

Mey|Diageo desteğiyle: Öküzgözü ve Boğazkere: Anadolu’dan Geleceğe Miras Öküzgözü Boğazkere: Anadolu’dan Geleceğe Miras Yaklaşık 10 bin yıl önce bağcılığın doğduğu coğrafyada, birliktelikleri şenlendirmeye başlayan şarabın topraktan sofralara, oradan da gönüllere inen hikâyesinin peşindeyiz. Bugün hikâyenin başrollerinde ise Doğu Anadolu toprağının gücünü yansıtan; ismini adeta öküz gözleri kadar iri ve lacivert tanelerinden alan Öküzgözü ve "boğazı keren" zengin burukluğuyla isimlenen Boğazkere var. Birbirine zıt karakterde ama birbirini tamamlayan bu iki asil üzümün hikâyesi, Mey|Diageo ’nun kurumsal sponsorluğunda ve Yayın Danışmanı Gözdem Gürbüzatik’in rehberliğinde, Öküzgözü Boğazkere: Anadolu’dan Geleceğe Miras adlı kitapta bir araya geldi. Nedir? Görsel tasarımını ve editörlüğünü Bant Mag ’in üstlendiği kitap, sadece üzümlerin değil onların yetiştiği Elazığ ve Diyarbakır yöresinin tarihi, mutfağı, yeme içme gelenekleri, müziği ve şarabı hakkında referans bir kaynak sunuyor. Sadi Güran ve Bengisu Bilekli’nin illüstrasyonlarının eşlik ettiği kitap, kadim üzümlerin mirasını geleceğe aktarma heyecanını taşırken değerli akademisyenler, gastronomi uzmanları, yemek yazarları, önologlar ve şeflerin yazı ve röportajlarına yer veriyor. Cezbedici bir birikimin ürünü olan eser ayrıca konuyla ilgili geniş bir sözlüğe de sahip. Neden önemli? Kitap, 1930’lu yıllarda Atatürk’ün talimatıyla Türkiye’ye gelen ve uzun yıllar burada yaşayan bağcılık ve şarapçılık uzmanı Marcel Biron’un kaleme aldığı Les Vins Rouges D’Elazığ (Elazığ’ın Kırmızı Şarapları) adlı kitaptan sonra yazılmış tek şarap kitabı olma özelliği taşıyor. Farklılıkların ve zıtlıkların izinden giden Öküzgözü Boğazkere: Anadolu’dan Geleceğe Miras kitabını keyifle okumak için seçili kitabevlerini ziyaret edebilir veya buradan edinebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
Mahalle: Yeşilköy. Mahalleli ve yazı : Ece Manav. Fotoğraflar: Deniz Sabuncu.
Yeşilköy’ün sınırları Çiroz diye bildiğimiz Çarşamba Pazarı’ndan başlar, Hava Harp Okulu’nda son bulur. Vardığımı Yeşilyurt trafik ışıklarını gördüğümde, Pelit Pastanesi’nin önünden geçtiğimde anlarım. Çarşısında hareket vardır ama geldiğim yerden daha sakin bir telaştır bu. Arabanın kontağıyla benim de kontağım kapanır. Evdeyim.
İç içe geçmiş iki semt: Yeşilköy ve Yeşilyurt. Fiziken sınırları çizilmemiştir. Yeşilyurt buralı olmayan için bilinen bir isim değildir, bilen içinse; upuzun bir caddenin devamıdır aslında. Oturduğum caddede sırasıyla teyzem, az ileride ananem ve Fatoş halam, onların çaprazındaysa annem ve babamın ömürlük dostları Ziya ve Gamze oturur. Yaşam doğrum, varlığıma tanıklık etmiş insanlar, hep buradadır. Mahallenin benim için hatrı sayılır bir kısmı da annemin ve anneannemin Yeşilköy'ü aslında, aktarılmış ve birlikte yaşanılan o mahallecilik kültürü. Yeşilköy; burada doğmuş, büyümüş olan için aile ve yuva demektir, en belirleyici özelliği odur.

Ece
Geleni gitmeyen mahalle
Yeşilköy’ün mahallelisi burada mahalleli olmayı sever. Geleni geçeni tanımak, bakkalın numaranı bilip telefonu isminle açması, balığının pişip eve gelmesi ve taze meyve gelen marketin sana haber vermesi olağan şüphelileridir Yeşilköy sokaklarının. Birbirini sever sayarsın, akşam da muhakkak eve bir selam götürürsün. Genel olarak yaş ortalaması yüksektir, geleni gitmemiştir. Mahallelisi karışıktır Yeşilköy’ün, sayfiye zamanlarından beri herkes bir arada yaşamaya alışmış.
Paskalya zamanı ananeme çörekler gelirdi, bizden de aşureler giderdi komşulara. Böyle alışverişler eskisi kadar olmasa da hâlâ var. Bir de yaz başı Adalar’a günde 2 defa vapur seferi konur sahilden. Adalılar yazlıklarına uğurlanır.
Bir güzelliği de İstanbul’un başına en çok gelen genişleme durumunun bu semte uğrayamıyor oluşu. Sınırları belli, ötesine gidilemediğinden yeni yapılanmalar gözlenmiyor. Hep kendi içinde devinen, yenilenen bir hâli var mahallenin.

Arabaları bile yeşil olan bir mahalle
Yeşil bir köy, bir yurt
Yeşilköy’ün her yanı apartman ve eski köşklerle, yani düşündüğünde binalarla dolu olsa da deniz, ferahlık sebebidir. Yeşilköy/Yeşilyurt isimleri de hakkını verir, sokakların çoğu bol ağaçlı ve çiçekli burada. Marmaray’a kadar Sirkeci-Halkalı, banliyö tren hattının durağı olarak şehre bağlıydı. Hatta Atatürk Havalimanı’na gelip İstanbul’a ilk ayak basanlar hemen Yeşilköy’le tanışırdı. Evin üzerinden iniş yapacak uçaklar geçerken telefondaysan karşındakine “Bir saniye uçak geçiyor” demen gerekirdi, düşün o kadar yakın. Yeşilköylüler için Atatürk Havalimanı’nın kapanması biraz hüzünlü oldu, bense 21 yaşımdan sonra Sabiha Gökçen yolunu öğrenmek zorunda kaldım.

Trafik saatini atlatmayı bekleyen mahallelinin öğle molası
Trafik yoksa, merkeze 20 dakika
Liseden itibaren yaşamım Taksim, Cihangir ve Teşvikiye ekseninde dönmeye başladı. Taksim - Yeşilköy dolmuşu candı o zamanlar (şimdi taleplerde azalma, fiyat artışı ve Marmaray'ın gelmesiyle tedavülden kalkmış), dolmuş sırasında yapılan sohbetler, yeni tanışıklıklar olurdu. Yine de “çok uzaaaak” der dururdum. Etrafıma da “Trafiksiz gerçekten 20 dakika sürüyor!” diye açıklardım. Şehir yaşantımın daha kolay olması gerektiği konusunda ısrarcı ve umutluydum. Şehir standartlarında A noktasından B noktasına ulaşmak için harcanan zaman ve enerjiye hâlâ biraz takığım, her birimizinkini çok değerli görüyorum çünkü.
Gel gelelim büyümenin etkisi, bakılacak farklı pencerelerin var olduğu bilincinin oluşması bir de tüm yılı İstanbul’da geçirememenin getirdiği kısıtlı zaman bilinciyle mahallede geçirdiğim zaman bana git gide bana keyif vermeye başladı. Haziran - Ekim arası güneyde oluyorum, geziciyim. Ekimde dönüp şehre adapte olma hâli, yazı kapama ve kışı selamlama Yeşilköy’de üzerinde battaniye elinde boza ve leblebi tadında geçiyor. Hem senin hem de doğanın içinde mevsim ve renk geçişlerini gözlemleyebiliyorsun.
Kendi varoluşum ve mesleğim sosyal olmayı çokça barındırıyor, burayı da onun dengesi olarak görüyorum. Günü bitirdiğimde, çok eğlendiğim bir gecenin ardından veya parçası olduğum işin keyifle sonu geldiğinde bilinmeyen çöplüğüme dönüyorum ve sıfırlanıyorum âdeta. Bu her gün daha kıymetli hâle gelmeye başladı, dönüştüğüm Ece’nin buraya kanı daha çok kaynıyor. Yeşilköy’ün tek başına büyük resme uzaktan baktırabilmek katkısı var bir de. Şehrin dışına çekilip meseleyi buradan, günlük dinamiklerimden aldığım ilhamla ama olayın dışarısında, âdeta yaratılan dünyayı kuşbakışı gözlemleyerek incelemeye alan açıyor.

Yeşilköy köşkleri
İnsanın kaç mahallesi olabilir?
Anlatabildiğim ve aktarabildiğim yer mahalledir benim için, İstanbul’da ve başka şehirlerde de birkaç mahallem olduğunu hissediyorum. Hikâyeme ortaklık ediyorsa ve his dünyamda yeri varsa lokallik de beraberinde geliyor. Sadece uğramam oraya; giderim, vakit geçiririm, dokunurum, solurum ve insanını toplarım.
Brüksel ve Berlin'deki deneyimlerimde buralara tek başıma, eğitim veya iş odaklı gitmem sebebiyle iki şehrin de hareketli kısımlarında bulundum/bulunuyorum. Hiç olmadığı kadar şehrin göbeğinde yaşıyorum, evimin hemen köşesindeki sık gittiğim mekânlarda sosyalleşiyorum. Tıpkı geçtiğimiz yıllarda Cihangir’de, Teşvikiye’de geçirdiğim zamanlar gibi. Şimdilerden örnek verirsem Berlin’de 1, İstanbulda’ysa 2 ayrı tarza ait yaşam alışkanlıklarım; biri şehirde olan, görünen, sosyal ve hızlı olan ben - diğeri de şehirle vedalaşıp ailesi, odası ve yeşille buluştuğunda kabuğuna çekilen Ece. Ayrıca çok kıymetli bir güzelliği var buranın, hayır demek biraz daha kolay: “Ya Yeşilköy’deyim bugün biraz zor olacak…”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Sınırlarından dışarı her çıktığında seni kendine çağıran yer, nasıl yapar bunu? Ev dediğin sürekli çağrılma hâli midir?
13 Kas 2022

YAZARLAR

Soli
Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR
"Bu bir cruise değil" mottosuyla kalabalık ve kaotik cruise anlayışını tersine çeviren lüks yat seyahatlerine paralel olarak barge cruise yani mavnalarla seyahat hareketi de yaygınlaşıyor. Barge cruise seyahatine çıkanlar Avrupa kentlerinin küçük nehir ve kanallarında dingin ve butik bir deneyim yaşıyor.

Kültürel değer üretme biçimi değişiyor. Seyahat de bunun dışında kalmıyor. Seyahatin tarihsel işlevlerinden biri olan öğrenme, kültürel katılım ve karşılaşma, dijital çağın koşullarında yeniden görünür oluyor.

12 Ağustos’ta yaşanacak tam güneş tutulması Grönland’ın doğusundan başlayıp güneye doğru ilerleyecek ve ardından İzlanda’nın batı kıyıları ile İspanya’nın kuzeyinden geçecek. Yaklaşık iki dakika sürecek bu doğa mucizesine tanık olmak isteyenler için farklı zevklere göre öneriler hazırladık.

23-28 Haziran arasındaki Paris Erkek Moda Haftası bir kez daha gösterdi ki bugün moda yalnızca kıyafet üretmiyor; şehirlerin kültürel ritmini belirleyen, farklı disiplinleri aynı masada buluşturan ve en beklenmedik karşılaşmalar için alan açan canlı bir ekosistem olmaya devam ediyor.

Kuruçeşme'de, sadece randevuyla hizmet veren Salon Kantiem, Türkiye'nin ilk bağımsız saatçilik butiği olma iddiasında. Ama bir mağazadan çok bir buluşma noktası olarak tasarlanmış. Türkiye'de bağımsız saatçilikte yaşanan dönüşümün ortasında duran isimlerden biriyle, Turkish Watch Guy'ın kurucusu ve yeni açılan Salon Kantiem'in ortaklarından Doruk Ünlü'yle saatlerin anlattığı hikayelerden ve Türkiye'nin potansiyelinden sohbet ediyoruz.



