılmaya bağlı baz etkileri ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmaların zamanla ortadan kalkacağı varsayıldı. Esasen bu söylem sadece Powell’a özgü değildi zira dönemin Hazine Bakanı ve Fed eski Başkanı Janet Yellen da benzer şekilde enflasyonun geçici olacağı yönünde değerlendirmelerde bulunuyordu ancak zaman ilerledikçe arz kısıtları beklenenden uzun süreceği anlaşıldı. Bu süreçte güçlü mali teşvikler talebi canlı tutarken işgücü piyasasındaki sıkılık ücretler üzerinden enflasyonu beslemeye başladı. Günün sonunda ise enflasyon, Fed’in öngördüğünden çok daha kalıcı ve geniş tabanlı bir nitelik kazandı.

Bu süreçte en sert eleştiriler, Fed’in “geçici enflasyon” söyleminde ısrar ederek politika normalleşmesinde geç kaldığı yönünde yoğunlaştı. Eleştirmenler, Fed’in veri setini yanlış yorumladığını ve ileriye dönük yönlendirmesinin güvenilirliğinin iyice zedelendiğini savundu. Özellikle Yellen ve Powell’ın eş zamanlı olarak benzer bir çerçeve sunması, politika yapıcılar arasında ortak bir yanlış okuma olduğu argümanını güçlendirdi.

2022’ye gelindiğinde ise Fed çok daha sert bir politika dönüşüne gitti. Enflasyonun kontrolden çıkma riskine karşı politika faizi hızlı ve büyük adımlarla artırıldı; aynı zamanda bilanço küçültme süreci başlatıldı. Bu sıkılaştırma döngüsü, hız ve ölçek açısından 1980’lerden bu yana en agresif adımlardan biri olarak kayda geçti.

Powell’ın bu dönemdeki mesajı oldukça netti. Fiyat istikrarı sağlanmadan sürdürülebilir büyüme mümkün değildi. Bu sebeple, enflasyonun kalıcı hale gelmesinin uzun vadede daha yüksek ekonomik maliyetler yaratacağını vurgulayarak sıkı para politikasının devamını güçlü şekilde savundu. Ancak bu yaklaşım da eleştirilerden istisna değildi ve eleştiriler Fed’in gecikmeli fakat aşırı sert tepki verdiğini ve bu nedenle ekonomiyi gereksiz yere yavaşlatma, hatta resesyona sürükleme riskini artırdığı odağına kaydı.

Bankacılık krizi

2023’te yaşanan bölgesel banka krizleri, Powell dönemine yönelik eleştirileri yeniden gündeme taşıdı. Mart 2023’te Silicon Valley Bank’ın (SVB) çöküşü, Fed’in özellikle orta ölçekli bankalara yönelik denetiminin yetersiz olduğu tartışmasını başlattı. Faiz artışlarının tahvil portföylerinde yarattığı zararlar ve hızlı mevduat çıkışları, bu bankaların kırılganlığını ortaya koydu.

SVB’nin ardından Signature Bank kapanırken, First Republic Bank da benzer baskılar sonucu devralındı. Silvergate ise tasfiye sürecine girdi. Avrupa’da ise Credit Suisse krizi öne çıktı ve banka UBS tarafından devralındı. Bu gelişmeler, küresel ölçekte güven sorununu tetikledi.

Powell bu süreçte denetim tarafında eksikler olduğunu kısmen kabul etti ve düzenleyici çerçevenin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Bu yaklaşım, hataları tamamen reddetmek yerine politika değişikliğiyle yanıt verme eğilimini bir kez daha gösterdi.

…ve Trump

Powell’ın görev süresi, doğrudan siyasi baskının merkez bankası üzerinde bu kadar açık hissedildiği nadir dönemlerden birine denk geldi. Donald Trump’ın seçim kampanyasının temel ayaklarından biri güçlü büyüme, düşük faiz ve yüksek piyasa performansıydı. Bu çerçevede Fed’in faiz artırımları, Trump’ın ekonomi politikasıyla doğrudan çelişen bir unsur haline geldi.

Bu nedenle Trump, ironik bir şekilde bizzat kendisinin atadığı Fed Başkanı Powell’a yönelik modern dönemde eşine rastlanmamış ölçüde açık, kişiselleştirilmiş ve yer yer bel altından eleştirilerde bulundu. Trump’ın “en büyük sorunumuz Çin değil, Fed” gibi ifadeleri tarih defterine yazılmış durumda.

Bu dengesiz gerilim, Trump’ın düşük faizle desteklenen hızlı büyüme ve güçlü piyasa performansı hedefiyle doğrudan bağlantılıydı ve sonraki dönem söylemlerinde de benzer yaklaşımın sürdüğü görüldü. Fed’e yönelik eleştiriler bu nedenle geçici değil, daha geniş bir politika çerçevesinin parçasıydı.

Powell ise bu baskı ve açık saldırılara karşı bilinçli şekilde çatışmacı bir dil kullanmadı. Mesajlarını hep net ve teknik tutan Powell, Fed’in görevinin siyasi hedeflere hizmet etmek olmadığı mesajını sürekli yineledi.

ABD-İsrail-İran çatışmaları sebebiyle brent petrolün varil fiyatının 120 USD sınırına dayandığı bugünlerde Powell duruşunu değiştirmiş değil. 29 Nisan tarihindeki mesajı ve komite üyelerinin duruşları da safların Powell tarafında sıkılaştığını teyit eder nitelikte. Powell görevine “low profile” bir kurul üyesi olarak devam edeceğini de açıkladı.

Koltuk devir teslimi siyasi baskının bir bacağı olarak değerlendirilen hakkında açılan renovasyon soruşturmanın düşmesi sayesinde kolay ve sancısız hale getirmiş durumda. Öte yandan Powell’ın komitedeki görevine devam etme kararı, başta Trump kaynaklı olmak üzere açık eleştirilere maruz kalmaya devam edeceğini gösteriyor.

Veda ederken

Powell’ın başkanlığı, klasik merkez bankacılığı kalıplarından ziyade pragmatizm ve esneklikle şekillenen bir dönem olarak hatırlanacak. Bu tutumuyla kriz anlarında genellikle hızlı ve etkili müdahalelerle finansal sistemi stabilize etmeyi başaran Powell’ın çalışma modelinin yine aynı sebeplerle yoğun şekilde eleştirildiğine de şahit olduk. 2018’deki sıkılaştırma adımları, salgın döneminde varlık fiyatlarını destekleyen politikalar ve geçici enflasyon söylemi, Powell döneminin en tartışmalı başlıkları olarak hafızalara kazındı.

Bugün Powell’ın mirasını net bir başarı ya da başarısızlık hikayesine indirgemek mümkün değil. Kendisi Covid-19 döneminin başkanı olarak tarihe geçmiş durumda. Bunun yanında çok büyük krizler yaşayan ve karmaşık sorunları gecikmeli ya da zamanında çözen bir lider olduğu da bir gerçek. Yine de Powell döneminin, tarihe “yumuşak inişi mümkün kılan esnek liderlik” olarak mı yoksa gecikmiş bir enflasyon mücadelesinin maliyetli bir örneği olarak mı hatırlanacağını zaman gösterecek.

Yolun açık olsun başkan.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

EXANTE

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

YAZARLAR

Eralp Ersoy

Lex Strategic Advisory Kurucusu

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

EXANTEEXANTE
∙

HİKAYE

TÜYİD raporu: Yerli yatırımcının kaybı yabancının payını artırdı

BIST 100’ün Ağustos ayında 14 bin 600 puanın üzerine çıktığı, ancak Eylül ayında yatırım fonlarında yaşanan likidite krizinin etkisiyle sert biçimde gerilediği üçüncü çeyrekte, Borsa İstanbul’un yatırımcı kompozisyonunda da belirgin bir ayrışma yaşandı. TÜYİD-Yatırımcı İlişkileri Derneği tarafından Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) verilerinden yola çıkılarak hazırlanan Borsa Trendleri Raporu’nun 2026 üçüncü çeyrek sayısında, yerli yatırımcıların portföy değerindeki kayıpların yabancı yatırımcılara kıyasla çok daha yüksek olduğu, yabancıların ise özellikle sanayi ve ticaret şirketlerindeki ağırlıklarını artırdığı görüldü.

Emircan Yaman

·

04 Kas 2026

TÜYİD raporu: Yerli yatırımcının kaybı yabancının payını artırdı
EXANTEEXANTE
∙

HİKAYE

Haftalık takvim: Enflasyon ve ABD Kongre seçimleri haftası

Bu hafta yurt içinde Ekim ayı enflasyonu, imalat sanayisi PMI verileri ve öncü dış ticaret istatistikleri öne çıkarken, yurt dışında ABD'de Ekim ayı istihdam verileri, İngiltere Merkez Bankası'nın (BoE) faiz kararı ve Avro Bölgesi öncü enflasyonu ön planda.

01 Kas 2026

Haftalık takvim: Enflasyon ve ABD Kongre seçimleri haftası
EXANTEEXANTE
∙

HİKAYE

Kripto tarihinin en büyük saldırısı: 6,3 milyar dolarlık varlık nasıl ele geçirildi?

Dünyanın en büyük kripto para borsası Binance'e yönelik tarihin en büyük saldırılarından birinde 6,3 milyar dolarlık varlık etkilendi. Saldırganlar farklı blokzincir ağlarında varlıkları transfer edip ETH ve Bitcoin'e dönüştürmeye yönelirken, Tether, Circle ve diğer kripto kuruluşlarının müdahaleleriyle yaklaşık 2,7 milyar dolarlık varlık donduruldu. Saldırı, dijital finans sisteminin güvenliğini ve kripto piyasasında merkezî müdahale gücünü yeniden tartışmaya açtı.

Pelin Cengiz

·

30 Eki 2026

Kripto tarihinin en büyük saldırısı: 6,3 milyar dolarlık varlık nasıl ele geçirildi?
EXANTEEXANTE
∙

HİKAYE

Küresel piyasaların gözü ABD'de: Fed, seçimler ve jeopolitik riskler

ABD Merkez Bankası (Fed), güçlü ekonomik büyüme ve yüksek enflasyon karşısında politika faizini sabit tutarken, Aralık ayında yeni faiz artırımlarına gitme ihtimali güçleniyor.

Erhan Aslanoğlu

·

29 Eki 2026

Küresel piyasaların gözü ABD'de: Fed, seçimler ve jeopolitik riskler
EXANTEEXANTE
∙

HİKAYE

COP31 yaklaşırken: İklim değişikliği ve iktisat

Türkiye'nin ev sahipliğinde Antalya'da düzenlenecek COP31 yaklaşırken, iklim değişikliğinin ekonomik büyüme, üretim, enflasyon ve finansal istikrar üzerindeki etkileri yeniden gündemde. Aşırı hava olaylarının yol açtığı ekonomik kayıplar, merkez bankalarını ve finansal kuruluşları iklim risklerini daha kapsamlı biçimde değerlendirmeye yöneltiyor. Ancak bu süreçte ekonomi yönetimlerinin hem iklim risklerini küçümsemekten hem de geçici şoklara aşırı tepki vermekten kaçınması gerekiyor.

COP31 yaklaşırken: İklim değişikliği ve iktisat