Sahile vuran Lenin büstünden, sinemanın keşif alanlarına: Tufan Taştan

“Kameranın önünde olmak, metinle uğraşmak kadar heyecan verici gelmiyordu bana.”
Sahile vuran Lenin büstünden, sinemanın keşif alanlarına: Tufan Taştan

24 Kasım - Yapı Kredi - Duende
Yapı Kredi Portföy ile birlikte

World’ün 30. yılında dile Vadaa’dan ne dilersen Türkiye’nin alışveriş arkadaşı World 30 yaşında. Kampanyalarla dolu, mutlulukla dolu, Vadaa’larla dolu tam 30 yıl! Yıllardır ilk günkü heyecanla hayallerimizi gerçekleştiren Vadaa, bu yılın şerefine yine bizi mutlu etmenin peşinde. Üstelik birbirinden güzel hediyelerle! Nedir? Vadaa, tek seferde yapacağınız harcamalarda her 30 TL için bir çekiliş hakkı kazandırıyor; 3 kişiye Jeep Renegade, 30 kişiye iPhone 12 Pro hediye ediyor. Üstelik yüzlerce Worldpuan kazanabileceğiniz kampanyalar da World Mobil’de sizi bekliyor. Siz de World Mobil’e girin: Vadaa’lardan fırsat beğenmek için World Mobil'i bu bağlantı üzerinden indirebilir, kampanyayla ilgili detaylı bilgi alabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Tufan'ı keşfediyorum. "Hafızası çok da iyi olmayan bir konuk daha," diye düşünüyorum, sinemayla ilişkisinin nasıl başladığını sorup cevap alamadığımda. Zaten Tufan'ın hikâye anlatıcılığıyla ilişkisi sinemayla değil, tiyatroyla başlamış. 

"Okuyacak kadar sevmediğimi başladıktan sonra anladım," dediği fizik ve uzay bilimleri eğitimini yarıda bırakıp tiyatro eğitimi almış: "Tiyatronun içindeydim ama oyuncu olmayı istemiyordum açıkçası. Kameranın önünde olmak ya da sahnede olmak metinle uğraşmak kadar heyecan verici gelmiyordu bana." Sonra tiyatro eğitiminin sadece oyunculuktan ibaret olmadığını anlamış — yazarlık, kuram ve dramaturji gibi seçenekleri olduğunu fark etmiş; sokak tiyatrosu yapmış.

Tufan'la Büyükdere Çay Bahçesi'nde, bir sohbetin başında


Lenin mi kasabayı değiştirirdi, kasaba mı Lenin’i? Sinemaya yapmaya kısa filmlerle başlayan Tufan Taştan'ın ilk uzun metrajlı filmi Sen Ben Lenin, 26 Kasım'da vizyon filmleri arasına eklenecek. Absürt olaylar ve tuhaf karakterle dolu bu film, Karadeniz'deki bir sahil kasabasına vuran Lenin heykelinin önce ilgi odağı olması sonra da çalınması üzerine. 

İki polis, bir gün boyunca kasaba ahalisini sorguluyor filmde. Evet, tek mekânda geçiyor. Hayır, bunu fark etmiyor, hatta "o çay bahçesini" ya da "çocuğun heykele sarıldığı o anı" gördüğünüzü iddia edebiliyorsunuz. Senaryoyu birlikte yazdıkları Barış Bıçakçı'yla gerçek olaylardan esinlendiklerine de şaşırıyorum. 1993'te Akçakoca sahillerine vuran Lenin heykelinden, dönemin belediye başkanının 2000'lerde heykeli depodan çıkarıp dikmek istemesinden ve zamanın gazetelerindeki "Akçakoca Çıkışı Leninizm'de Arıyor" başlıklarından söz ediyor, gülüyoruz. Onlar da gülmüşler zaten Barış'la, sonra da sorgulamışlar belediye başkanı gerçekten o heykeli dikseydi ne olurdu diye — Lenin mi kasabayı değiştirirdi, kasaba mı Lenin'i?

Tufan ve Emre'yle Boğaz'a karşı diyaloglar


Tufan'la keşfetmek: "Bize hep belli ezberler öğretilir ya, 'Sinema bir görsel sanattır. Anlatma, göster.' Gerek yok. Belli kalıplarla bir şeye yaklaşmanın hiçbir anlamı yok diye düşünüyorum," diyor Tufan ve konuşmak için seçtiğimiz film The Guilty'nin de bunu kanıtladığını söylüyor: "Sinemanın hâlâ belli ezberlerin, belli kalıpların dışında çok yaratıcı bir şekilde yapılabileceğini gösteriyor.

Benim gibi bir Nordik sinema hayranı Tufan da. Gustav Möller'in bugünlerde Hollywood yeniden çevrimiyle gündeme gelen filmini konuşuyor, filmin yarattığı gerilimin nasıl da başarılı olduğunu karşılıklı kabul ediyoruz: "Duyguyu izleyiciye bazen bir kelimeyle, bir mimikle, bir cümleyle, çok küçük bir hareketle ya da bir açıyla geçirebilmek bence bir beceri.

Tufan'la iki sohbet arasına karışan gülümseler eşlinde


Sen Ben Lenin'in de benzer becerilere sahip olduğunu fark ediyorum. Göstermeyip anlatarak da sinema yapılabildiğini kanıtlayan nadir filmlerden. Oyuncu kadrosundaki sürprizleriyle, hikâyesindeki sürprizleriyle ve zihninizde canlandırdıklarınızı yönlendirebilmesiyle kesinlikle keşfedilmeyi hak ediyor. 

Diyor ki: Duyguyu izleyiciye bazen bir kelimeyle, bir mimikle, bir cümleyle, çok küçük bir hareketle ya da bir açıyla geçirebilmek bence bir beceri.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

🎬 Keşif Sineması #1.6: Tufan Taştan

Tufan Taştan'la Altındağ'dan Büyükdere'ye bir yolculuktayız.

24 Kas 2021

Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Amerika’da bir Türk underdog: Aykut Özen ve grubu Ölüm

Ölüm’ün hikayesi, İzmir’den The Strokes’un ön grubu olarak çıktıkları Red Rocks sahnesine uzanıyor. Türkçe sözlü saykodelik rock grubu Ölüm’ün arkasındaki isim olan Aykut Özen; Los Angeles’taki hayatını, 70’lerin parlatılmamış çiğ ruhunu ve ABD müzik sahnesinde ses getiren kırılma anlarını anlatıyor.

Eda Solmaz

·

03 Ağu 2026

Amerika’da bir Türk underdog: Aykut Özen ve grubu Ölüm
DuendeDuende

HİKAYE

Bir kentin tiyatronun ta kendisine dönüşümü: Bergama, neden tiyatrosun sen?

İlki 2018’de düzenlenen Bergama Tiyatro Festivali bu sene 7-8-9 Ağustos’ta yapılacak. Peki kendi kaderine terk edilmiş bir Ege kasabası nasıl tiyatroya, kolektif emeğe, yeni ihtimallere ve yerelden yükselen umudun ta kendisine dönüştü?

Bahar Çuhadar

·

03 Ağu 2026

Bir kentin tiyatronun ta kendisine dönüşümü: Bergama, neden tiyatrosun sen?
DuendeDuende

HİKAYE

İşe Yarar Bir Hayalet: Unutturuldu sanılan hafıza nasıl geri döner?

"İşe Yarar Bir Hayalet", daha ilk dakikalarında bütün derdini anlatıyor. Bir sanat merkezinde, Tayland toplumunun kolektif belleğini temsil eden bir rölyefin yapımını izliyoruz. Keşiş, asker, işçi, köylü, öğrenci, atlet, çocuk, keçi... Bir toplumun hafızasını oluşturan figürler tek bir yüzeyde buluşuyor. "İşe Yarar Bir Hayalet"te kabul görmenin ölçüsü kim olduğunuz değil, kimin işine yaradığınız. Filmin adındaki ironi de tam burada yatıyor.

Tuba Büdüş

·

31 Tem 2026

İşe Yarar Bir Hayalet: Unutturuldu sanılan hafıza nasıl geri döner?
DuendeDuende

HİKAYE

Bir büyüme hikayesi: Spider-Man nasıl farklı hisseden herkesin kahramanı oldu?

Spider-Man’in radyoaktif örümcek ısırığından gizli kimliğine, kayıplarından kendini kabullenme mücadelesine uzanan hikayesi, farklı hisseden herkesin kendisinden bir şeyler bulabileceği bir büyüme anlatısı aynı zamanda. "Brand New Day" ise Peter Parker’ın yetişkinlikte de değişmeye, bedel ödemeye ve şu soruyla yüzleşmeye devam ettiğini gösteriyor: İnsanlar gerçek benliğiyle tanışsalar onu yine de severler miydi?

Emre Eminoğlu

·

31 Tem 2026

Bir büyüme hikayesi: Spider-Man nasıl farklı hisseden herkesin kahramanı oldu?
DuendeDuende

HİKAYE

İnsan ruhunun karanlık sularında: John Boyne'un 'Elementler' serisi üzerine

'Çizgili Pijamalı Çocuk'un yazarı John Boyne, dört kitaplık "Elementler" serisinde insan ruhunun karanlık ve fırtınalı topografyasını çıkarıyor. Boyne, her biri bir solukta okunabilecek serisinde, dijital çağın üzerimize yağdırdığı sosyal virüslerin cirit attığı ortamda travmalara ve insanlığın kurtuluş reçetelerine değiniyor. Her romanda "suç"u farklı bir yönüyle ele alıyor, birbiriyle iç içe geçmiş metinleri birbirinden özgür kılarken bir yandan da her birini ötekine sımsıkı bağlıyor.

Soner Can

·

31 Tem 2026

İnsan ruhunun karanlık sularında: John Boyne'un 'Elementler' serisi üzerine