Şehirde caz vakti

28. İstanbul Caz Festivali başladı.
Şehirde caz vakti

3 Eylül - Oart - Duende
O'Art ile birlikte

Odeabank’ın sanat platformu O’Art’tan “şey: nesnenin ihtimali” sergisi Sanata ve sanatçıya verdiği desteği, pandemi sürecinde de kesintisiz olarak devam ettiren Odeabank ; herkesi, sanat platformu O’Art kapsamında gerçekleştirdiği sergileri deneyimlemeye davet ediyor. Nedir? Odeabank’ın sanat platformu O’Art’ın, yılın üçüncü ama ilk fiziksel sergisi olma özelliği taşıyan ve Begüm Güney küratörlüğünde Ahu Akgün, Çağla Ulusoy ve İnci Furni’nin yapıtlarından oluşturulan ‘şey:nesnenin ihtimali’ isimli sergi; kişisel bir ifadenin ürünü olarak da tanımlanabilen sanat yapıtının, içerik, biçim, üslup, teknik ya da malzeme ile sanatçısı tarafından belirlenen kurgusu; serginin temelini oluşturuyor. ‘şey:nesnenin ihtimali’: Çoğalıp sıkışan ve eksilterek hafifletilen, nesneleşip parçalanan ya da nesne niteliğinin tamamen korunduğu, beliren ve belirginsizleştirilen kontrast bir tavır taşıyan sergi, duyuların ve duyguların sembolik imgeleri ya da temsilleriyle ilgilenmiyor; gündelik hayatın içindeki nesnenin kurgulanan estetik ve eleştirel potansiyelini ortaya çıkarma amacı taşıyor. Nerede? O’Art kapsamında ziyaretçilerle buluşan ‘şey:nesnenin ihtimali’ , pandemi nedeniyle çevrimiçi gerçekleştirilen sergilerden sonra ilk kez fiziksel ortamda ziyaretçilerini kabul eden sergi olma özelliği taşıyor. ‘şey: nesnenin ihtimali’ , 30 Temmuz’da açıldı ve 10 Ağustos’a dek sanatseverler tarafından ziyaret edilebildi. Fiziksel serginin sona ermesiyle, 11 Ağustos itibarıyla, şu anda odeabank.com.tr üzerinden çevrimiçi olarak ziyaret edilebiliyor. Dahası: O’Art’ın yıl içerisinde gerçekleştirdiği diğer sergileri; ‘Şimdi 2021’ ve Özge Topçu “Işıklık / Skylight” sergileri de Odeabank web sitesinde online olarak gezilebiliyor. O’Art’ın Ekim ayında sanat severlerle buluşturmayı planladığı “CANAN” sergisini kaçırmamak için Odeabank’ı Instagram’da takip edebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Neler oluyor? İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından gerçekleştirilen 28. İstanbul Caz Festivali, 1 Eylül’de Lucy Woodward ve Berk Sarı Quartet’in Habitat Parkı’ndaki performansıyla açılış yaptı. Festival, 24 Eylül’e kadar 40’tan fazla konser ve pek çok ücretsiz yan etkinlikle şehrin parklarına ve açık hava mekânlarına yayılacak.

Neden önemli? Geçtiğimiz yıl fiziksel ve dijital etkinliklerle hibrit bir formatla düzenlenen İstanbul Caz Festivali, bu yıl da şehrin cazlı günlerini temsil etmeye devam ediyor. Üstelik şimdilik şehirde etkinlik takvimine yerleşmiş tek caz festivali. Caz konserlerini özleyenler, parklarda müzikli buluşmalara hasret kalanlar için tam vakti.

Ne söyledi? Şehirde cazlı günler başladı. 28. İstanbul Caz Festivali'nin dair merak ettiklerimizi festivalin direktörü Harun İzer'e sorduk. 


Geçtiğimiz yıl yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen festival, hem dijital hem de fiziksel etkinliklerle caz seyircisiyle buluştu. Bu yıl daha kapsamlı bir program var. Bir festivalin sürdürülebilirliği ne kadar önemli? Bu süreçten öğrenimleriniz neler? 

Sanırım son iki yıldır yaşanan sıkıntılara bu açıdan yaklaşan daha önce olmamıştı, buradan Duende’ye ayrıca bir teşekkür bu ilginç ve güzel soru için. Bence işin bir teknik bir de duygusal boyutu var. Teknik anlamda yılda bir kez yaptığınız bir festival söz konusuysa süreklilik ve sürdürülebilirlik çok büyük önem kazanıyor. Yılda bir iş yapmak garip bir rutin, bütün süreçlerinizi yıla yayıyorsunuz. Ekipleri de aynı şekilde.

