Sahile vuran Lenin büstünden, sinemanın keşif alanlarına: Tufan Taştan


World’ün 30. yılında dile Vadaa’dan ne dilersen Türkiye’nin alışveriş arkadaşı World 30 yaşında. Kampanyalarla dolu, mutlulukla dolu, Vadaa’larla dolu tam 30 yıl! Yıllardır ilk günkü heyecanla hayallerimizi gerçekleştiren Vadaa, bu yılın şerefine yine bizi mutlu etmenin peşinde. Üstelik birbirinden güzel hediyelerle! Nedir? Vadaa, tek seferde yapacağınız harcamalarda her 30 TL için bir çekiliş hakkı kazandırıyor; 3 kişiye Jeep Renegade, 30 kişiye iPhone 12 Pro hediye ediyor. Üstelik yüzlerce Worldpuan kazanabileceğiniz kampanyalar da World Mobil’de sizi bekliyor. Siz de World Mobil’e girin: Vadaa’lardan fırsat beğenmek için World Mobil'i bu bağlantı üzerinden indirebilir, kampanyayla ilgili detaylı bilgi alabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Tufan'ı keşfediyorum. "Hafızası çok da iyi olmayan bir konuk daha," diye düşünüyorum, sinemayla ilişkisinin nasıl başladığını sorup cevap alamadığımda. Zaten Tufan'ın hikâye anlatıcılığıyla ilişkisi sinemayla değil, tiyatroyla başlamış.
"Okuyacak kadar sevmediğimi başladıktan sonra anladım," dediği fizik ve uzay bilimleri eğitimini yarıda bırakıp tiyatro eğitimi almış: "Tiyatronun içindeydim ama oyuncu olmayı istemiyordum açıkçası. Kameranın önünde olmak ya da sahnede olmak metinle uğraşmak kadar heyecan verici gelmiyordu bana." Sonra tiyatro eğitiminin sadece oyunculuktan ibaret olmadığını anlamış — yazarlık, kuram ve dramaturji gibi seçenekleri olduğunu fark etmiş; sokak tiyatrosu yapmış.

Tufan'la Büyükdere Çay Bahçesi'nde, bir sohbetin başında
Lenin mi kasabayı değiştirirdi, kasaba mı Lenin’i? Sinemaya yapmaya kısa filmlerle başlayan Tufan Taştan'ın ilk uzun metrajlı filmi Sen Ben Lenin, 26 Kasım'da vizyon filmleri arasına eklenecek. Absürt olaylar ve tuhaf karakterle dolu bu film, Karadeniz'deki bir sahil kasabasına vuran Lenin heykelinin önce ilgi odağı olması sonra da çalınması üzerine.
İki polis, bir gün boyunca kasaba ahalisini sorguluyor filmde. Evet, tek mekânda geçiyor. Hayır, bunu fark etmiyor, hatta "o çay bahçesini" ya da "çocuğun heykele sarıldığı o anı" gördüğünüzü iddia edebiliyorsunuz. Senaryoyu birlikte yazdıkları Barış Bıçakçı'yla gerçek olaylardan esinlendiklerine de şaşırıyorum. 1993'te Akçakoca sahillerine vuran Lenin heykelinden, dönemin belediye başkanının 2000'lerde heykeli depodan çıkarıp dikmek istemesinden ve zamanın gazetelerindeki "Akçakoca Çıkışı Leninizm'de Arıyor" başlıklarından söz ediyor, gülüyoruz. Onlar da gülmüşler zaten Barış'la, sonra da sorgulamışlar belediye başkanı gerçekten o heykeli dikseydi ne olurdu diye — Lenin mi kasabayı değiştirirdi, kasaba mı Lenin'i?

Tufan ve Emre'yle Boğaz'a karşı diyaloglar
Tufan'la keşfetmek: "Bize hep belli ezberler öğretilir ya, 'Sinema bir görsel sanattır. Anlatma, göster.' Gerek yok. Belli kalıplarla bir şeye yaklaşmanın hiçbir anlamı yok diye düşünüyorum," diyor Tufan ve konuşmak için seçtiğimiz film The Guilty'nin de bunu kanıtladığını söylüyor: "Sinemanın hâlâ belli ezberlerin, belli kalıpların dışında çok yaratıcı bir şekilde yapılabileceğini gösteriyor."
Benim gibi bir Nordik sinema hayranı Tufan da. Gustav Möller'in bugünlerde Hollywood yeniden çevrimiyle gündeme gelen filmini konuşuyor, filmin yarattığı gerilimin nasıl da başarılı olduğunu karşılıklı kabul ediyoruz: "Duyguyu izleyiciye bazen bir kelimeyle, bir mimikle, bir cümleyle, çok küçük bir hareketle ya da bir açıyla geçirebilmek bence bir beceri."

Tufan'la iki sohbet arasına karışan gülümseler eşlinde
Sen Ben Lenin'in de benzer becerilere sahip olduğunu fark ediyorum. Göstermeyip anlatarak da sinema yapılabildiğini kanıtlayan nadir filmlerden. Oyuncu kadrosundaki sürprizleriyle, hikâyesindeki sürprizleriyle ve zihninizde canlandırdıklarınızı yönlendirebilmesiyle kesinlikle keşfedilmeyi hak ediyor.
Diyor ki: “Duyguyu izleyiciye bazen bir kelimeyle, bir mimikle, bir cümleyle, çok küçük bir hareketle ya da bir açıyla geçirebilmek bence bir beceri.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Tufan Taştan'la Altındağ'dan Büyükdere'ye bir yolculuktayız.
24 Kas 2021

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
33. Adana Altın Koza Film Festivali’ni, ulusal yarışmanın hayal kırıklıkları, Dünya Sineması’nın güçlü filmleri ve sinemanın sınırlarını sorgulatan tartışmalarıyla ele aldık.

Çocuk yaşta başladığı dans eğitiminin ardından İtalya’da profesyonel bir dansçı olarak tanınan Gabriele Esposito, zamanla odağını performansın ötesine taşıyarak bedenin bir görüntüyü nasıl şekillendirdiğine yöneldi. Esposito ile bedenin görsel anlatıdaki rolünü, moda ve koreografi arasındaki ilişkiyi ve hareketin yeni teknolojilerle değişen sınırlarını konuştuk.

Spotify verileri arabesk müzik dinlenmelerinin 2020’den bu yana yüzde 435 arttığını gösteriyor. Üstelik bu yükselişin merkezinde gençler var ancak yeni kuşağın bir kısmı, dinlediği müziğin arabesk olduğunun farkında bile değil. Türler arasındaki sınırların silindiği, yalnızlık ve gelecek kaygısının arttığı bir dönemde ana akım Türkçe müzik giderek daha karamsar bir tona bürünüyor.

“Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar” başlıklı sergi, 212 Photography Istanbul’un 2026 edisyonunda Erbak ailesinin üç kuşağının seyahat tutkusu ve fotoğraflarını biraraya getiriyor. Nuri Z. Erbak (1914), Mehmet H. Erbak (1950) ve Ceylin Erbak Aytekin’in (1988) dünyanın farklı noktalarında çektiği kareler, 1930’ların Mısır ve Japonya’sından Tibet’e, Antarktika’ya uzanıyor. Bu arşivin nasıl oluştuğunu fotoğrafçı, yazar ve Erbak ailesinin üçüncü kuşak temsilcisi Ceylin Erbak Aytekin ile konuştuk.

Ela Lee, kendi hayatından izler taşıyan ilk romanı Ceyda’da, dışarıdan kusursuz görünen hayatı bir cinsel saldırının ardından parçalanan Türk-Koreli genç avukat Jade’in hikayesini anlatıyor. Rıza, adalet, göçmenlik, aile, başarı baskısı ve suçluluk duygusu etrafında ilerleyen roman, Jade’in başına gelenlerden çok, yaşadıklarının ardından kendisi ve kurduğu hayatla yeniden yüzleşmesine odaklanıyor.




