Sağlığımızı iyileştirirken gezegeni nasıl koruyabiliriz?


Bu sayı Yapı Kredi Sürdürülebilir Tercih Programı ile birlikte ulaşıyor.
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Dünya Sağlık Haftası, sağlıklı yaşamın sürdürülebilirliğini vurgulamak için önemli bir fırsat. Bu konuda güzel bir haber daha var: Sürdürülebilir bir yaşam tarzı benimsemek sadece bireysel sağlığımızı değil, aynı zamanda gezegenin sağlığını da korumamıza yardımcı olabilir. Peki sürdürülebilir beslenme, aktif yaşam ve zihinsel sağlık gibi alanlarda atacağımız adımlar ile bireysel sağlığımızı iyileştirirken gezegeni nasıl koruyabiliriz?

Sürdürülebilir beslenme
Harvard T.H. Chan School of Public Health tarafından yapılan bir çalışma, sürdürülebilir beslenmenin gezegen için sağlayabileceği faydalarla ilgili şunu belirtiyor: İşlenmiş kırmızı et gibi hayvansal ürünlerle dolu diyetlere kıyasla bitki bazlı diyetler; daha düşük sera gazı emisyonuna, bununla birlikte daha az tarım arazisi, daha az sulama suyu ve daha az azotlu gübre kullanımına neden oluyor.
Benzer bir çözüm yolunu takip eden Plate and the Planet yazısı, Planetary Health Plate yaklaşımı gibi örneklerle bitki bazlı gıdalara odaklanan öğünlerin çevresel etkiyi azaltabileceğini savunuyor. Buna göre hayvansal gıda tüketimini azaltmak ve sürdürülebilir beslenme alışkanlıklarını benimsemek, bireysel sağlığı iyileştirmenin yanı sıra gezegenin korunmasına da katkıda bulunabiliyor.
EAT-Lancet Commission raporuna göre küresel gıda üretimi, çevresel bozulmanın ve iklim krizinin baş nedenlerinden biri. Ayrıca bu rapor, sağlıklı diyetler ve sürdürülebilir gıda üretimi için bilimsel hedefler belirleyerek, 2050 yılına kadar 10 milyar insanı besleyebilecek bir sürdürülebilir beslenme ve gıda üretim sistemine ulaşmanın yolunu gösteriyor.

Aktif yaşam ve sürdürülebilir ulaşım
Aktif yaşam tarzının ve sürdürülebilir ulaşım yöntemlerinin benimsenmesi de gezegen üzerinde benzer bir etkiye sahip. Dünya Sağlık Örgütü’nün değerlendirmesine göre yürümek veya bisiklete binmek gibi aktif ulaşım yöntemleri, yılda 1 milyon kişinin ölümüne sebep olan fiziksel inaktiviteye karşı en etkili çözümlerden ve aynı zamanda yılda yarım milyondan fazla kişinin ölümüne sebep olan hava kirliliğinin önlenmesine de yardımcı oluyor.
Fosil yakıtlardan kaynaklanan hava kirliliği, kardiyovasküler hastalıkları şiddetlendiren ve erken ölümlere yol açan kirleticileri tetikliyor. Massachusetts Institute of Technology (MIT) News’da yayımlanan bir makaleye göre bu partiküllerin ortadan kaldırılması, yılda 50.000’den fazla erken ölümü önleyebilme ve 600 milyar doların üzerinde sağlık harcamasını engelleyebilme gücüne sahip. Örneğin ABD Enflasyonu Düşürme Yasası, hava kirliliğini azaltmayı amaçlayan politikalarla kirletici ince partiküllerin doğurduğu sağlık sorunlarını iyileştirmeyi destekliyor.
Public Library of Science tarafından yayımlanan ve Avrupa’daki çeşitli şehirlerde yapılan bir çalışma, aktif ulaşım politikalarının hava kirliliği, fiziksel inaktivite ve trafik kazalarıyla ilgili ölümler üzerindeki etkilerini inceliyor. Araştırmaya göre yürümenin ve bisiklet kullanımının artırılmasıyla sonuçlanan politikalar, kentsel alanlarda yaşayan insanların sağlığını olumlu yönde etkiliyor ve emisyonları azaltabiliyor.
Ulaşımda hedef, sıfır emisyon: Aktif ulaşım, trafik yoğunluğunu ve hava kirliliğini azaltırken, fosil yakıtlara dayalı ulaşım biçimlerine bağımlılığı da düşürüyor. Bu aktiviteler, enerji verimliliğini artırıyor; uzun vadede yakıt ve bakım giderlerinden tasarruf sağlamaya destek olarak hem bireysel hem de toplumsal anlamda avantajlar sunuyor.

Zihinsel sağlık ve doğanın iyileştirici gücü
Zihinsel sağlık ile doğanın iyileştirici gücü arasındaki ilişki, psikolojik refah ve fiziksel sağlık için önemli faydalar sunuyor. Halk sağlığı uzmanı Prof. Heather Eliassen, yeşil alanlarda vakit geçirmeyi, daha iyi uyku ve kronik hastalık riskinde azalma gibi pozitif sonuçlarla ilişkilendiriyor. Eliassen, araştırmasında yetişkinler ile çocuklarda psikiyatrik hastalık riskinde ve kaygı durumlarında azalma görüldüğünün, pozitif duyguların ise arttığının altını çiziyor.
Birleşik Krallık merkezli Mental Health Foundation tarafından yayımlanan bir araştırma, doğayla güçlü ilişki kuran bireylerin, genellikle daha mutlu olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte bu yaşam tarzının doğa, sakinlik, neşe ve yaratıcılık gibi birçok pozitif duyguyu tetiklediğini ve konsantrasyonu kolaylaştırdığını ortaya koyuyor. Dolayısıyla, insan kaynaklı iklim krizinin zorluklarıyla yüzleşirken doğayla daha derin bir bağ kurmak, sürdürülebilir bir gelecek için büyüleyici bir ilham kaynağı olabilir.
Sonuç olarak sürdürülebilir bir hayat tarzı, hem bireysel sağlığımızı geliştiriyor hem de gezegene daha yeşil bir gelecek vadediyor. Ancak sürdürülebilir beslenme, aktif yaşam ve zihinsel sağlık gibi alanlarda atılacak adımların faydalarını düşünürken, bu kaynakların herkes için erişilebilir olması adına da mücadele etmek gerekiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
Sürdürülebilir bir gelecek için acil ve dönüştürücü değişiklikler yapmak gerekiyor. Beslenme tercihlerimiz, aktif yaşam çabalarımız ve doğanın iyileştirici gücüne odaklanan yolculuklarımız da bu sürecin birer parçası.
13 Nis 2024

YAZARLAR

Alara Demirel
ANGST editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Üniversite kavramı aşınsa da ona duyduğumuz ihtiyaç canlı. Gençlerin erteledikleri hayatı deneyimledikleri, insanlaştıkları, dünyaya dair tavır geliştirdikleri, beceri seti, düşünme biçimi, formasyon edindikleri kurumsal anlamda kavramın altını dolduran üniversite olanaklıdır. İhtiyacımız, yönümüz, kutup yıldızımız hâlâ özerk üniversitedir.

Fransa ve İspanya’da etkili olan orman yangınları sadece aşırı sıcaklık ve güçlü rüzgarla değil, alevlerin oluşturduğu sıra dışı bir hava olayıyla da büyüyor. NASA’nın “ateş püskürten ejderha” olarak tanımladığı, bilimsel adı “pyrocumulonimbus” olan ateş bulutları, çok büyük ve yoğun yangınların oluşturduğu aşırı sıcak hava, duman, kül ve nemin atmosferin üst katmanlarına doğru hızla yükselmesiyle oluşuyor. Prof. Dr. Doğanay Tolunay, “Bu bulutlar, büyük yangınlarda 12 kilometreye kadar yükselebilir. Bu kritik bir eşik çünkü uçaklar da o seviyelerden geçiyor” diyor.

Bağımlılık denince ilk akla gelenlerden biri alışveriş değil şüphesiz. Ya da spor. Bazen bir hafta boyunca oyun oynamak. Çoğumuz sosyal medyada geçirdiğimiz saatleri sorun olarak bile görmüyoruz. Oysa bağımlılık artık kendini pek çok farklı alanda gösteriyor ve işsizlik, gelecek kaygısı, anksiyete arttıkça bağımlı olduğumuz şeylerin sayısı ve çeşidi de artıyor.

Travma sadece olayın içinde olanların değil, ona tanık edilenlerin de bedenine yerleşir. Çünkü güven duygusunun yıkılışını görmek de insanın sinir sistemine yazılır. Bu yüzden bazı anksiyeteler kişisel değil; toplumsal ve politiktir. Çünkü sürekli alarmda yaşamak politiktir.

Farklı politikaları aynı şekilde uygulayarak liseyi kendi başına değer taşıyan bir yaşam alanı olmaktan çıkarıp üniversitenin bekleme salonuna dönüştürdük. Şimdi çocuklara hangi liseye gireceklerini soruyoruz; dört yıl sonra da hangi üniversiteyi kazanacaklarını soracağız. Déjà vu! Peki üniversite, bu bekleyişin sonunda başlayan bir başka bekleme odası olmasın?