Giderek artan bir tempo söz konusu, bunun dinamizmine hazır olmanız lazım. Araya boşluklar, dalgalanmalar, büyük kırılmalar girerse bu rutin kötü bir şekilde sarsılıyor. Tam da böyle bir durum yaşadık — bütün müzik sektörü, kültür sanat sektörününse büyük kısmı yaşadı bunu. Tecrübeler kaybedildi, alışkanlıklar bozuldu, ekipler dağıldı. Bu da işleri sürdürebilmeyi zorlaştırıyor. Arada çok fazla boşluk vermeyerek bunu olabildiğince aşmaya çalıştık. Tabii bir de festivalin diğer önemli paydaşları, başta sanatçı ve seyirciler olmak üzere 24 yıldır festival sponsorumuz Garanti BBVA ve uzun yıllardır festivali destekleyen Kültür ve Turizm Bakanlığı’nı da unutmamak lazım. Bu tür desteklerin devam etmesi de sürdürülebilirlik için çok önemli. 

Duygusal tarafıysa seyirci ve takipçilerinizle ilişkiniz — kesmemeniz gerekiyor yoksa onları kaybediyorsunuz. Bu aslında daha çok işin niteliği, kalitesiyle bağlantılı olarak hissediliyor. İyi bir iş yapıyorsanız, seyirci sizi 3-5 yıl aradan sonra da tekrar bağrına basabilir. Veya tam tersi de oluyor, üst üste birkaç sene kötü giden bir etkinlik artık seyircisiyle bu bağı kaybediyor ve unutuluyor. Bu açıdan bizde ibre daha olumlu taraftaydı: takipçilerimizle uzun yıllara dayanan bir ilişkimiz, yıllar içerisinde kendini de değiştirmeyi ve taze kalabilmeyi başarmış bir festival var. Dolayısıyla bu açıdan yeterince dirençli olduğumuzu gördük, bu güzel bir histi.

Cazın sürekli dönüşüm hâlinde olduğunu belirli zaman periyotları içinde görebiliyoruz. 60’lar ve 70’lerdeki İngiltere merkezli deneysel, özgür ve ham caz akımının güncele ayak uydurarak tekrardan ortaya çıkması gibi. 28 yıllık bir festival olarak programı oluştururken siz bu dönüşümü ve döngüleri ne kadar takip ediyorsunuz? Bunun sizin tarafınızda programa olan yansımaları nelerdir?

70’lerde önce İskandinav ülkelerinden başlayan Kuzey cazı ve oradan da Avrupa cazı akımı gibi dönüşümler, değişimler var cazda. Bir müzik tarzının, bir kültürün yaşaması ve varlığını devam ettirmesi tam da bu dönüşümlere bağlı. Çocukluk ve yetişkinlik ayrımı gibi — canlılarda da bu böyle değil midir? Biz bu dönüşümleri takip ediyoruz. Hatta caz alanındakileri programda yer verdiğimize kıyasla çok daha yakından. Bir anlamda, hem içerik hem tür olarak programa yansıyanlar, buz dağının görünen kısmı.

Mesela şu son 10 yıldır yeni Birleşik Krallık merkezli cazın yükselişi hakikaten çok heyecan verici. ABD'den Kamasi Washington ve onunla beraber yükselen bir nesil, rock festivallerinde çıkıyor şu anda, Jaimie Branch ve Angel Bat Dawid gibi müzisyenler de dâhil. Bu müzikleri Blue Note’ta bulamıyorsunuz, Bandcamp’e gidip International Anthem gibi yeni plak şirketlerini takip etmeniz gerekiyor. Diğer taraftan Avrupa’da pandemi öncesi “yeni nesil big band’ler” diyebileceğim büyük caz topluluklarında ciddi bir artış yaşanmaktaydı. Almanya, Fransa gibi ülkelerden durmadan kapsamlı ekipler çıkıyordu. Güney Afrika da bu açıdan gündemde bir ülke. Ortalık baya iyi müzikle kaynıyor! Tabii ki bütün bunlara programda yer vermemiz imkansız, olabildiğince makul seçimler yapmaya çalışıyoruz biz de.

Fakat "28 yıl" deyince bunu böyle yeknesak bir kütle gibi düşünmemek lazım. Festivalin bu süreçte üç farklı direktörü oldu ve üçümüz de farklı heyecanlara sahip insanlardık. Festivalin geçmişi bize hep bir fikir vermiş, bir yola çıkış veya başlangıç noktası olmuştur. Daha önce neler yapıldığı, daha sonra neler yapılabileceğini de belirliyor. 

Bir de, işin tek yönü sanatçı seçimleri değil. Mekânlar da festivali ciddi şekilde etkiliyor. Biz bir şehir festivaliyiz, bu başından beri böyle. Yalnız, şehre bakışımız bu süre içinde ciddi bir şekilde değişmiş — bunu mekân seçimlerine bakarak rahatlıkla görebiliyoruz. Festivalin ilk yıllarında marching band dediğimiz New Orleans usulü bandolar gelir, İstiklal Caddesi’nde bir baştan diğer başa yürüyerek konser verirlerdi. Şu anda bunu düşünebiliyor musunuz? Hayal gibi geliyor. Aynı zamanda son yıllarda yaptığımız ve çok ilgi toplayan Parklarda Caz konserleri, 2014 yılından sonra başladı, oldukça yeni bir etkinlik.

Mabel Matiz’in Niels Broos'la olan ortak projesine, Kenan Doğulu’nun İhtimaller albümünün konserine, Altın Gün, Arlo Park ve Melike Şahin etkinliklerine baktığımızda İstanbul Caz Festivali’nin kapsayıcı ve yeni bir dinleyici kitlesine ulaşma hedefinin olduğunu görüyoruz. Dinleyici kitlesinin çeşitlilik gösterdiği bir şehirde İstanbul Caz Festivali kendi takipçisini nasıl tanımlıyor ve gelecekte neler hedefliyor?

Doğrusu bir şehir festivali olarak bir yandan şehrin güncelliğini ve dinamizmini yakalamaya çalışıyoruz. Diğer taraftan İstanbul, Türkiye’de müzik üretimi adına öncü bir şehir ve ülkenin dünyaya açılan kapısı. Biz de tam bu öncülük ve dünyaya açılma üzerinden bir şeyler şekillendirmek istiyoruz. Festivale yurt dışından gelen sanatçılarda, Türkiye’den isimlerde veya yapılan ortak projelerde hep bu özellikler var: öncü olabilen, dünyaya açılabilecek, bütüne hitap edebilen, güncel ve hayatın içinden bir şeyler sunabilmek.

Tabii ki sevilsin ve beğenilsin. Fakat aynı zamanda keşfedecek bir şeyler de olsun içinde. Böyle bakınca takipçi kitlemizi değil de kendimizi tanımlamaya çalıştığımı fark ettim: "Bu betimlemeden kendine bir şeyler alabilecek bir kitlenin festivalimizi takip etmesini istiyoruz," diyebilirim. Belki bazıları sadece popüler olanın peşinden buraya gelecek ama farklı bir şeyler de alıp evine dönecek. Bunu konserden çıktığı gibi unutabilir veya sonradan "Vay be! O neydi öyle?" diye üzerine düşünebilir. Daha sonra tekrar gelebilir — önce popüler işlere bakabilir, sonra daha ince detaylara, farklı isimlere yönelebilir. Belki de arkadaşlarının peşinden bir parka gelir, hoşça vakit geçirir ve gider. Herkes buradan kendine göre olanı alabilmeli. Bence takipçi kitlemiz böyle bir şey olmalı.

Bu soru sana özel. 🙂  İstanbul Caz Festivali’nde sadece Güney Amerika’dan grupların/müzisyenlerin olduğu bir sahne kursan, o sahnede kimler çalsın istersin?

2015 sonrası bir ara ciddi şekilde Güney Amerika’nın yeni seslerine kafayı takmıştım, özellikle de elektronik müzikle birleşen formlara — tabii bu daha çok DJ setlerim için peşine düştüğüm bir şeydi. Hakikaten Güney Amerika müzikleri gecesi yapılsa sayılacak çok isim var. Bir kere, bir yerlerde mutlaka Quantic olmalı derim, 90’lardan beri aktif, aslında oralardan olmayan ama kendini bölgenin müzik ve müzisyenlerini keşfetmeye adamış bir isim. Diğer taraftan eskilerden Os Mutantes, şu anda 82 yaşındaki Dona Onete, Peru’dan on yıllardır farklı müzisyenlerin katılımıyla devam eden Los Mirlos olabilir. Daha genç ekiplerden, şu anda aktif değiller sanırım, Lulacruza’yı bir dinlemek isterdim. Gecenin geç saatlerinde, şu başta bahsettiğim DJ setlerimde de çokça yer alan Frikstailers da çok güzel olurdu. Monsieur Perine’yi de unutmamak lazım — 2020’de konserlerini yapacaktık fakat iptal oldu.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

28. İstanbul Caz Festivali, Petite Maman

Vakti geldi. Keşif sayımızla her hafta cuma günü, sinema ve müzik evreninden öneriler, incelemeler ve haberlerle zamanı yakalıyor ve detaylara sızıyoruz.

03 Eyl 2021

O'Art ile birlikte
28. İstanbul Caz Festivali, Petite Maman

YAZARLAR

Taner Turna

grandkid of david bowie, son of nick cave, brother of thom yorke & damon albarn

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR