Sahile vuran Lenin büstünden, sinemanın keşif alanlarına: Tufan Taştan

“Kameranın önünde olmak, metinle uğraşmak kadar heyecan verici gelmiyordu bana.”
Sahile vuran Lenin büstünden, sinemanın keşif alanlarına: Tufan Taştan

24 Kasım - Yapı Kredi - Duende
Yapı Kredi Portföy ile birlikte

World’ün 30. yılında dile Vadaa’dan ne dilersen

Türkiye’nin alışveriş arkadaşı World 30 yaşında. Kampanyalarla dolu, mutlulukla dolu, Vadaa’larla dolu tam 30 yıl!

Daha fazlasını öğren →

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Tufan'ı keşfediyorum. "Hafızası çok da iyi olmayan bir konuk daha," diye düşünüyorum, sinemayla ilişkisinin nasıl başladığını sorup cevap alamadığımda. Zaten Tufan'ın hikâye anlatıcılığıyla ilişkisi sinemayla değil, tiyatroyla başlamış. 

"Okuyacak kadar sevmediğimi başladıktan sonra anladım," dediği fizik ve uzay bilimleri eğitimini yarıda bırakıp tiyatro eğitimi almış: "Tiyatronun içindeydim ama oyuncu olmayı istemiyordum açıkçası. Kameranın önünde olmak ya da sahnede olmak metinle uğraşmak kadar heyecan verici gelmiyordu bana." Sonra tiyatro eğitiminin sadece oyunculuktan ibaret olmadığını anlamış — yazarlık, kuram ve dramaturji gibi seçenekleri olduğunu fark etmiş; sokak tiyatrosu yapmış.

Tufan'la Büyükdere Çay Bahçesi'nde, bir sohbetin başında


Lenin mi kasabayı değiştirirdi, kasaba mı Lenin’i? Sinemaya yapmaya kısa filmlerle başlayan Tufan Taştan'ın ilk uzun metrajlı filmi Sen Ben Lenin, 26 Kasım'da vizyon filmleri arasına eklenecek. Absürt olaylar ve tuhaf karakterle dolu bu film, Karadeniz'deki bir sahil kasabasına vuran Lenin heykelinin önce ilgi odağı olması sonra da çalınması üzerine. 

İki polis, bir gün boyunca kasaba ahalisini sorguluyor filmde. Evet, tek mekânda geçiyor. Hayır, bunu fark etmiyor, hatta "o çay bahçesini" ya da "çocuğun heykele sarıldığı o anı" gördüğünüzü iddia edebiliyorsunuz. Senaryoyu birlikte yazdıkları Barış Bıçakçı'yla gerçek olaylardan esinlendiklerine de şaşırıyorum. 1993'te Akçakoca sahillerine vuran Lenin heykelinden, dönemin belediye başkanının 2000'lerde heykeli depodan çıkarıp dikmek istemesinden ve zamanın gazetelerindeki "Akçakoca Çıkışı Leninizm'de Arıyor" başlıklarından söz ediyor, gülüyoruz. Onlar da gülmüşler zaten Barış'la, sonra da sorgulamışlar belediye başkanı gerçekten o heykeli dikseydi ne olurdu diye — Lenin mi kasabayı değiştirirdi, kasaba mı Lenin'i?

Tufan ve Emre'yle Boğaz'a karşı diyaloglar


Tufan'la keşfetmek: "Bize hep belli ezberler öğretilir ya, 'Sinema bir görsel sanattır. Anlatma, göster.' Gerek yok. Belli kalıplarla bir şeye yaklaşmanın hiçbir anlamı yok diye düşünüyorum," diyor Tufan ve konuşmak için seçtiğimiz film The Guilty'nin de bunu kanıtladığını söylüyor: "Sinemanın hâlâ belli ezberlerin, belli kalıpların dışında çok yaratıcı bir şekilde yapılabileceğini gösteriyor." 

Benim gibi bir Nordik sinema hayranı Tufan da. Gustav Möller'in bugünlerde Hollywood yeniden çevrimiyle gündeme gelen filmini konuşuyor, filmin yarattığı gerilimin nasıl da başarılı olduğunu karşılıklı kabul ediyoruz: "Duyguyu izleyiciye bazen bir kelimeyle, bir mimikle, bir cümleyle, çok küçük bir hareketle ya da bir açıyla geçirebilmek bence bir beceri." 

Tufan'la iki sohbet arasına karışan gülümseler eşlinde


Sen Ben Lenin'in de benzer becerilere sahip olduğunu fark ediyorum. Göstermeyip anlatarak da sinema yapılabildiğini kanıtlayan nadir filmlerden. Oyuncu kadrosundaki sürprizleriyle, hikâyesindeki sürprizleriyle ve zihninizde canlandırdıklarınızı yönlendirebilmesiyle kesinlikle keşfedilmeyi hak ediyor. 

Diyor ki: “Duyguyu izleyiciye bazen bir kelimeyle, bir mimikle, bir cümleyle, çok küçük bir hareketle ya da bir açıyla geçirebilmek bence bir beceri.”

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

∙

PREMIUM'A ÖZEL

🎬 Keşif Sineması #1.6: Tufan Taştan

Tufan Taştan'la Altındağ'dan Büyükdere'ye bir yolculuktayız.

24 Kas 2021

Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi

Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Aslı Perker

·

23 Eki 2026

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Mehmet Sindel

·

23 Eki 2026

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Emre Eminoğlu

·

23 Eki 2026

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Özge Şimşek

·

22 Eki 2026

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.

Yasemin Kaya

·

22 Eki 2026

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar